Truss'ın istifasıyla Brexit sonrası 3. Başbakan da görevi bırakmış oldu. İngiltere Başbakanı neden istifa etti? Liz Truss'ın kısa süren iktidarında neler yaşandı? Boris Johnson geri gelir mi? Enerji sorunu Avrupa'da siyasi krize mi dönüşüyor? A Haber Londra muhabiri Alpaslan Düven, canlı yayında konu ile ilgili tüm detayları anlattı.
İngiltere'de siyasi deprem yaşanıyor.
Yalnızca bir buçuk aylık görevinin ardından gelen Başbakan Liz Truss'ın istifası ülkeyi yeniden bir belirsizliğe sürüklendi.
Muhafazakar parti bir hafta içerisinde seçimlere gidecek.
Truss İngiltere'nin en kısa süreyle başbakanlık görevini yürüten liderlerinden biri olarak adı İngiliz tarihine geçti.
Görevde kaldığı 1,5 aylık süre içerisinde ülke pek çok çalkantılı olayla karşı karşıya kaldı.
Başbakanlık görevini devralmasından yalnızca bir kaç gün sonra Kraliçe 2. Elizabeth hayatını kaybetti.
Kraliyet tacı üçüncü Charles'a geçti. Hemen ardından çok tartışmalara neden olan vergi politikası İngiltere'yi büyük bir girdaba sürükledi.
Sterlin dolara karşı rekor seviyede geriledi. Eleştirilerin hedefinde olan Truss, çareyi Maliye Bakanı Varteng'i görevden almakta buldu.
Ancak bu karar da piyasaları sakinleştirmeye yetmedi. Son darbe ise İçişleri Bakanından geldi.
İçişleri Bakanının hükümete ait gizli belgeleri kişisel e-posta adresinden başka bir kişiye göndermesi bakanın istifasına neden oldu.
Görev sürecinde Liz Truss'ın en büyük siyonistim sözleri ise uzun süre tartışılmıştı.
Truss, 1922 komitesi ile yapılan görüşmenin ardından görevi bıraktığını duyurdu. Muhafazakar partide yeni liderin bir hafta içerisinde seçilmesi bekleniyor.
Truss bu süre içerisinde başbakanlık koltuğunda oturmaya devam edecek.
Liz Truss sonrası İngiltere'de yeni başbakan kim olacak? Boris Johnson geri gelir mi? Başbakanlık için aday listesinde sürpriz isimler var mı? A Haber Londra muhabiri Alpsalan Düven konu ile ilgili detayları anlattı.
İşte o açıklamalardan satır başları;
Güçlü bir karakter değildi. Başbakanlığa çok ısrarlı bir şekilde yanaştı. Güçlü bir isimle yarıştı. Muhafazakar partili seçmenler tercihini Liz Truss'tan yana yaptı.
Partinin aşırı derecede biraz ırkçı olmasa da beyaz bir adaya gönül vereceği yönünde iddialar ortaya açılınca ister istemez Truss'ın ismi biraz daha ön plana çıktı.
İstenmeyen bir Başbakan olarak geldi. Bugüne kadar emanetçi bir Başbakan görüntüsü vermişti. Bugün o noktaya geldik.
BORIS JOHNSON GERİ GELİR Mİ?
Boris Johnson sabah saatlerinde 20 kadar milletvekilinin desteğini almıştı. Şu sıralarda 45 milletvekili Johnson'ı destekliyor. 33 milletvekili Rishi Sunak'ı destekliyor.
15 milletvekili ise Penny Mordaunt'ı destekliyor. Rishi Sunak ismi ön plana çıkabilir. Her ne kadar medya 45 milletvekilinin Boris Johnson'a destek verdiğini söylese de Sunak biraz daha bastırabilir gibi görünüyor.
Boris Johnson da ABD'deki gezilerini kısa kesti geri döndü bu bir işaret de olabilir.
SİYASİ İSTİKRARSIZLIĞIN GÖLGESİNDE 1 YILDA 3'ÜNCÜ BAŞBAKANINI BEKLİYOR
Siyasette çalkantılı günlerin yaşandığı İngiltere'de art arta gelen istifa kararları, hem iktidar partisi milletvekillerinin hem de muhalefetin sert tepkisine neden oldu.
Ülkedeki muhalefet partileri, siyasi kaostan iktidardaki Muhafazakar Parti'yi sorumlu tutarken kargaşanın son bulması için erken genel seçim yapılmasını talep ediyor.
Genel seçim çağrılarını reddeden Muhafazakar Parti içindeki liderlik yarışı gelecek hafta sonuçlanacak ve kazanan isim, aynı zamanda 6 yılda 5'inci İngiltere Başbakanı olacak.
JOHNSON'I İSTİFAYA GÖTÜREN SÜREÇ: PARTİ SKANDALI VE HÜKÜMETTEKİ İSTİFALAR
İngiltere'de 24 Temmuz 2019'da göreve gelen Johnson, Kovid-19 salgını sırasında Başbakanlık Ofisi 10 Numara'da karantina kurallarını ihlal eden partiler düzenlenmesi nedeniyle milletvekilleri ve halkın eleştiri ve istifa baskısı altındaydı.
Bu partilerden biri nedeniyle para cezası da alan Johnson, kendi partisinin bazı milletvekilleri ve muhalefet tarafından parlamentoya yalan söylemekle suçlandı.
Lideri olduğu Muhafazakar Parti içinde 6 Haziran'da güven oylamasına gidildi ve bu zorlu süreci de atlatarak 148'e karşı 211 oyla kazandı.
Parti içindeki güven oylamasını kazansa da İngiliz kamuoyu, Johnson'ın siyasi geleceğinin tehlikede olduğunu yazdı.
Johnson'ı istifaya götüren süreçte olayların son halkası olan kabinedeki istifalar ise Muhafazakar Parti Milletvekili ve Grup Yöneticisi Chris Pincher'e yönelik taciz suçlamalarının ardından geldi.
Pincher'la ilgili iddialardan haberdar olmasına rağmen onu parti içinde görevlere getiren ve bilgisinin olmadığını söyleyen Johnson, parti içinde ve dışında yalan söylemek ve sorumlu davranmamak suçlamalarıyla da karşı karşıya kaldı.
Tüm bu suçlamaların ardından iki günde bazıları bakan olmak üzere Johnson hükümetinden ve partisinden 60'a yakın isim istifa ettiğini açıkladı.
Yaşanan gelişmelerle üzerindeki istifa baskısı artan Johnson, 7 Temmuz'da parti liderliğinden istifa ettiğini ve başbakanlık görevini ise yeni lider seçilene kadar sürdüreceğini duyurdu.
Truss'ı istifaya götüren süreç, "ekonomi politikasından U dönüşü" yapmasıyla başladı
Boris Johnson'ın başbakanlıktan istifasının ardından parti içindeki başbakanlık yarışını kazanan Truss, Kraliçe 2. Elizabeth'le Balmoral Kalesi'nde 6 Eylül'de yaptığı görüşme sonrası hükümeti kurma görevini aldı.
Böylelikle Başbakanlık Konutu 10 Numara'nın da yeni sakini seçilen evli ve 2 çocuk annesi Truss, Margaret Thatcher ve Theresa May'den sonra "İngiltere'nin 3. kadın başbakanı" olarak kayıtlara geçti.
Parti içindeki seçim kampanyası sürecinde sıklıkla "vergi indirimleri" vaadini öne çıkaran Truss'ın, başbakanlık görevini devralmasının ardından İngiliz hükümeti, 23 Eylül'de toplam 45 milyar sterlini bulacak vergi kesintilerinin uygulanmasına hazırlanıldığını açıkladı.
Bu durum, ülkenin dış borçlanmasının yükseleceği beklentilerini artırarak sterlinin sert değer kaybı yaşamasına neden oldu.
Ekonomik planlara yönelik sert eleştirilerin ardından hükümet, yüzde 45'lik en yüksek gelir vergisi oranını kaldırma planından vazgeçti.
Daha önce pek çok kez bütçe düzenleme planı kapsamındaki vergi indirimi planının arkasında duran Truss, 14 Ekim'de kamuoyu baskısına dayanamayarak Kwasi Kwarteng'i Maliye Bakanlığı görevinden alarak yerine Jeremy Hunt'ı getirdi.
Piyasalarda ciddi sarsıntılara neden olan "hatalar" için özür dilemesine karşın Truss'ın görevde ne kadar kalacağı konusunda İngiliz kamuoyunda tartışmalar başladı.
Art arda siyasi çalkantıların yaşandığı İngiltere'de Başbakan Truss, dün istifa ettiğini açıkladı.
ngiliz parlamentosunda 18 Ekim'de yaptığı konuşmada, "Pes eden değil, savaşçı" olduğunu söylemesine karşın bir gün sonra istifa kararını açıklayan Truss, böylelikle sadece 44 gün görevde kalabildi.
Liz Truss, ayrıca "İngiltere tarihinde en kısa süre görev yapan Başbakan" olarak kayıtlara geçti.
BREXIT SÜRECİ BAŞBAKANLARI İSTİFAYA SÜRÜKLEDİ
İngiltere'de 2013'te dönemin Başbakanı David Cameron'ın, Avrupa Birliği (AB) üyeliğini referanduma götürme sözü vermesi üzerine başlayan Brexit atmosferinin sonucu Cameron'a yaramadı.
Ülkede 23 Haziran 2016'da yapılan ve son ana kadar başa baş giden referandum yarışından yüzde 48'e karşı yüzde 52 ile Brexit cephesinin galip çıkması üzerine kendisi AB üyeliğinden yana olan Cameron görevinden istifa etti.
Cameron'dan sonra görevi devralan Theresa May de AB ile vardığı Brexit anlaşmasının parlamentoda 3 kez reddedilmesinin ardından parti içi muhalefetin baskısına dayanamayarak liderlikten istifa etti.
Brexit krizini çözemeyen May, başbakanlığı bırakırken koltuğuna Brexit'i çözme sözü veren Boris Johnson oturdu.
Parti üyelerinin oylarının çoğunluğunu alan Johnson, 24 Temmuz 2019'da May'den başbakanlık görevini devraldı.
Johnson, böylece İngiltere'nin 2016'da yapılan referandumda Brexit kararı almasının ardından geçen 3 yıldaki 3. başbakanı oldu.
Ancak Johnson'ın iktidarı da uzun sürmedi ve 2 yıl 348 gün sonra 7 Temmuz'da parti liderliğinden istifasını açıkladı ve ardından halefi Liz Truss da uzun süre görevinde kalamayarak istifa etti.
AVRUPA BAHARI MI BAŞLIYOR?
Avrupa enerji krizinin gölgesinde geçireceği zorlu bir kış mevsimine hazırlanıyor. Grev ve protestolar Avrupa'da yayılıyor.
FRANSA
- GREVLER 56 NÜKLEER REAKTÖRDEN 20'SİNDEKİ ÇALIŞMALARI ETKİLEDİ
-TOTALENERGIES'İN 3 RAFİNERİSİNDE VE DUNKIRK YAKIT DEPOLAMA SAHASINDA PROTESTO YAPILDI
- PİLOTLARIN 3 GÜNLÜK GREVİ HAVA ULAŞIMINI ETKİLEDİ, ON BİNLERCE YOLCU MAĞDUR OLDU
Avrupa baharı mı başlıyor? Grev ve protestolar Avrupa'da yayılıyor. Avrupa'da "refah devri" sona mı eriyor? Avrupa'nın girdiği "ekonomi girdabı" nasıl sonuçlanır? Ekonomist Prof. Dr. İbrahim Güran, A Haber canlı yayınında konu ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.
İşte o açıklamalardan satır başları;
"BU KIŞLA DA SINIRLI KALMAYACAK"
Enerji dar boğazı Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmını ciddi anlamda etkileyecek gibi gözüküyor ve bu etki sadece bu kışla da sınırlı kalmayacak gibi.
Dolayısıyla bundan sonraki süreçte Avrupa'daki ülkelerin iktidar değişimlerini sıklıkla konuşuyor olacağız. Diğer taraftan da Avrupa Birliği'nin geleceğine ilişkin konularda biraz daha problemler yaşanması muhtemel. Nitekim oy birliği ile karar alma konusunda zorlanan AB'nin oy çokluğu ile karar alınmasını tartışıyor olması bunun konuşuluyor olması aslında bunun en temel göstergeleri arasında yer alıyor.
O açıdan genel olarak baktığımızda bu enerji dar boğazı ve buna bağlı olarak bundan sonraki süreçlerde ortaya çıkacak refah kayıpları birçok Avrupa ülkesini hem siyasi olarak hem ekonomik olarak hem de hatta belki diğer açılardan da ciddi olarak etkileyecek gibi gözüküyor.
Aslında bu AB'nin entegrasyonunun tamamlanmadığını ya da eksik olduğunu bize gösteren önemli bir husus. Çünkü her ülkenin kendi içinde bulunduğu koşullar birbirinden farklı. Almanya'nın çok hakim bir rolü var ekonomik yapısı sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi diğerlerine göre biraz daha önde ama sonradan giren ülkelerin ekonomik seviyeleri o kadar iyi değil ve hepsi için ortak bir kararın alınması nihai itibariyle her ülkenin sonuçlarına ve maliyetlerine farklı şekilde katlanmasına neden oluyor.
Zaten ortak ve beraber karar alamamalarının arkasında yatan temel neden bu. Çünkü evet belki sınırları kaldırdılar işte şu anda ortak bir para birimi var. Bir Avrupa Merkez Bankası'ndan bahsediyoruz ama alınan kararın ülkeler içerisindeki yansımaları birbirinden farklılık arz ediyor. Zaten doğal gaza bağımlılığı birçok ülkede nispeten daha düşük. Özellikle de Rusya sınırından uzaklaştıkça o bölgedeki ülkelerin Rus doğal gazına bağımlılığı nispeten daha sınırlı.
Dolayısıyla bu vanaların kapatılmasının etkisi onlar açısından daha az olacakken doğu tarafındaki ülkeler bundan çok daha fazla etkilenmiş gözüküyor. Bu sosyo-ekonomik yapı farklılığı ve tam entegre olamaması ve gelişmişlik farklılıkları aslında bu sonuç için en temel nedenler. Dolayısıyla enerjide tabii ki Rusya'ya bağımlı olmaları da aslında bu eksikliklerini bize daha net biçimde göstermiş oldu.
Nihayetinde biz şimdi enerji dar boğazını konuşuyoruz ama yarın öbür gün başka bir gelişme de aynı sonuca ulaşılmasına bizi götürecektir. Bu enerji krizi aslında bu söylediğimiz konuyu gün yüzüne çıkarması şu anda gündemimizde.
Enerjiye bu kadar tek ülkeye bağımlı olmaları da ayrıca bir tartışma konusudur. Taşıma suyla değirmenin çevrilmesi çok da mümkün değil. Bu pahalı.
Bütün hikayenin aslında yazıcısı uygulayıcısı ABD. Çünkü bu süreçte en çok kazanç sağlayan ABD. Hem Avrupa ekonomisini kısıtlamış oldu. Kendisine askeri olarak bağımlı kıldığı gibi şu anda enerji açısından da bağımlı kılmaya çalışıyor.
Sayın Putin'in teklifi de aslında ABD'nin bu blöfüne, şantajına bir karşılık olarak değerlendirilebilir.
AVRUPA'DA GIDA YARDIMI KUYRUĞU
Avrupa'da enerji krizinin tetiklediği gıda krizi yardım alanların sayısını artırdı.
Birçok başkentte gıda yardımı kuyruğu oluştu.
A News Yayın Koordinatörü Orhan Sali ve A Haber ekibinden Fatih Özyar o noktadan izlenimlerini aktardı.
Hollanda'da enflasyon oranı yüzde 12 ile son yılların en yüksek enflasyon rakamı açıklandı.
Avrupa'da artan enerji fiyatlarıyla zor günler başladı. Başkent Amsterdam'da bulunmuş olduğumuz noktada bir gıda bankasının dağıtım merkezindeyiz.
Her geçen gün bu kuyruklar uzadıkça uzuyor.
GÜNDEN GÜNE ARTIYOR
Sadece Amsterdam'da değil Avrupa'nın geneline baktığımızda bu şekilde yardım kolilerinin dağıtıldığı noktaların gittikçe günden güne arttığını görüyoruz.
Enflasyonun artmasıyla birlikte bütün Avrupa'da bu artık çok daha yakından hissediyor Avrupalı.
Bunun en büyük örneği de burada Amsterdam'da bir gıda yardım dağıtım merkezi. Burada insanlar kuyruğa giriyor belli günlerde belli noktalarda mahalle mahalle standartlar kuruluyor ihtiyaç sahiplerine yardım dağıtılıyor.