Balkanlar tarih boyunca en çok karışıklığın çıktığı bölgelerden birisi olarak hemen göze çarpan bir coğrafya. Aslında bugün henüz bozulmamış bu toprakları ziyaret etmek, orada hem yakın geçmişte yaşanmış savaşları ve çatışmaları, hem de Osmanlı’nın izini sürmek açısından oldukça heyecan verici bir deneyim. Balkanlar’daki ilk durağımız Sırbistan’ın başkenti Belgrad. Belgrad şehri Tuna ve Sava ırmaklarının birleştiği yerde kurulmuş 1.2 milyon nüfusa sahip bir Doğu Avrupa kenti.
Balkanlar tarih boyunca en çok karışıklığın çıktığı bölgelerden birisi olarak hemen göze çarpan bir coğrafya. Aslında bugün henüz bozulmamış bu toprakları ziyaret etmek, orada hem yakın geçmişte yaşanmış savaşları ve çatışmaları, hem de Osmanlı’nın izini sürmek açısından oldukça heyecan verici bir deneyim. Balkanlar’daki ilk durağımız Sırbistan’ın başkenti Belgrad. Belgrad şehri Tuna ve Sava ırmaklarının birleştiği yerde kurulmuş 1.2 milyon nüfusa sahip bir Doğu Avrupa kenti.
Belgrad küçük bir Avrupa şehrini andırıyor. Andırıyor dememdeki sebep henüz daha global dev şirketlerin buraya girmemesi, reklamlarına, gözünüze sokulan ışıklı ekranlara burada denk gelme ihtimalinizin olmaması. Bu da bu şehre kendine has bir hava katıyor. Global firmalar henüz Belgrad’a girmemiş olsa da tarihi Türk dizileri çoktan girmiş. Şehrin çeşitli yerlerinde dizilerin reklamlarına rastlamanız mümkün. Sırp rehberimizin dediğine göre Sırplar tarihi Türk dizilerine oldukça meraklı. Osmanlı’nın yıllarca Sırbistan topraklarında da hüküm sürmesi tabi ki bunda en büyük etken.
Osmanlı’nın izlerini şehirdeki bir çok yerde hissedebiliyorsunuz. En önemli tarihi turistik alanlarından birisi olan Kalemegdan (Kale Meydan olarak okunuyor) ilk başta şaşırtsa da daha sonra Türkçe’de olan birçok kelimenin Sırpça’da olduğunu görünce alışıyorsunuz. Sırp halkı Türklere karşi oldukça sıcakkanlı ve misafirperver. Sırp halkıyla konuştukça kendinizi adeta Anadolu'da hissetmeniz mümkün.
Kalemeydan şehrin merkezi Starı Grad’da (eski şehir) bulunan büyük bir park ve ortasında yükselen bir kaleden oluşuyor. Şehre hakim bir tepeye kurulu olan bu kale bugün de turistlerin en çok ziyaret ettiği alanların başında geliyor. Kale Belgrad Osmanlı hakimiyeti altındayken, Osmanlı’nın Avrupa’ya yaptığı seferlerin merkezi durumunda bulunuyordu.
Kalemeydan'dan Tuna ve Sava ırmaklarının birleştiği noktayı da görmek mümkün. Ayrıca fotoğraf meraklıları için de ideal bir nokta.
Belgrad
Belgrad’da Dörçöl Semti (dörtyol) ve Jalia Caddesi (yalı) gibi adını Türklerden almış yerlere rastlamak da mümkün. Dörtyol semti Osmanlı zamanında Türklerin yoğun olarak yaşadığı bir bölgeymiş. Öyle ki o zaman burada "Türk Çarşısı" olarak adlandırılan bir ticaret merkezi dahi yer almaktaymış. Belgrad'da Osmanlı'dan kalma en önemli eserlerden birisi Bayraklı Camii. 1531 yılında yaptırıldığı zannedilen camii, günümüzde de Sırbistan'daki müslüman cemaatinin ibadet merkezi. 2004 yılında Kosova'nın bağımsızlığını bahane eden Sırp milliyetçileri tarafından kundaklanmaya kalkılan cami o günden beri avlusunda bulunan polisler tarafından gece gündüz korunuyor.
Aziz Sava Kilisesi, Sırp Ortodoks Kilisesi'nin kurucusu ve Orta Çağ Sırbistan'ında önemli bir kişilik olan Aziz Sava'ya ithaf edilmiştir. Vračar platosunda, Osmanlı Paşası Sinan Paşa tarafından 1595'te Sava'nın gömüldüğü düşünülen yere kurulmuş olan kilise, konumu sebebiyle Belgrad şehir görünümünde göze çarpmaktadır.
Kalemeydan'da bulunan İstanbul Kapısı
1999’da Kosova olayları sebebi ile Nato tarafından Belgrad’ta bombalanan Genel Kurmay Başkanlığı binası halen o günlerin izlerini taşıyor.
Binayı kasten restore etmeyen Sırplar NATO'nun kendilerini haksız yere bombaladığına inanıyor.
Yugoslavya’nın kurucusu ve uzun yıllar boyunca bu ülkeyi yöneten Josip Broz Tito’nun mezarı
Belgrad
Gezimizdeki bir diğer durak ise Saraybosna. Saraybosna'nin en merkezi yeri ise tabi ki Başçarşı. Başçarşı'nın girişinde ise Saraybosna'nın simgesi olan diğer bir eser Sebilj karşımıza çıkıyor. Fatih Sultan Mehmet'in 1463'te Osmanlı topraklarına kattığı, 1878 Berlin Kongresi'yle Avusturya Macaristan İmparatorluğu'na bırakılan Bosna-Hersek, 400 yılı aşkın kaldığı Türk idaresinde Osmanlı'ya ait izleri Balkanlar'da en iyi koruyan ülke konumunda. Osmanlı'ya ait cami, köprü, han, hamam, kütüphane, medrese gibi yüzlerce eserin bulunduğu Bosna-Hersek, bu tarihi zenginliğinin yanı sıra adeta "cennet" gibi doğal güzellikleri de bünyesinde barındırıyor. Ülkenin Türkiye'ye vize uygulamaması, Boşnaklarla Türkler arasındaki tarihi kader birlikteliği ve akrabalık ilişkileri de bu ülkeyi Türk turizmcileri açısından cazip hale getiriyor.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde ''dünyanın ilk tramvayı'' Saraybosna'da faaliyete geçirildi. Modernize edilerek günümüzde de kullanılan bu tramvayla, Saraybosna turu yapılabilir. Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna hem Avrupa'nın kalbinde oluşu hem de barındırdığı Osmanlı izleriyle ziyaretçilerinin her zaman hoşnut kaldığı bir şehir. Saraybosna adeta bir açık hava müzesi görünümünde yeşile bürünmüş, ortasından geçen Miljacka Nehri'yle iki kısımdan oluşuyor.
Ortaçağ'da bir kasaba olan Saraybosna, kentin kurucusu olan Gazi İsa Bey tarafından yapılan kentleşme çalışmalarıyla ''şehir'' kimliği kazandı. Kentte 400 yılı aşkın Osmanlı döneminden kalan çok zengin tarih ve kültür mirası bulunuyor.
Hem Osmanlı hem de Avusturya Macaristan İmparatorluğu mirasıyla adeta Doğu’yla Batı’nın bir sentezi olan Saraybosna, turistler için cazip seyahat noktalarından biri.
Saraybosna 1992-95 yılları arasında yaşadığı Sırp kuşatması altında binlerce şehit vermiş bir şehir. Şehrin her yanında şehitliklere rastlamanız olası. Bu şehitliklerden birinde Boşnakların kahramanı olan Aliya İzzetbegoviç'in mezarı da bulunuyor. Aliya vasiyeti üzerine mezarının şehitlerin yanında olmasını istemiş ve mezarı tam da istediği gibi bir şehitliğin içine yapılmış.
5 Şubat 1994'te Saraybosna'daki Markale Pazarı büyük bir katliama sahne olmuştu. Sırp Cumhuriyeti Ordusu tarafından düzenlenen saldırıda 68 kişi hayatını kaybetmiş ve 144 kişi de yaralanmıştı. Bombalanan alan günümüzde modernize edilip amacına uygun olarak yine pazar yeri olarak kullanılmaya devam ediyor.
Bosna Savaşı, Bosna-Hersek'te 1 Mart 1992 tarihinden 14 Aralık 1995 tarihine kadar sürmüş olan bir savaştır. Üç yıldan fazla süren bu savaş sırasında 100.000-110.000 kişi hayatını kaybetmiş, 2 milyon kadar insan da yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır.
Abluka altındaki şehre uygulanan ambargolar da gündelik yaşamı oldukça güç bir hale getirmişti. Ambargoyu kırmak, gıda ve ilaç sıkıntısı çeken kentin bu gidişini değiştirmek için Bosna-Hersek'in merhum Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç ve arkadaşlarınca çözümler aranmaya başlandı. Savaş sırasında Boşnaklara gönderilen yardımların havaalanından kente ulaştırılamaması nedeniyle, İzzetbegoviç başkanlığındaki bir heyet, bir tünel kazılması yönünde karar aldı.
Saraybosna Havaalanı ile Butmir bölgesi arasında kalan 800 metrelik alana tünel kazma çalışması başlatıldı. Gizlice 1993 yılının Temmuz ayında başlatılan çalışma 4 ay, 4 gün sürdü. Askerler ve halkın işbirliğiyle kazılan bu tünel, bir metre genişliğinde, 1,6 metre yüksekliğinde ve 800 metre uzunluğundaydı. Tünele havaalanından gelen yardım malzemesinin nakli için raylar ve vagonlar da yerleştirildi.
Tünelin hayata geçirilmesiyle birlikte savaşın ve Saraybosna'nın kaderi artık değişmeye başladı. Silah, gıda, ilaç ve gereken her türlü sevkiyat bu tünelden yapılıyordu. Saraybosna Uluslararası Havaalanı'na 800 metre uzaklıktaki tünelin kazılmaya başlandığı Dobrinya Mahallesi'ndeki iki katlı ev, savaş müzesine dönüştürüldü. Savaş zamanında tünelin etrafına düşen bir top mermisi halen zemine gömülü vaziyette duruyor.
Saraybosna sokaklarında satılan turistik eşyalar da kentin savaşlarla dolu olan tarihini gözler önüne seriyor. Zira savaş zamanından kalma miğfer, dürbün, mermi ve her türlü askeri malzeme bulmak mümkün.
Gazi Hüsrev Bey Camii
Saraybosna'ya geldiğinizde yapmanız gerekenlerden birisi de kesinlikle Boşnak böreğinin ve Boşnak kahvesinin tadina bakmak. Şehrin çoğu yerinde börekçilere ve kahvehanelere rastlamak mümkün. Özellikle Başçarşı, tek katlı dükkanları, sebili ve etrafını saran güvercinleriyle hala buram buram Osmanlı kokuyor. Bakırcıları, kuyumcuları ve taştan sokaklarıyla adeta Kapalıçarşı'nın üstü açık bir minyatürü gibi olan Başçarşı'da, sağlı sollu dizilen kafelerde ''Boşnak veya Türk'' olarak adlandırlan ''kahve'' ile günün yorgunluğu atılabilir. Yine burada bulunan ''Cevabçı''larda (Kebapçı) Türkiye'deki ''İnegöl Köftesi''nin bir benzeriyle karnınızı doyurabilirsiniz.
Saraybosna'dan bir sonraki durağımız ise tarihi Mostar şehri. Neretva Nehri'nin ''zümrüt yeşili'' renginin izlemeye doyum olmayan güzelliğinin yanı sıra tarihi evleri, camileri, konakları ve savaşta havaya uçurulduktan sonra yeniden inşa edilen ''Mostar Köprüsü'' kesinlikle ihmal edilmemesi gereken bir durak.
Mostar'da savaşın izlerini bugün bile görmek mümkün.
Mostar, Bosna-Hersek'te Hersek bölgesinin en büyük şehri ve Bosna-Hersek Federasyonu'na bağlı Hersek-Neretva Kantonu'nun idarî merkezi. Mostar şehri Bosna-Hersek'teki iç savaş sırasında büyük zarar gördü. Şehre ismini veren ünlü Mostar Köprüsü Hırvatlar tarafından yıkıldı. Savaş sırasında şehrin etnik yapısı değişti. Müslümanlar Mostar'ın doğusunda, Hırvatlar batısında yaşamaya başladı. Sırpların çoğu ise şehirden ayrıldı.
Savaştan sonra şehirde zarar gören binalar tamir, tarihi eserler restore edildi. Avrupa Birliği restorasyon çalışmaları için 15 milyon dolar harcadı.
Bu arada yıkılan Mostar Köprüsü ABD, Türkiye, Hollanda, İtalya ve Hırvatistan'ın katkılarıyla Yapı Merkezi tarafından temel, beden duvarları ve zemini güçlendirilen köprü, ER-BU adlı diğer bir Türk şirketi tarafından aslına uygun olarak yeniden inşa edildi.
2005 tarihinde eski Mostar şehri, UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi'ne alındı.
Mostar'dan sonra, yine güneye doğru yola devam edilmesi halinde 15 dakika sonra Blagay'a ulaşılabilir.
Burayı en fazla özel kılan ise henüz Bosna fethedilmeden önce Balkanlar'ın İslamlaşmasında önemli etkisi olan Anadolu erenlerinden Sarı Saltuk'a atfedilen Alperenler Tekkesi'dir.
Blagay'da büyük bir kayalığın altından çıkan ve Neretva Nehri'ni besleyen Buna'nın soğuk suyu ve etkileyici manzarasını görebilirsiniz.
Hemen kaynağın kenarındaki Türk mimarisinin tüm özelliklerini yansıtan Alperenler Tekkesi, buraya gelen binlerce turistin de ilgisini çekiyor.
Blagay'da tekkenin bulunduğu alanda yer alan su kenarındaki lokantalarda Buna Nehri'nin kendine özgü ''kırmızı benekli alabalığından'' yenilebilir ve soğuk suyuyla birlikte Türk kahvesi içilerek, bu doyumsuz manzara izlenebilir.
Blagay kasabasının tepesinde bulunan eski Blagay Kalesi, Hersekli asilzadelerden Stjepan Vukčić'in yaşadığı yerdir.
Kışın lokantaların bir kısmı da sular altında kalabiliyor.