Suriye ordusu Rakka’nın kapısına dayandı! A Haber canlı yayınında çarpıcı sözler: SDG çöpe atılma yolunda
Suriye ordusunun Fırat Nehri’nin batısında başlattığı askeri operasyonun ardından terör örgütü YPG’nin bölgeden çekileceğini açıklamasıyla birlikte Suriye Ordusu, Deyr Hafir ve Meskene’de yeniden kontrolü sağladı. Operasyonlarını Rakka merkezine doğru genişleten ordu güçleri, kentin kapısı olarak nitelendirilen ve SDG işgali altındaki Tabka ilçesinde kontrolü sağladı. Uzman isimler A Haber canlı yayınında bölgedeki son durumları değerlendirdi. İşte detaylar…
13 Ocak'ta, başta Deyr Hafir ve Meskene olmak üzere Fırat Nehri'nin batısında YPG / SDG işgali altındaki bölgeleri askeri alan ilan eden Suriye Ordusu, söz konusu bölgelere yönelik kapsamlı operasyonunu başlattı. Suriye'de ordunun Rakka iline bağlı Tabka ilçesinin kontrolünü terör örgütü YPG/SDG'den aldığı, 483 örgüt üyesinin teslim olmak için güvenlik güçleriyle iletişime geçtiği bildirildi. Bölgede yaşananları uzman isimler A Haber canlı yayınında değerlendirdi.
"ARAP AŞİRETLERİ SURİYE ORDUSUNUN YANINDA SAF TUTUYOR"
Terör ve Güvenlik Uzmanı Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, Suriye ordusunun doğuya yönelik operasyonlarını ve terör örgütü YPG/SDG'nin bölgedeki son durumunu analiz etti. Gökçe, 10 Mart Mutabakatı'na uymayan örgütün sahada ağır bir bedel ödediğini ve Arap aşiretlerinin Suriye ordusu yanında saf tutmaya başladığını vurguladı.
"ARAP AŞİRETLERİ SURİYE ORDUSUNUN YANINDA SAF TUTUYOR"
Sahanın aylar öncesinden tahmin edilen bir sürece girdiğini belirten Prof. Dr. Gökçe, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Önce sahayı şöyle bir hemen kısaca değerlendirirsek; geçmişte sizlerle de yaptığımız yayında şunu söylemiştik: Eğer SDG bu 10 Mart Mutabakatı'na uymazsa Suriye hükümeti, o Suriye ordusu bir askeri harekâta başlayacak ve bu askeri harekât neticesinde hızlı bir çözülme olacak. Yani bu YPG’li unsurlar nerede olursa olsun hızlı bir çözülme olacağını belirtmiştik. Özellikle Deyrizor ve Rakka hattında SDG’nin içerisindeki Arap aşiretlerinin hızlı bir şekilde Suriye ordusu yanında saf tutacağını, YPG saflarını bırakacağını tahmin etmiştik ve onların hepsi hakikaten burada coğrafyanın bir gerçeği olarak sahneye çıkıyor. Arap aşiretleri de haklının yanında, güçlünün yanında yer almaya başladılar."
"PETROL GELİRİ ARTIK SURİYE HAZİNESİNE AKACAK"
Petrol sahalarının el değiştirmesini "olması gereken bir süreç" olarak nitelendiren Gökçe, şunları kaydetti:
"Fırat’ın batısında hızlı bir çözülme, ardından Fırat’ın doğusu ve terör örgütü YPG’nin Haseke ve Kamışlı bölgesine doğru hızlı bir şekilde geri çekildiğini görüyoruz. Petrol sahaları ve diğer bölgeleri de şu anda Suriye ordusu ele geçiriyor. Bu olması gereken bir şey. Çünkü bu zaten 10 Mart Mutabakatı'nda da o bölgede çıkarılan petrollerin Suriye halkına ait olduğunu söyleyen bir SDG vardı ama buradan elde edilen gelirin Suriye hazinesine akmadığını görüyorduk. Şimdi buradan gerçekliğe dönüldü, sahanın gerçekliğine dönüldü. Buradaki petrol rafinerileri Suriye hükümetinin kontrolüne yavaş yavaş geçiyor. Bundan sonra da tüm Suriye halkının menfaatine olarak devam ediyor."
"SDG SIRTINI YASLADIĞI GÜÇLERİN SESSİZLİĞİNDEN RAHATSIZ"
YPG/SDG'nin dış destek arayışına ve bölgesel aktörlerin tutumuna değinen Prof. Dr. Gökçe, şu ifadeleri kullandı:
"Siz tutup sırtınızı Amerika’ya yaslarsanız, İsrail’e yaslarsanız, oradan gelecek olan silaha, yardıma, sözlere... Şimdi bakın; Fransa Cumhurbaşkanı Macron açıklama yapıyor Suriye ile ilgili. Senin burada ne dâhilin olabilir? Senin burada ne sözün olabilir? SDG sırtını yasladığı o güçlerin şu anda sessiz kalmasından da rahatsız. İsrail sessiz... Netanyahu, Hermon Dağı’ndan bir seslendi ama pek de kaale alınmadı çünkü sahadaki durum onu yansıtmıyor. İsrail bana göre hem Gazze politikasını hem de Suriye politikasını şu anda buzdolabına koydu. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’ndeki dengeler İsrail’in pek de lehine değil. Trump’ın politikası onun lehine değil."
"BATI'DAN DOĞU'YA HAREKâT OLMASI GEREKİYORDU"
Suriye'nin toprak bütünlüğü için bu operasyonun kaçınılmaz olduğunu belirten Gökçe, sözlerini şöyle tamamladı:
"Siz egemen bir devlette, üniter bir yapıdan bahsediyorsanız; orada farklı egemen bir yapının oluşmaması için Batı’dan Doğu’ya da bir harekâtın olması gerekiyordu. Ama öncelikli olarak diplomasi işletildi, SDG’nin önüne de bazı maddeler kondu, o da imzaladı. Ama günün sonunda kendisine verilen süre sonunda bunu uygulamadığı görüldü ve bu olması gereken hareket yapılmaya başlandı. Önce Halep temizlendi; ardından Deyr Hafir, Meskene, Tabka ve ardından Rakka’ya doğru gidiliyor ve işte dediğiniz gibi Deyrizor bölgesi. Deyrizor, Osmanlı’dan itibaren 'zor yönetilen' şehir anlamındadır; demografik yapısından kaynaklanır bu. Çok farklı insanların olduğu, etnikliğin ve mezhepsel farklılıkların görüldüğü yerdir orası."
"YPG İÇİN BU GÖRÜŞME SON ŞANS"
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Tolga Sakman, Suriye’de Ahmed el-Şara yönetiminin attığı adımları ve terör örgütü YPG/SDG'nin köşeye sıkıştığı süreci değerlendirdi. Sakman, sahadaki askeri operasyonların ve diplomatik temasların örgüt için "sonun başlangıcı" olduğunu vurguladı.
"TOM BARRACK ARTIK SDG'YE ROL VERME KONUMUNU BİTİRMEK İSTİYOR"
Tom Barrack’ın Şam yönetimiyle masaya oturmasının kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Sakman, şu ifadeleri kullandı:
"Tom Barrack aslında YPG'ye, SDG'ye yakın bir isim. Yani özellikle İsrail'in bölge politikalarıyla uyumlu bir şekilde YPG'ye 10 Mart Mutabakatı'ndan sonra yeni fikirler veren, yeni rotalar çizen bir isim. O yüzden açıkçası onunla masaya oturmak Şam yönetimi için şu anlamda önemli; o (Barrack) da artık bu işte SDG'ye yeni fikirler verme, yeni roller verme konumunu bitirmek istiyor. Yani aslında her adıma baktığınızda Şam'ın, bir sonraki adımın temelini oluşturuyor ve sürdürülebilir bir noktaya getirmeye çalışıyor. Operasyonun Fırat'ın batısını temizleyip doğusuna doğru giderken aynı zamanda hem uluslararası toplumun manipüle edileceği alanları kapatmak hem de bundan sonra SDG'nin arkasını yaslayacağı alanları da durdurmak; yani hepsini aynı anda yapmaya çalışıyor gördüğümüz kadarıyla."

"ARAP AŞİRETLERİ ARTIK MEVCUT DURUMA İSYAN EDİYOR"
Sakman, petrol sahalarının kontrolü ve bölgedeki aşiretlerin tutumuyla ilgili ekonomik dengelere dikkat çekti:
"Şimdi petrol sahaları bu tarafta, Deyrizor tarafında. Burada önce Arap aşiretleri ayaklandı ki bu çok önemliydi. Çünkü biz uzun zamandır söylüyoruz; Esad zamanında bazı Arap aşiretleri SDG'nin altına girdi. DEAŞ tehdidi, Esad tehdidi; bunlar peş peşe geldiğinde ehvenişer kabul edildi, SDG'nin altında bazı aşiretler birleşti. Ama DEAŞ tehdidi bittikten sonra, Esad da devrildikten sonra SDG'nin altında zaten aşiretlerin olmadığını da biliyoruz. Sadece bölgede kalan bazı aşiretler var, onların da artık mevcut duruma isyan ettiğini görüyoruz. O yüzden buradaki sahalar Suriye yönetiminin eline geçiyor. SDG'nin siyasi desteği kesildiği için ekonomik olarak da desteğinin kesilmesi çok önemli. Bugün masaya çağrıldığında Mazlum Abdi'ye bu da söylenecek: 'Seni destekleyen kimse yok, senin de destek bulabileceğin hiçbir alan da kalmadı.'"
"TRUMP UĞRAŞMAK İSTEMİYOR"
ABD'nin bölgedeki yeni tutumunu Trump üzerinden değerlendiren Sakman, şunları kaydetti:
"Trump önce konuşmuş olduğu için o çok önemli. Trump önce konuşmamış olsaydı belki Barrack yeni bir yol bulmaya çalışabilirdi SDG için ama Trump bu konuda çok net ve uğraşmak istemiyor bölgede. Evet, doğrudan Şam yönetimine askeri olarak bir destek vermiyor Amerika şu anda ama konuya olan tarafsız, böyle dışarıdan bakmasıyla aslında Suriye'ye bir şekilde önünü de açmış oldu bu noktada. Ben açıkçası eğer böyle devam ederse Amerika'nın da artık Barrack üzerinden veya doğrudan Washington'dan SDG'ye de artık 'bitir, teslim ol, çekil' mesajının da geleceği kanaatindeyim."

"SDG'NİN ÖRGÜT OLARAK ÇOK BİR HAYATI KALMADI"
Sürecin sonunda örgütün bir geleceği olmadığını belirten Sakman, değerlendirmesini şöyle tamamladı:
"Açıkçası ben bu görüşmenin biraz son şans olduğu kanaatindeyim. YPG için son şans olduğu kanaatindeyim. Karşımızdakinin terör örgütü olduğunu unutmayalım. Suriye güçlü olduğu sürece ve masada da güçlü olduğunu karşı tarafa ilettiği sürece terör örgütü verdiği sözü yerine getirir. Şu anda SDG'nin herhangi bir ideoloji, fikir veya gelecek temsili yok. YPG/SDG örgüt olarak çok bir hayatı kalmadı. Önemli olan şimdi onlara tanınan şansı nasıl kullanacaklarıyla ilgili."
"SDG ÇÖPE ATILMA YOLUNDA"
Terör örgütü YPG/SDG'nin geri çekilmesi sürerken, Suriye ordusu da işgal altındaki toprakları kurtarmaya devam ediyor. Ordu, Rakka kent merkezinin 5 km yakınına ulaştı. Öte yandan, teröristlere karşı ayaklanan Suriyeli aşiretler de Şam yönetimine bağlılıklarını bildirerek, Deyrizor ilinde bulunan petrol bölgelerini ele geçirdi.
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Murat Genç A Haber canlı yayınında bölgede gerçekleştirilen operasyona ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Genç, Fırat’ın batısındaki SDG varlığının sona ermesini Suriye tarihi için bir dönüm noktası olarak nitelendirdi.
"FIRAT'IN BATISINDA SDG VARLIĞI SON BULDU"
Suriye'de çok kritik anlara tanık olunduğunu belirten Murat Genç, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Suriye'de gerçekten çok kritik şeyler oluyor. Belki de Esad'ın devrilmesinden sonra Halep'te başlayan o Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden sonraki en kritik anlara tanık oluyoruz. Çünkü çok ciddi bir değişim yaşanıyor. SDG'nin varlığına ilişkin süreçler, varlığına ilişkin daha doğrusu Fırat'ın zaten batısındaki varlığı son buldu. Bu aslında çok çok önemli bir gelişme. Zira SDG'nin varlığının orada olmaması gerektiğine dair çok uzun zamandır konuşuyorduk. Ancak bunların bugün akşam, bu gece daha doğrusu belki sabah saatleri itibarıyla son bulduğunu görüyoruz. Şimdi bunu birkaç açıdan değerlendirmek lazım. Bu kesinlikle bence tıpkı Esad'ın devrilmesi kadar, belki ondan sonra ve 10 Mart Anlaşması'ndan sonra Suriye tarihi açısından üçüncü büyük gelişme."

"SDG'NİN MEŞRUİYET KARTLARI ELİNDEN ALINDI"
SDG'nin bölgedeki algısının kırıldığını vurgulayan Genç, Ahmed el-Şara önderliğindeki yeni yönetimin hamlelerine dikkat çekti:
"SDG'nin kendi meşruiyet sağladığı iki tane temel gerekçe vardı. Birincisi kendilerinin Kürtlerin temsilcisi olduğu iddiasıydı. Şimdi Ahmed el-Şara'nın son açıklamaları bunun böyle olmadığına dair çok net doneler verdi. Ne dedi? 'Hepsi, bütün Kürtler aynı zamanda Suriye devletinin birer vatandaşı olacak, dil sorununu ortadan kaldıracaklar' dedi. Ama bu aynı zamanda özerklik vermiyor, karıştırmayalım. İkinci bir dil değil, seçmeli derslerde Kürt dilinin kullanılabileceğini söyledi. Esad zamanında Kürtçe yasaktı, Kürtler kimlik sahibi de olamıyordu ve fakat Esad'la SDG gayet iyi anlaşıyordu. Esad giderken oraları SDG'ye bırakıp ayrılmıştı. Bugün ise Suriye hükümeti 'Sizler vatandaşsınız, kültürel haklarınızı alabilirsiniz, Nevruz'u bayram olarak tanıdık' diyor. SDG'nin elindeki ikinci kart ise IŞİD meselesiydi. Suriye hükümetinin bu konuda da ciddi adımlar attığını ve görüşmeler olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla SDG'nin elindeki iki kartın ikisi de alınmış oluyor."

"İSRAİL VE BATI BÜTÜNLEŞİK BİR SURİYE İSTEMİYOR"
Sürecin zorluklarına ve dış aktörlerin rolüne değinen Genç, İsrail ve Batı'nın tutumunu şöyle özetledi:
"Burada İsrail unsurunu unutmamamız gerekiyor. Çünkü İsrail; bütünleşik, normalleşmiş, komşularıyla iyi geçinen, ulus devlete dönüşmüş bir Suriye istemiyor. İsrail elbette ki daha önce SDG'ye verdiği desteği vermeye devam edecek. Sadece İsrail de değil, aslında Avrupa Birliği'nin çeşitli ülkeleri de orada SDG'nin yok olmasını istemiyorlar; kendilerine müzahir, kullanabilecekleri bir unsuru her zaman bulundurmak istiyorlar. Ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin planı ne? Esas temel konuşmamız gereken şey bu. Ben artık ABD'nin o bölgede SDG'yi aşan planları olduğunu düşünüyorum. Ortadoğu'da hiçbir taşeron sonsuza dek yaşamıyor, kullanılıyor ve zamanı geldiğinde çöpe atılıyor. Herhalde yavaş yavaş SDG'nin de çöpe atılma zamanı geliyor gibi duruyor."

"İKİ SEÇENEK VAR: YA TASFİYE YA ENTEGRASYON"
Genç, sahadaki askeri yığınak ve sürecin nasıl sonuçlanabileceğine dair öngörüsünü paylaştı:
Önümüzde iki seçenek var: Ya bu çatışmalar devam ederek SDG tamamen yok olacak ya da oturacaklar, daha farklı şartlarda yeniden bir anlaşma olacak ve SDG sisteme entegre olacak. Ama kendi istedikleri gibi yerel özerklik tarzında değil; hükümetle anlaştıkları tarzda, ordunun her yerinde görev yapabilecek şekilde entegre olacaklar. Ben ikincisinin gerçekleşeceğini düşünüyorum. Sürecin kansız olmasına dair son bir şans daha veriliyor, eğer sonuç alınmazsa ilk seçenek geçerli olacaktır."
