ABD-İsrail ilişkisinin tarihsel süreci! Trump'ın ikinci dönemi: Savaş ve barış

Dünya siyasetinin en tartışmalı ve en stratejik ortaklığı olan ABD-İsrail ilişkileri, 1948’den bu yana Ortadoğu’yu ateş çemberine çevirmeye devam ediyor. Truman’ın 11 dakikalık tanımasından, Trump’ın "ateşten" kararlarına, nükleer krizlerden savaşın seyrini değiştiren devasa silah sevkiyatlarına kadar Beyaz Saray’ın İsrail politikasının tüm şifreleri deşifre oldu. İşte Washington koridorlarında şekillenen, bölgeyi kana bulayan ve tarihin akışını değiştiren o "Gönülsüz ama Zorunlu" ittifakın perde arkası!
Tarih boyunca Amerika ve İsrail arasındaki ilişkiler, sadece bir dostluk değil, stratejik bir müttefiklik, zorunluluk ve karşılıklı çıkar temeli üzerinde yükseldi.
1948 yılından bu yana her ABD Başkanı, bu "sıcak bölge" için farklı bir politika izlese de, ana eksen hiçbir zaman değişmedi.
(Foto: ahaber.com.tr)
Gönülsüz ama zorunlu ittifak olarak tanımlanan bu süreçte, Beyaz Saray'ın patronları İsrail'i koruma kalkanı altına alırken, bölgedeki dengeleri de altüst etti. Değişimi; kuruluş, stratejik ortaklık, denge politikası, güvenlik odaklı dönem ve yeniden yakınlaşma olarak beş ana başlıkta incelemek mümkün.
(Foto: ahaber.com.tr ekran görüntüsü)
11 DAKİKADA GELEN TANIMA KARARI VE YAHUDİ VATANI HAYALİ
İsrail Devleti kurulduğunda koltukta oturan isim Harry Truman'dı. 14 Mayıs 1948'de İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesinden sadece 11 dakika sonra bu kararı tanıyan ilk lider olan Harry Truman, "İsrail'i tanıma kararı kolay değildi. Filistin'i bölme konusunda Araplarla kapsamlı görüşmeler yaptık. Yahudiler Arapları Dicle ve Fırat'a, Araplar ise Yahudileri Kızıldeniz'in ötesine sürmek istiyordu. Benim burada yapmaya çalıştığım şey, Yahudilere Araplarla yaşayacakları bir vatan bulmaktı" ifadelerini kullandı. Bu 11 dakikalık tarihi karar, ABD'nin İsrail'e vereceği on yıllarca sürecek desteğin kanlı başlangıcı oldu.
SOĞUK SAVAŞ DENGELERİ VE SÜVEYŞ KRİZİNDE GERİLİM
Truman'ın ardından göreve gelen Dwight Eisenhower döneminde ise ilişkiler en mesafeli ve gergin süreçlerinden birini yaşadı. Eisenhower, Soğuk Savaş dengelerini ve Arap dünyasıyla olan ilişkileri ön planda tutarak İsrail'e karşı daha sert bir tutum sergiledi. Özellikle 1956 Süveyş Krizi sırasında İsrail'in İngiltere ve Fransa ile gizlice anlaşarak Mısır'a saldırması Eisenhower'ı adeta öfkelendirdi. ABD, bu hamle sonrası İsrail'e geri çekilmesi için çok ağır baskılar uygulayarak bölgedeki ateş hattını kontrol etmeye çalıştı.
KENNEDY DÖNEMİ: "ÖZEL İLİŞKİ" VE NÜKLEER TESİS KRİZİ
John F. Kennedy dönemiyle birlikte, ABD-İsrail ilişkilerinde ilk kez "Özel İlişki" terimi telaffuz edilmeye başlandı. İki ülke arasındaki savunma iş birliği bu dönemde kurumsallaştı. Kennedy, İsrail'e ilk kez büyük bir Amerikan silah sistemi olan Hawk uçaksavar füzelerinin satışını onaylayarak silah ambargosunu kırdı. Ancak bu balayı döneminin en büyük gerilim noktası, İsrail'in gizlice yürüttüğü nükleer programıydı. Kennedy, İsrail Başbakanı David Ben-Gurion'a sert mektuplar yazarak Dimona Nükleer Tesisi'nin Amerikalı denetçiler tarafından periyodik olarak incelenmesi konusunda büyük baskı kurdu. Bu tarihi tanıklıkta, Kennedy suikastının nükleer tesis baskıları sonrası gelmesi, on yıllardır en çok tartışılan komplo teorilerinden biri olarak tarihteki yerini aldı.
ABD ORTADOĞU POLİTİKASININ ÜÇ ALTIN KURALI
90'lı yıllara kadar ABD'nin bölge politikasını üç kelimeyle özetlemek gerekirse; antikominizm, petrol akışının güvenliği ve İsrail'in güvenliğiydi. Komünizmin Ortadoğu'ya yayılmasını önlemek ve Arap petrollerinin Batı pazarlarına ucuz enerji olarak girmesini sağlamak, Beyaz Saray'ın vazgeçilmez ajandasıydı.
JOHNSON VE ALTIGÜN SAVAŞI: KORUMA KALKANI DEVREDE
Lyndon B. Johnson, İsrail'e en güçlü desteği veren ilk liderlerden biri olarak tarihe geçti. 1967'deki Altı Gün Savaşı sırasında ve sonrasında Johnson, İsrail'e tam bir diplomatik koruma sağladı. Bu dönemde Dimona nükleer tesisi üzerindeki baskılar gevşetilirken, ABD-İsrail ilişkileri ikincil bir konu olmaktan çıkıp stratejik bir ittifaka dönüştü.
NIXON'IN DEVASA HAVA KÖPRÜSÜ: "UÇABİLEN HER ŞEYİ GÖNDERİN!"
Richard Nixon döneminde İsrail, ABD'nin ulusal güvenlik stratejisinin vazgeçilmez bir parçası haline geldi. 1973 Yom Kippur Savaşı'nda ağır kayıplar veren ve mühimmatı tükenen İsrail'in imdadına yine Nixon yetişti. Nixon, tarihin en büyük askeri hava köprülerinden birini kurdurarak, "Uçabilen her şeyi gönderin!" talimatını verdi. Bu devasa yardım, savaşın seyrini İsrail lehine çeviren en kritik hamle oldu.




