İbadet ve taatın zevkine nasıl erişilir?
"Rabbim ne güzel emretmiş, iyi ki de emretmiş, canım başım üzere." deyip o ibadet ve taatin; zevkine, feyzine, bereketine ve bizi günahlardan alıkoyan kudretine erişmek lazım, bu Ramazan.
"Rabbim ne güzel emretmiş, iyi ki de emretmiş, canım başım üzere." deyip o ibadet ve taatin; zevkine, feyzine, bereketine ve bizi günahlardan alıkoyan kudretine erişmek lazım, bu Ramazan.
Kıymetli dostlar, İslâm; Allah'ın emirlerine hürmet, mahlûkatına muhabbetle hizmet dinidir. Bu sebeple, Ramazan-ı şerifenin ilk on günü için risâlet penâhi Efendimiz (sas): "Evveli rahmettir" buyuruyor. Zaten evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından azad olmak olduğu için biz bayram ederiz; Ramazan bitti diye bayram etmeyiz.
Rabbimizin yeryüzündeki melekleri bile değiştirerek Ramazan ayına mahsus özel meleklerini gönderdiği bu rahmet dolu günleri; rahmete uygun, ortasını mağfirete uygun, son on gününü de, ne yapıp edip yalvararak, yakararak geçirmek gerekir.
Artık insan itikâfa mı girer, daha fazla mı ağlar, daha fazla mı sadaka verir, zekât verir bir şekilde son on gününde cehennem azabından kurtuluşun müjdesini almalı.
KUL, İBADET VE TAATTİN ZEVKİ NE NASIL ERİŞİR?
Dostlar, ibadet ve taatin iki yönü vardır. Bir, o ibadeti Allah Teâlâ'nın emri der kabul edersiniz, uygularsınız. Bir de bunun tahsin yani güzelleştirme, güzel görme şartı vardır ki, Allah'ın emirlerini canınıza minnet bilip seve seve kabul ederek yaparsınız.
Cenâb-ı Hakk namazı emretti deyip bu emri kabul edersiniz, bunu fiilen de gösterirsiniz. Fakat bu tek başına yeterli değildir.
Bu üzerinizdeki borcu düşürmek için kâfi gelebilir, namazın feyzini, bereketini sizi günahlardan alıkoyabilecek kudretini, "mü'minin, miracıdır" denilen güzelliğini fark edebilmeniz için tahsin şartı vardır.
Nedir, o tahsin? Lisân-ı hâlimizle; "Rabbim ne güzel emretmiş, iyi ki de emretmiş, canım başım üzerine.hatta "bunu da benden kabul etdiye o emri güzel görerek, kabul edip yapma hâlidir.
İnsan ne zaman ibadet ve taatini böyle yaparsa, o emri kabulle kalmayıp, tahsin şartını da yerine getirirse, işte o vakit yaptığı ibadet ve taatın zevkine erişir.
"Allah orucu emretmiş ne güzel emretmiş." der, bunu da Ramazan orucunu büyük bir şevkle tutarak ispat eder, yalnızca aç, susuz kalmaz. İftar sofrasında ikram eder, fitresini vererek, hatta zekatını bile şart olmamasına rağmen, bu ayda vererek güzel gördüğünü, her fırsatta tezâhür ettirir.
"Namaz ne güzel bir ibadet, Rabbimin hediyesidir, ne de güzel emretmiş." der, o namazı vaktinde kılıp, farzın evveline veya sonrasına sünnetlerini de kılarak hatta gece namazlarıyla, nâfile namazlarla bu ibadeti güzel gördüğümüzü ortaya koymuş oluruz.
RAMAZAN'A ÖZEL ÂDETLERİMİZ
Üstadlarımızdan Emin Işık Hoca; "Kandil simidinin, kandil günlerinin hâricinde yapılmasına karşıyım.' derdi. Neden? 'O fırıncı âdet olarak o güne hasredilmiş şekilde o günü hatırlatan bir mâmül çıkarıyor, ne kadar güzel." derdi.
Dolayısıyla Ramazan pidesi çıkarmak, Ramazan'a has bir tatlı yapmak veya Ramazan'da evini şereflendiren misafire diş kirası vermek gibi âdetler, Ramazan'ı güzel gördüğümüzü gösteren Ramazan'ın muhabbetini devam ettirmeye yönelik âdetlerdir. Bizlerin ibadet, taatin zevkine, feyzine, bereketine ermemizin en güzel sebeplerindendir.
DİŞ KİRASI
Dostlar, bizim geleneğimizde Ramazan ayına mahsus âdetlerimiz vardır. Âdetler insana yaptıkları ibadet taatin hikmetini gösteren ele veren güzelliklerdir.
Meselâ diş kirası vardır; iftara gelen kişiye diş kirası yani ev sahibi tarafından bir hediye verilir. Çünkü o kişi Ramazan'da, sizin sofranıza tenezzül etmiş de gelmiştir.
Bir oruçlunun sizin sofranızda bulunması ne demektir? Oruçlu ağzıyla gelmiş sizin lokmalarınızı yemiştir.
Tenezzüldür bu, biz böyle anlarız.
Zira Efendimiz (sas); "Allah''a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir." buyurur. Yine Hz.
Resûlullah (sas); "Kim bir Müslüman kardeşine iftar vakti yemek yedirirse, onun sevabı kadar da kendisine sevap yazılır. Yemek yedirdiği kimselerin sevabından da hiçbir şey eksilmez." diye buyurmuşlardır.
Bu sebeple, ecdâdımız, oruçluya iftar ettirmenin, Ramazan ayına hürmet etmenin faziletinden dolayı, kendisinin Allah katında sevap kazanmasına vesile olan oruçlu kardeşine, kendisinde iftar yaptığı için teşekkürünün bir nişânesi olarak diş kirası adı altında hediyeler verirmiş.
Tarihteki en meşhur diş kiralarından biri de, Sultan Abdülhamid Han'a verilen diş kirasıdır. Âdile Hanım (veya bir başka hanımefendi olabilir), Sultan Abdülhamid Han mü'minlerin emiri sıfatıyla, sofrasını şenlendirip, evini şereflendirdiği için Cihân Padişahına diş kirası olarak; Hafız Osman hattıyla yazılmış, dışı ceylan derisiyle ciltlenmiş ve üzeri yâkutla zebercetle süslenmiş, el yazması bir Kur'ân-ı Kerim'i diş kirası olarak hediye etmiştir.."
İFTAR SOFRASINDA ALLAH İLE ARAMIZI AÇMAYALIM
Dostlar, iftar sonrasında asla eksiklere nazar etmeyelim. Böylesi bir nazar, sofrayı hazırlayanla aramızı açmasının ötesinde, Allah ile aramızı açar.
Cenâb-ı Hakk bizleri her dâim nimetlerine şükreden kullarından eylesin ve Allah, o kanaati bizlere nasip eylesin.
Sofraya oturulduğunda güler yüzlü olmak ve bu güzel yüzü muhafaza etmek lazım. Hane sahibinin; yemeği pişiren kişinin sıkıntısı olmuş olabilir, tuzu unutmuş olabilir. Sofrada herkesin birbirine yardımcı olacağı şekilde muhabbetle bulunması icap eder.
Bizim, âdet-i subhâniyeyi, Peygamber Efendimizin (sas) âdetini yerine getirmemiz gerekir.
Sofrada yemeğe Besmele ile başlamak ardından tuzla başlayıp yine tuzla tamam edip sonrasında "Elhamdülillah" demek, tabağımızda yemek kalmayacak şekilde sünnetlemek, Efendimiz (sas)'in sünnetlerindendir.
Sofrada üzüntülü haberler, "filanca hasta olmuş, falanca vefat etmiş, şöyle olmuş böyle olmuş..." gibi tuhaf şeylerden söz etmemek gerekir. Günümüzde de ilmen ispat edilmiştir ki, böylesi üzücü haberler yediğimiz nimete sirâyet ederek o nimetin molekül yapısını değiştirir ve bu da, bizde farklı hastalıklar olarak zuhur eder. Bu sebepten sofra başında, televizyonun haber kanallarında ki savaş, kaza vs. haberlerinin izlenmemesi lazımdır.
Tabi insanın ne yediğini fark ettirecek nimetin ve o nimetin sahibinin de farkında olmaktan uzaklaştıracak eğlence gibi şeylerin seyredilmemesi sofranın âdabındandır.
Sofrada bir yere dayanarak yemek yiyenler için ise, Efendimiz (sas); "Ben ve benden evvelki hiçbir enbiya dayanarak yaslanarak yemek yememişlerdir." buyurmuşlardır.
Tahtına kurulur gibi uzak durarak değil, önümüzdeki nimetin sahibi hatırlanarak, onun üzerine titrenir ve o muhabbetle hoş sohbet ederek, yemek yenilir vesselâm.
"YERYÜZÜNDE HALİFE YARATACAĞIM"
Âriflerin sözlerini toplayan bir eserde görmüştüm. Cenâb-ı Musa (as) Tur dağında, Cenâb-ı Hakk'ın tecelliyâtıyla bir müddet kendinden geçer. O kendinden geçme hâli zuhûr ettikten, o celâl ve cemâl tecellîleri geçtikten sonra, hâli beşeriyetiyle Allah'a (cc); "Yâ Rabbi, ne muazzam tecellîlerin var. Sen'in cemâlin ne kadar güzelmiş.
Sen'in tecellîlerin ne kadar güzelmiş." diye niyaz eder. Allah Teâlâ Hazretleri ise şöyle buyurur; "Yâ Musa, aramızda o tecellî olduğunda 70 bin hicap vardı. Sen ancak o perdeleri geçtikten sonraki zuhûrâta şâhit oldun. O perdelerden sonraki makamı görebildin.
Fakat âhir zaman nebisinin (sas), ümmeti gelecek. O'nun ümmetine öyle bir haslet vereceğim ki, onlar oruç tuttuklarında, iftar sofrasına oturduklarında, oruçlarını açmazdan evvelki o anda, onlarla Kendim arasında perde bırakmayacağım."
Yine Hz Allah Teâlâ, insanı yaratırken meleklerine; "Halifetullah yaratacağım, Beni yeryüzünde ibadet ederek, zikrederek, tesbih ederek anan, bir kul yaratacağım." diye buyurur.
Melekler; "Yâ Rabbi, toprakta fıtrî özellikler var, bunlar aynı zamanda kan dökücüdür, fesat çıkartıcıdır. Böyle bir şey mi yaratacaksın?" diye sorduklarında, Hz. Allah (cc); "Siz bilmezsiniz, Ben bilirim." buyurdu ve melekler de; "Yâ Rabbi, Sen'in öğrettiğinden gayrı bizim bildiğimiz yoktur." dediler.
İşte Ramazan ayında, oruç tutan kulları iftar sofrasında iken, meleklerine âdeta bu şekilde hitap edermiş, Hz Allah (cc). "Hani bak kan dökücüydü, hani fitne çıkartıcıydı? Yeme istidâdı kendilerinde olduğu hâlde hemen şu nimete el uzatımı mesafedeyken dahi Benim rızamı sadece ve sadece Benim emrimi düşünerek ellerini uzatmıyorlar ve sükûnetle bekliyorlar. Ben de onları mağfiret ettim, Ben de onlara mağfiretimi indirdim.' Bu hitâbı neticesinde arşın çevresinde olan melekler de; "Yâ Rabbi, onları sen mağfiret eyle, onları aziz eyle, umduklarına nâil eyle, Senin cemâline kavuştur." diyerek bu duaya icâbet ederek, böylece dua ederlermiş.
Kardeşlerim, böylesi güzel müjdeleri aldığımız için neşeli olmamız lazım. Cenâb-ı Allah inşallah iftarın da Allah ile mukâbeleyi zevk edinme hâlini bizlere nasib eylesin, burada bize sunduğu, bu nimetin tamamını âhirette ihsan eylesin. Âmin.
AYET-İ KERİME
"Gerçek mü'minler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler." Enfal-2
"Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir." Ankebut - 45
HADİS-İ ŞERİF
"Sahur yemeğinde bereket vardır. Bir yudum su bile içecek olsanız, sahura kalkmayı ihmâl etmeyiniz. Çünkü sahura kalkana Allah rahmet eder, melekler de bağışlanmaları için dua ederler." Müsned ? "Allah, rızası uğrunda bir gün oruç tutan bir kulunu cehennemden yetmiş mevsimlik mesafe uzaklaştırır." Buhârî - Müslim
SORDUM-ÖĞRENDİM
Sahura kalkmasak olmaz mı?
Efendimiz (sas): "Bizim orucumuzla Ehl-i Kitabın orucunu ayıran fark, sahur yemeğidir." buyuruyor. Kardeşlerim sahurun bir bereketi vardır. Sahur yapmak, ertesi gün aç kalırım endişesiyle, çeşit çeşit yiyeceklerle karnımızı tıka basa doyurmak değildir. Zaten insan yarın aç kalırım korkusuyla sahur yaparsa, o kişinin kalbindeki imanda eksiklik var, kalbinde nifak var demektir. Doygunluk da, insanın gözünün doyması da açlık da Allah'tandır. Dolayısıyla tıka basa yemekle tedbir almak bir kâr etmez.
Oruç ayrı birşeydir; rejim gibi değildir. O, ne ara öğüne benzer ne sık sık yemeye ne de başka türlü tedaviye. Doktordan izini aldıysan, rahatsızlığın yoksa; "Oruç tut, sıhhat bul." Bu çerçeveyi hiçbir zaman unutmayalım.
DUA
Efendimiz (sas)'in Duası
* "Allâhümme kanni'nî bimâ razektenî ve bâriklî fîhi ve ahlif 'aleyye külli gâibetin-lî bi hayr"
* "Allah'ım! Bana verdiğin rızık konusunda beni kanaat sahibi yap ve o rızkımı bereketli kıl. Zâyi olan her nimetin daha hayırlısını bana ihsan eyle." Âmin
Fatih Çıtlak