Ortadoğu’da barışı hedef alan suikastlar: Makyavelist Siyonizm tartışması

Uluslararası ilişkiler tarihinde barış masaları çoğu zaman savaşları bitirmek için kuruldu. Ancak bazı dönemlerde diplomasi masalarının gölgesinde suikastlar ve karanlık stratejiler devreye girdi. Analistlere göre Ortadoğu’da yıllardır tekrarlanan bu tablo “Makyavelist Siyonizm” olarak tanımlanıyor. Bölgedeki barış girişimleri, müzakere süreçlerinin en kritik anlarında gerçekleşen suikastlarla defalarca sekteye uğrarken bölgenin kanlı tarihini A Haber analiz etti.
Uluslararası ilişkiler tarihinde barış görüşmeleri çoğu zaman umutla kuruldu. Diplomatlar, arabulucular ve devlet başkanları savaşların sona ermesi için bir araya geldi. Ancak bazı dönemlerde barış görüşmelerinin gölgesinde çok daha karanlık bir strateji devreye girdi. Analistler bu durumu "Makyavelist Diplomasi" olarak tanımlıyor. Yani ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda dini ve ahlaki değerlerin askıya alınması.
MAKYAVELİST DİPLOMASİ VE ORTADOĞU GERÇEĞİ
Ortadoğu bağlamında ise bu strateji için kullanılan kavram "Makyavelist Siyonizm". Bu yaklaşımda, müzakere süreçlerinin en kritik anlarında karşı tarafın siyasi liderlerinin hedef alınması dikkat çekiyor.
(Fotoğraf: ahaber.com.tr - ekran görüntüsü)
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Filiz Değer, İsrail'in bu noktada yıllardır cezasızlık politikasıyla hareket ettiğini belirterek, "İsrail'in en büyük lüksü cezasızlık olması. Cezasızlık politikasına alışık olması. O zamandan bahsettiğimiz dönemlerden bugüne gelindiğinde, eğer İsrail yapmış olduğu saldırıların, işgallerin, işte sömürgeci yerleşimci olaylarını biliyorsunuz Doğu Kudüs, Batı Şeria, Gazze... Gazze'de meydana gelen savaş, tüm bunlarda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin müdahaleye yönelik İsrail'e herhangi bir ceza verilmemesi, zorlayıcı bir müdahalede önlem alınamaması İsrail'i bugüne getirdi." ifadelerini kullandı.
BM ARABULUCUSU SUİKASTI: 1948
Ortadoğu'da diplomasi tarihinin en erken ve çarpıcı suikastlarından biri 1948 yılında yaşandı. Henüz İsrail devleti yeni kurulmuştu ve bölge savaşın ortasındaydı. Birleşmiş Milletler kanı durdurmak için İsveçli diplomat Folke Bernadotte'u özel arabulucu olarak görevlendirdi.
Bernadotte'un planı Kudüs'e uluslararası statü verilmesini ve çatışmaların sona erdirilmesini öngörüyordu. Ancak bu plan radikal siyonist grupların sert tepkisiyle karşılaştı. 17 Eylül 1948'de diplomatik konvoyun önü kesildi ve Bernadotte, aşırı sağcı siyonist örgüt Lehi üyeleri tarafından vurularak öldürüldü. Bu suikast, Birleşmiş Milletler'in ilk Ortadoğu barış girişimlerinden birinin daha başlamadan sona ermesine neden oldu.
(Fotoğraf: ahaber.com.tr - ekran görüntüsü)
OSLO SÜRECİNİN GÖLGESİNDE RABİN SUİKASTI
Ortadoğu'da barış umutlarını hedef alan bir diğer kritik olay ise 4 Kasım 1995'te yaşandı. İsrail Başbakanı İzak Rabin, Filistin lideri Yaser Arafat ile birlikte imzaladığı Oslo Anlaşması ile tarihe geçmişti.
ABD Başkanı Bill Clinton o dönemde yaptığı açıklamada, "Bizden önce emek verenlerin çabaları bizi bu ana getirdi. Hayal etmesi bile zor görünen bir şeyi taahhüt etmeye cesaret ettiğimiz bir an." sözleriyle anlaşmanın önemini vurgulamıştı.
Tel Aviv'de barışı desteklemek için düzenlenen mitingin ardından Rabin'e yönelik saldırı gerçekleşti. Aşırı sağcı Yahudi öğrenci Yigal Amir tarafından vurulan Rabin ağır yaralandı ve kısa süre sonra hayatını kaybetti. Birçok analiste göre o gece yalnızca bir başbakan değil, Ortadoğu'da kalıcı barış ihtimali de hedef alındı.




