ANALİZ | CHP'nin sınıfta kalan yargı karnesi: Kontrol edilebilir düzene duyulan özlem mi?
CHP’nin son dönemde dile getirdiği “yargı bağımsız değil” açıklamaları, parti tarihindeki tartışmalı yargı süreçlerini yeniden gündeme taşıdı. Özellikle 28 Şubat süreci, 2007’deki 367 kararı ve 2008’de açılan AK Parti kapatma davasında CHP’nin aldığı tutum tartışıldı. Benzer şekilde, 2013’teki 17–25 Aralık sürecinde parti yönetiminin kullandığı söylem de uzun süre kamuoyunda gündem oldu. Öte yandan, geçmişte yargı kökenli bazı isimlerin CHP bünyesinde aktif siyaset yapması ve parti yönetiminde görev alması da eleştirilerin odağındaki başlıklardan biri oldu. Bu tartışmaların gölgesinde kamuoyu "CHP’nin talebi gerçekten tam anlamıyla tarafsız ve bağımsız bir yargı mı? Yoksa etkili olabildiği bir yargı düzenine duyulan bir özlem mi söz konusu?" sorularının yanıtını arıyor. İşte detaylar...
CHP'nin son dönemde sıklaştırdığı "yargı bağımsız değil" açıklamaları, parti tarihindeki tartışmalı yargı süreçlerini yeniden gündeme taşıdı. Siyasi hafıza, CHP'nin yargı ile ilişkisine dair geçmişte yaşanan birçok kritik başlığı yeniden hatırlatıyor.
1960'TAN İTİBAREN YARGI-SİYASET İLİŞKİSİ
1960 darbesi sonrası kurulan anayasal düzen içinde yüksek yargının konumu uzun yıllar tartışma konusu oldu. Bu süreçte oluşan vesayet mekanizmasının siyasal ayağında CHP'nin etkili olduğu yönündeki eleştiriler, muhafazakâr ve sağ siyaset cephesinde hâlâ güçlü şekilde dillendiriliyor.
Yargının siyasete müdahale ettiği her kritik eşikte CHP'nin pozisyonu dikkat çekici çekti.
MOĞULTAY'IN SÖZLERİ: KADROLAŞMA TARTIŞMASI
1991–1995 döneminde Adalet Bakanlığı yapan Mehmet Moğultay'ın parti kongresinde yaptığı konuşma, CHP'nin yargı anlayışı açısından en çok hatırlatılan örneklerden biri.
Moğultay'ın yargı kadrolarına ilişkin ifadeleri kamuoyunda "kadrolaşma itirafı" olarak yorumlandı. Bu sözler, CHP'nin bugün dile getirdiği "bağımsız yargı" söylemiyle çelişen bir tablo olarak gösteriliyor.
Mehmet Moğultay (AA)
28 ŞUBAT VE PARTİ KAPATMALAR
28 Şubat sürecinde Refah Partisi'nin kapatılması, ardından Fazilet Partisi hakkında verilen kararlar Türkiye'de siyaset-yargı ilişkisinin en sert dönemlerinden biri oldu.
CHP'nin bu süreçteki tavrı, muhafazakâr kesim tarafından "vesayet düzenine siyasi destek" olarak nitelendirildi. Yargı kararlarının siyasal sonuç doğurduğu o dönemde CHP'den yükselen itirazların sınırlı kalması bugün yeniden tartışılıyor.
Refah Partisi'nin kapatıldığını yönelik gazete haberi (ahaber.com.tr)
367 KARARI: KRİTİK EŞİK
2007'deki 367 kararı, Türkiye'nin siyasi tarihinde kırılma noktası oldu. Anayasa Mahkemesi'nin cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin yorumu büyük bir kriz doğurdu.
İktidar cephesi bu kararı "yargı eliyle siyasete müdahale" olarak değerlendirirken, CHP kararın arkasında durdu. Bugün "yargı müdahalesi" eleştirisi yapan CHP'nin, o günkü tutumu yeniden sorgulanıyor.
Başkan Erdoğan (ahaber.com.tr)
AK PARTİ KAPATMA DAVASI
2008 yılında açılan AK Parti kapatma davası, doğrudan milli iradeyi hedef alan bir girişim olarak yorumlandı. Dava sonucunda parti kapatılmadı ancak hazine yardımının kesilmesi kararı verildi.
Bu süreçte CHP'nin pozisyonu, "siyasi yasak ve kapatma siyasetinin destekçisi" olarak değerlendirildi.
Teröristbaşı Fetullah Gülen (ahaber.com.tr)
17–25 ARALIK VE FETÖ SÜRECİ
2013'teki 17–25 Aralık operasyonları, daha sonra FETÖ'nün yargı içindeki yapılanması olarak tanımlandı. İktidar bu süreci açık bir "yargı darbe girişimi" olarak nitelendirdi.
CHP'nin o dönemde soruşturmaları sahiplenen söylemi ise uzun süre tartışma konusu oldu. Bugün gelinen noktada, FETÖ'nün yargı yapılanması devlet tarafından tasfiye edilirken, CHP'nin o günkü pozisyonu yeniden hatırlatılıyor.
