Türkiye'deki 'vatansız' solcular için özel plan
Sol ideoloji, insanların emeklerini sömüren, dünyayı zengin bir gurubun kölesi haline getiren emperyalizme karşı doğdu. Oysa bu ideolojiyi benimseyenlerin önemli bir bölümü zamanla önce düşmanı kapitalizme benzedi sonra da adeta onun istekleri doğrultusunda davranmaya başladı.
Sosyalizm ya da bazı ülkelerde uygulanış biçimiyle komünizm...
Emekçinin, çalışanın hakkını savunmak, kapitalizmi bitirmek amacıyla sahneye çıktı. Milyonları peşinden sürükledi. Para sahiplerinin sıradan halkı sömürmesinin, ölünceye kadar köleleştirmesinin önüne geçilecekti.
Oysa solun serüveni çıkış amacına uygun seyretmedi. O halkçı; emekçilerin, işçilerin hakkını savunduğunu ilan eden sol, zaman içinde halkının karşısında yer almaktan çekinmedi.
KAPİTALİZMİN KONTROLÜNDEKİ SOL
Her şey ikinci dünya savaşında Amerikan bloğunun üstün gelmesiyle başladı.
Bütün dünyayı emperyalizm tayfunu vuruyordu.
Fikirleri, siyasi partileri, dernekleri hatta ülkeleri kasıp kavuran bir fırtınaydı bu.
Kendisine düşman olanları bile kendi kölesi yapan bir sistem.
Önce tüm dünyada emperyalizme karşı komünizmi savunanlara "emek-sermaye" söylemi ezberletildi.
Amaç emperyalizmle mücadeleyi kırmaktı.
Sözde solcular bu fikri kendilerine para karşılığı aşılayan Amerikan emperyalizmine sempatiyle yaklaştı.
Solun, kendi savunucularını ilk yolda bırakma hadisesi böyle oldu.
Yani bir başka deyişle emperyalizmle mücadele etmek için yola çıkan sol, daha sonra evrilerek emperyalizm safına geçti.
Emperyalizmin tesiri çevresiyle başladı önce.
Kuzey Amerika'dan gelen kapitalizm dalgası önce Latin Amerika ülkelerine girdi.
Ama ne var ki beklenen etkiyi oluşturamadı. Hatta bu etki ters tepti.
LATİN AMERİKA'DA SOL DARBESİ
Latin Amerika ülkeleri vatan savunması gibi sol fikirlerin savunmasına geçti.
Çünkü Amerikan emperyalizmi karşısında yegane sığınacak liman; bağımsızlıkları için, istikballeri için yegane umut sosyalizmdi.
Latin Amerika'da var olan Amerika karşıtlığı için komünizmin evrilip çevrilmesi, içinin boşaltılması harekatı başladı hemen.
Bir ideolojinin diğerini yutma harekatıydı bu adeta.
Şiddetli Amerikan karşıtlığının kasıp kavurduğu Arjantin, tüm Latin Amerika'ya bağımsızlık ilhamı aşılıyordu.
Emperyalizm için Arjantin çıbanın başıydı ve bu yüzden ilk hedef olarak seçildi.
Arjantin'de 1952'de iktidara gelen Juan Peron, ABD ve İngiltere'ye karşı kararlı bir duruşla, Simon Bolivar'ın düşü "Latin Amerika birliğini" kurmayı tasarladı.
Ekonomik alanda Arjantin'i devletçiliğe dayalı bir sanayileşme sürecine soktu.
Demiryollarını, 'Ulusal Banka'yı ve dış ticareti millileştirdi.
İşçilerin gelir düzeyi yükseltildi, işletme kârlarına ortak olmaları sağlandı, 60 yaşın üstündeki işçilere emeklilik hakkı tanındı.
Büyük çiftliklerde ve tarlalarda köle gibi çalıştırılan toprak işçilerini emeklilik ve sendikaya kavuşturan yasaları çıkardı.
Juan Peron'un kendi halkı için attığı bu adımlar, Amerikan emperyalizmi için en büyük tehditti.
Bağımsızlık dalgasının başlaması durumunda bunun önü alınamayabilirdi.
Amerikan emperyalizmi ikinci dünya savaşının bitimiyle elde ettiği psikolojik üstünlüğü bir anda kaybedebilirdi. Kapitalizm yayılamadan dağılabilirdi.
Bu yüzden ABD, arka bahçesi Latin Amerika'da egemenliğinin sarsıldığını görünce, Peron'a karşı "psikolojik harp" ilan etti.
ARJANTİN'DE SOL NASIL KULLANILDI?
Arjantin Devlet Başkanı Peron'a yönelik medya üzerinden algı operasyonu başlatıldı.
Amerikan Look Dergisi, Peron'u masasının çekmecelerinde Hitler ve Mussolini'nin resimlerinin yanı sıra Patagonyalı yerli kızların fotoğraflarını bulunduran bir sapık olarak tanıttı.
Algı operasyonunun kurşunları hedefe yönelmişken bir yandan da düşmana karşı siyasi operasyon yürütülüyordu.
Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin Devlet Başkanı Juan Peron'u devirmek için operasyonel adamı Spruielle Braden'i büyükelçi olarak Arjantin'e atadı.
Büyükelçi Braden, ilk olarak Arjantin Komünist Partisi'yle görüşüp, Peron'a karşı yoğun sokak eylemlerine girmeleri konusunda anlaştı.
Komünist parti ile büyük toprak sahipleri "demokratik koordinasyon kurulu" adı altında hükümete karşı birleştirdi.
Evet, Amerikan büyükelçisi, Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen Arjantin Hükümetini devirmek için komünist partisiyle ortak planlar yapıyordu.
Kapitalizm ve komünizmin ortak operasyonu Buenos Aires Borsası ile başladı.
Peron'un Arjantin ekonomisini millileştirmesine karşı çıkan büyük para baronları ekonomik politikalara karşı bildiri yayınladı.
Sonra sokak eylemleri başladı. ABD Büyükelçisi Braden'in çabalarıyla 19 Eylül 1945'de başkentte 'Anayasa ve Özgürlükler Yürüyüşü' düzenlendi.
Gizli ve açık tüm kapitalizm yanlılarını bir araya getiren bu yürüyüşün amacı "demokrasi talebi" olarak açıklandı.
ABD'nin yarattığı kaos ortamında, bir grup asker darbe yaparak yasal hükümet üyelerini ve devlet başkanı Peron'u tutukladı.
Arjantinli işçi sendikalarının yaygın grev dalgası sonucu, 17 Ekim 1945'de Peron serbest bırakıldı.
ABD Başkonsolosluğunun dizayn ettiği sözüm ona "komünistler"e ve muhalefet cephesine rağmen Perón, sendikaların desteğiyle Şubat 1946'da yeniden devlet başkanlığına seçildi.
Arjantin'in kapitalizm karşısındaki bu zaferi diğer Latin Amerika ülkelerine de ilham oldu.
Ulusal bağımsızlık fikrinin tüm Latin Amerika'ya yayılmasını sağladı.
BOLİVYA'DA EMPERYALİZM-SOL İTTİFAKI
Sırada Bolivya vardı. Kapitalizme baş kaldırıyordu adeta.
Zengin maden yataklarına sahip Bolivya'da, Devlet Başkanı Gualberto Villarroel, vergi dahi ödemeden madenleri yağmalayan - kökü dışarıda olan- şirketlere vergi koymaya çalıştı. Ardından bir dizi reformla işçi ve köylülere sosyal haklar sağladı.
Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin'deki senaryoyu Bolivya'da uygulamaya koydu.
Tabi yine satın aldığı sözde komünistleri, solcuları kullanarak...
21 Temmuz 1946 günü ABD Başkonsolosluğunun yönlendirdiği sokak muhalefeti, ana akım medya desteği ile başkanlık sarayına saldırdı.
Devlet Başkanı Villaroel ve hükümet üyelerini katletti.
Villaroel'in çıplak cesedi meydandaki bir sokak lambası direğine asıldı.
Kendini "zengin düşmanı değilim ama yoksulların dostuyum" diye tanıtan Villarroel, El Presidente Colgado yani "asılan başkan" namıyla tarih sayfalarında yerini aldı.
Solcuların kendi ülkelerine karşı emperyalizmin oyunlarına alet olması yalnızca Latin Amerika'da da tecrübe edilmedi.
Bu konuda Avrupalı solcular da birçok planda yer almış durumda.
"HİTLER'E DİRENMEK İHANETTİR"
14 Haziran 1940 günü Hitler'in orduları, Paris'e tek kurşun atmadan girdi.
Fransız hükümeti, hiçbir direniş gösterilmemesini istedi. Gerekçe olarak da Paris'in hasar görmemesini öne sürdü.
Bu aynı zamanda, Fransa hakim sınıflarının işbirlikçi tavrını da ortaya koyuyordu.
Her şeye rağmen, sol çevrelerde, Hitler'e karşı silahlı direniş fikri yaygındı.
Hitler ordusunun Paris'e girdiği gün, direnme talebine karşı, Fransız Komünist Partisi'nin yayın organı L'Humanité, "Hitler'e direnmek ihanettir. Bizim savaşımız burjuvaziyledir." başlığı attı.
Fransız solcuların vatansızlığının ispatı niteliğindeki bu manşet, Fransa'daki tüm gazetelerin basımının yasaklandığı işgalin ilk günlerinde, L'Humanité'nin basılmasına, işgal komutanlığı tarafından izin verilmesine sebep oldu.
Fransız sol dergisi vatanının hitlerin askerlerinin postalları altında ezilmesine ses çıkarmıyordu.
Daha çok hayat pahalılığı, gıda kıtlığı, tedarik sorunları ve düşük ücret gibi konuları ele alıyordu. Kısa bir süre içinde Fransız Komünit Partisinden içinde yurtsever bir grubun silahlı direnişe önderlik etmesi ile gazete Naziler tarafından kapatıldı.
Kapitalizmin tüm dünyayı yutma isteğine Türkiye de dahildi ve Türkiye'de de sözde sol, bu planın bir parçası olarak kullanılmak istendi.
Ne var ki Türkiye için yalnızca Amerikan emperyalizminin planı yoktu Siyonizmin de bu topraklar için bir hayali vardı elbette. Bölge için yapılan plana göre;
KAPİTALİZMİN BÖLGEDEKİ PLANI
* İran, Irak, Suriye ve Türkiye gibi ulus devletler parçalanacak,
* Suriye'de "Amerikan koridoru'nda" PKK/PYD'ye bir devletçik kurulması sağlanacak,
* Bu devletçik için kurulacak koridora, Türk ordusunun müdahale etmesi engellenecek,
* Terör devletine müsaade etmeyen Türk hükümetleri düşürülecek, yerine ABD'den talimat alacak bir hükümet kurulacak,
* Türkiye'de kaos yaratacak sokak hareketleri başlatılacak.
Kapalı kapılar arkasında yazılan bu senaryo için 12 Eylül'de genetiğiyle oynanmış, emperyalizm ve yurtseverlik bilincini yitirmiş, vatansız bir tür solun harekete geçirilmesi amaçlandı. Bu oyun hala devrede ve işbirlikçiler komplolarla sahneye sürülüyor.
Sol ideoloji başlarda 20. yüzyılın belası emperyalizmle mücadele etmek için yola çıkmıştı.
Ama sonrasında Nazi işbirlikçiliğinden, CIA'nın operasyon elemanlığına kadar uzanan bir yöne savruldu.
Zaman içinde de kendi vatanına bile ihanet edecek kadar ileri gitti pek çok ülkede.