İlahi adaletin tecellisini bekliyoruz
Türkiye üniversiteli Özgecan Aslan'ın katledilmesine ağladı. Pazar SABAH olarak Mersin'deki Aslan ailesinin üç odalı mütevazı evine konuk olduk. Babası Mehmet Bey ve annesi Songül Hanım ile Özgecan'ı ve geride bıraktığı büyük boşluğu konuştuk.
- Bütün Türkiye için Özgecan sembol bir isim oldu. Bize biraz Özgecan'ı anlatır mısınız? Nasıl birisiydi?
- Songül Aslan: Kişilikli, gururlu, haysiyetli, çalışkan ve hırslı bir çocuktu. Kimsenin dedikodusunda, malında gözü yoktu. Çok karakterliydi. Sürekli ders çalışır ve kitap okurdu.
- Psikolog olma hayali varmış sanırım. Başka ne beklentisi vardı hayattan?
- S.A: "Tek hedefim o" diyordu, "Psikolog olup hastaları iyileştireceğim, dünyaya faydalı bir doktor olacağım."
- Kaderin garip cilvesi olsa gerek bu. Belki de psikolog olup iyileştirebileceği hasta ruhlu biri tarafından öldürüldü.
- S.A: Evet o da aklıma geldi. Belki onu da iyileştirebilirdi. Bu tarz insanlara yönelik bir meslekti hedefi. İnsanlığa hizmet etmekti amacı.
FARKLI BİRİYDİ
- Nasıl bir hayat düzeni vardı peki?
- S.A: Okul ve ev arasında geçerdi. Hiç kimse yoktu hayatında. Özel yaşantısında da farklı biri değildi. Tek hedefi okuyup çalışmaktı. Bazen biz sorardık, "Var mı hayatında beğendiğin birisi?" diye, "Hayır, asla. Önce mesleğim, okulumu bitireceğim" derdi hep.
- Özgecan'ın ölümü bir çok insanın psikolojisini bozdu ama sanırım toplumsal refleks anlamında almamız gereken dersleri ve önlemleri de giderken ta yüreklerimizde hissettirdi... Bir baba olarak nasıl bakıyorsunuz bu duruma?
- Mehmet Aslan: Özge çok farklı, çok özel biriydi. Bizim uzun yıllardır farklı boyutta yaşam biçimimizle yoğrulmuş olan karakterimiz var. Doğal olarak benim yapamayacağımı düşündüğüm birçok şeyi çocuklarımın yapabilmesi için onları hep evrensel bir bilinçle yetiştirmeye çalıştım. Netice itibariyle çocuklar okulda, çevrede, öğretmenleri ve arkadaşlarıyla görüşüp konuşuyor ve dünyaya açıklar. Hayatı deneyimleme aşamasında "Baba böyle böyle bir şey oldu, ya da böyle bir kitap okudum, kafama takıldı" gibi deneyimleme aşamasında bilemediğim birçok konuyu bana danışır ve sorardı. Turizm meslek lisesini bitirdi. Psikolojiyi sevebileceğinin farkında bile olmadım. Okuduğum kitaplardaki bilgileri, farklı boyuttaki bilgilerle birleştirip ve öğrendiğim birçok şeyleri damıtıp, o damıttığım bilgiyi onun yaşına göre damla damla vermeye başladım. Bunu verirken demek ki önce kendine, sonra ailesine, sonra milletine, devletine ve tüm insanlığa hizmet etmiş olacaksın bilinciyle büyüdü. Onu işledim, işledim ve psikolog olmaya karar verdi. Güzel kızım bana "Babacığım çevremde o kadar insan var, onlarla bir sürü şey konuşuyorum, hiç kimse senin anlattığın şeyleri anlatmıyor. Hiç kimse senin söylediklerini bilmiyor mu? Sen bunları nasıl öğrendin?" diye sorardı, çok meraklıydı. Dakikada 10 soru sorardı.
- S.A: Hep yaşından büyük kitaplar okurdu.
- M.A: Ben yıllar önce hayatımı keşfederken, tasavvuf dünyasından öğrendiğim bir şey var: Bir müridin şeriat, tarikat, marifet ve hakikat makamlarını geçerken doğru adımlar atmadığı takdirde başına neler gelebileceğini dünya alem bilir. Çocuğuma aktardığım bilgilerin donanımın sentezi buradan geliyor. Ayet-i Kerime'de "Biz Adem'e isimleri bir bir öğrettik" diyor. Bir kitapta okumuştum, 'İnsan tüm evrenin bilgisine doğuştan sahiptir' diyordu. Kendi kader planında o bilginin hangi kısmını kullanabileceğini öğrenebilmesi, fazla olan bilgileri ayıklaması için okur insan. Psikolojiye olan ilgisinin nedeni bunlardandı sanırım.
- Özgecan'ı en son ne zaman gördünüz? Ne hatırlıyorsunuz son anlarına dair?
- S.A: Ben zaten her sabah kalkar okula gitmeden önce kahvaltı hazırlardım. O gün biraz geç kaldım. Tam saat 7'de uyanıp Özge'yi kaldırdım. Özge "Geç kaldım anne kahvaltı hazırlama, bir bardak süt getir" dedi. Sütü ısıttım verdim, üstünü giydi çıktı. Her gün arkasından evin köşesini dönene kadar bakardım, o gün bakmadım ama... Ben de işten çok yorgun geldiğim için kapıya kadar uğurladıktan sonra hemen uyudum tekrar. Her zaman sabah kalkıp giden kızım akşama gelmedi.
- M.A: Ben gece geç saatlere kadar çalışırım genellikle. Geldiğimde herkes uyumuş olur. Çocukların odasını açar bakardım bazen. O gece geldiğimde de uyumuştu, o uyurken gördüm, sabahleyin çıkarken görmedim.
DERİN KIZMIŞ BENİM KIZIM
- Nesini özlüyorsunuz en çok?
- S.A: Her şeyini özlüyorum. Fikirlerini, bakışlarını, hareketlerini... Her şeyini... Çok derin bir kızmış kızım. Çok mert, çok delikanlı imiş. Zaten "Ben farklıyım, özelim" derdi de ben inanmazdım. Çok dürüsttü. Küçüklüğünden beri öyle yetiştirdim zaten. 'Eline, beline, diline hakim ol' sözünü ne diye sorduğunda açıklamıştım tek tek. Yerde bir şey bulsa haram diye asla almazdı. Dedikodu yapmazdı asla. Ben bir şey söylesem, "Anneciğim lütfen konuşmayalım, günah" derdi.
- Öldürüldüğü gün evden çıkarken üzerinde ne kadar parası vardı?
- S.A: 20 lira vermiştim. O da kendi çapında bazı kozmetik ürünleri filan satardı, onların parası ile başka ihtiyaçlarını giderirdi. Benden günlük harçlığını isterdi hep. Yani cebinde başka parası var mıydı bilmiyorum. Zaten masraflı bir kız değildi. Öğle yemeklerini okulda yer ve servisle eve dönerdi. Tutumluydu kızım, biriktirdiği paralarla kitap alırdı. Ben bu kadar çok kitap alıyor diye de kızardım. Benden kredi kartını alır, gidip kitap alırdı. Bana da hep "Kitap oku" derdi. Ben okusam da anlamıyorum, aklımda kalmıyor okuduklarım. Ablasına ve kardeşine kitap sevgisini aşıladı ama.
- Gittiği üniversitenin biraz şehir dışında olması sizi hiç endişelendirmedi mi?
- S.A: Herkes gidiyor. Evimize yakın, gözümüzün önünde dedik hiç olmazsa. Kıbrıs'ı da kazanmıştı ama gitmemişti. Kendisi araştırmış bu üniversiteyi ve orayı seçti.
- O güne kadar hiç mi minibüse binmemişti, hep mi servisle gidiyordu?
- S.A: Evet hep servisle gider gelirdi. O gün dersleri boş olduğu için biraz erken çıkıyor. Tarsus'ta arkadaşlarıyla geziyorlar. Dönüşte o minibüse binince bu olay oluyor.
PES ETMEMİŞ, DİRENMİŞ GÜZEL KIZIM
- Bu tür şeyleri her gün gazetelerden okuyoruz. Siz kendi kızınızın başına gelebileceği hiç tahmin eder miydiniz?
- S.A: Hayır asla aklımıza gelmezdi. Ama dayısı sürekli arar ve uyarırdı beni, "Kızlarına sahip çık, saat 5'ten sonra dışarı bırakma" demişti. Babası bu olaydan 10 gün önce iki kızını da karşısına alıp "Kızım gidin gezin, yiyin için ama akşam 7'den önce evde olun" diye uyarmıştı. İçlerine doğmuş demek ki...
- M.A: Her anne baba gibi bizler de çocuğumuzun üzerine titriyorduk. Ben Özgecan'ı savaşçı olarak yetiştirdim. Asla pes etmemeyi öğrettim, asla! Pes etmek diye bir şey öğretmedim, öyle bir şeyi bilmiyor. Bunları öğretirken böyle olması gerekiyormuş demek. Böyle yetiştirmemin sebebi hikmeti de varmış demek ki. O anda pes etmemiş güzel kızım, meleğim. Hayatta istediğin şeyi almak için bin defa düşeceksin, kalkacaksın. Ben bu inanç ve bu kararlılık seviyesine gelene kadar çok çaba sarfettim. Hayalsiz insan yaşayamaz. İnsanın içindeki hayal, dışarıdaki ise hedeftir. Gerçekleşebilmesi için ikisinin arasında olması gereken şey eylemdir. Eyleme geçtikten sonra ne kadar hayal edersen et yürüyeceksin. Yürürken ayağın taşa takılacak elbette. Ben çok pes ettim, çok. Sonunda nasıl pes etmemem gerektiğini öğrendim. Kaybedenler başaramayanlar değil, pes eden, hayalinden vazgeçenlerdir. İnsanlık bile ölür eğer hedefinden vazgeçersen. Edison eğer hayalinden ve hedefinden vazgeçmiş olsaydı bugün insanlar karanlık içinde olacaktı.
- Peki bundan sonra diğer kızınız Beste ve oğlunuz Barış Ali için hedefleriniz ve planlarınız neler? Yoksa bir endişe mi oluştu?
- S.A: Valla oluştu bende. Beste'ye her dakika, "Dikkatli ol artık, kimseye güvenme. Yolda yürürken, arabaya binerken gözünü dört aç" diyorum. Bir insan kötü ruhlu, iyi ruhlu olduğunu gözlerinden, bakışlarından belli eder. Ama Özgecan saftı. Hiç kimseye karşı içinden şeytanlık düşünmediği için o minibüse bindiğinde bakmamıştır yüzüne.
İDAM ONUN İÇİN KURTULUŞ OLUR
- Özgecan'ın ölümü üzerine eminim ki milyonlarca insanın içinden geçen ortak duygu bu caninin idam edilmesi yönünde. Sizin fikriniz de bu mu?
- S.A: Bence idam kurtuluşu olurdu.
- M.A: Takdiri ilahi böyle tecelli etmiş. İçimde volkan var. Cezasını en ağır şekilde çekmeli. İdam... Bilmiyorum. Ben şuna inanıyorum: Kişi kendi üzerine düşen tedbirleri her zaman alacak. Ama Allah'ın takdir etmediği hiçbir olguyu bir kul, başka bir kulun başına getiremez. Buna ilahi takdir diyoruz. Cezasını da çekecek, idamın olup olmayacağına da ilahi adalet karar verecek.
- Hukuk mekanizmasının dışında bir ilahi adaletin tecelli bulacağına mı inanıyorsunuz?
- M.A: Tabii ki. Hukuk sistemi dünyadaki insanlar arasındaki adaleti dağıtmak için var. Bu mekanizmayı işleten ve karar veren kişiler Allah'ın adaletini temsil ederek bu görevi yapıyor. O yüzden onların da çok seçkin olduğuna inanıyorum. Türkiye'deki hukuk sistemi çok üst düzeydedir. Adaletin en iyi şekilde tesis edilmesini ve dağıtılmasını devletimiz temin ediyor. Ama eksiklikleri vardır ve bundan ben de şikayetçiyim.