"Teröre eş başkanlık yapıyorlar"
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Biz ülkeyi parçalamadık, Doğu demedik, Batı demedik. 'Bu büyük ülke hepimize yeter, nasıl yüreğimiz hepimizi alabiliyorsa, bu ülke de hepimizi alır, hepimizle birlikte yükselir. Daim kardeşliğimizi egemen kılmanın önünde hiçbir engel yoktur' dedik" değerlendirmesinde bulundu.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ndeki bir konferansa, 15 yıl önce ilim adamı olarak geldiğinde, "Van'da düşüncenin, imanın, tefekkürün sonu gelmez" diye düşündüğünü aktaran Başbakan Davutoğlu, "Rabbim bir mekana vereceği bütün imkanları Van'a vermiş" dedi.
Van'ın doğal güzelliklerine değinen Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Van medeniyetlerin kavşak noktası olmuş. Hep büyük ilim adamları, düşünürleri, devletleri misafir etmiş, ama Van'ın hakkını vermeyenleri de üzerinde barındırmamış. Onun için hepimizin öncelikli görevi Van'a sahip çıkmak."
Sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleriyle yaptıkları toplantıda, Van'ın büyük ailelerinin, köklü geleneğe sahip aşiretlerinin temsilcilerinin, alimlerin, ticaret ve iş dünyasının, siyasetinin temsilcilerinin yer aldığını ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Tarih bizi bu dönüm noktasında doğru tavır alıp almamızla yargılayacak. Rabbimiz bizi bu iman ve irfan diyarının hakkını verip vermemizle yargılayacak. Bu diyarda Bediüzzaman, Seyid Abdulhakim Arvasi, Feqiye Teyran, Ahmedi Hani... Nice büyük insanlar buranın hakkını verdikleri için biz bugün Van'da kendimizi buraya tamamıyla ait hissederek Van'ı hakkıyla ve huzur içinde idrak edebiliyoruz. Ama biz hakkını vermezsek, Sarıkamış'a doğru yürüyen 120 yiğit gibi Van'ın hakkını veremezsek, bizden sonra nesiller tefekkürünü, ilmini en önemlisi irfanını kaybetmiş bir Van ile karşılaşırsa bizden hesap sorarlar."
Başbakan Davutoğlu, bugün tehlikenin sadece bir seçimi kazanıp kazanmama tehlikesi olmadığına, asıl tehlikenin bu toprakların ruhunu koruyup koruyamama meselesi olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
"Ben Van'a, 'şehr-i Van, şehr-i irfan' diye bakarım. Bu irfana hürmet göstermeyenler bugün gençlerimizi teröre, şiddete, bizim feyiz aldığımız bütün değerlere yabancı şekilde, doğmatik terminolojilere yönlendirme bu alanlardan birisidir. Onun için ayağa kalkmamızın vaktidir. Melelerimiz, ilim adamlarımız ayağa kalkacak ve bu irfanı koruyacaklardır. Bu irfanı korumak hepimizin görevi. Aşiretlerimiz, ailelerimiz, köklü geleneği olan bütün Van ve bütün Doğu, Güneydoğu bu irfanı korumak için ayağa kalkmak zorunda. Bu topraklar bizim, buradan bizi kimse süremez. Biz, buralarda atalardan gelen geleneği hakkıyla yaşayacağız. Van'ın ticaret erbabı, sanayi erbabı ve dahi Doğu'nun sanayi erbabı ayağa kalkacak. Biz, kalkınmak istiyoruz, biz hendeklerle sokakların kazınmasına, bir takım baskılarla kepenk indirilmesini değil. Huzur, refah istiyoruz. Hepimiz, hep beraber ayağa kalkacağız ve diyeceğiz ki 'biz kardeşiz, ebediyen kardeş kalacağız."
Dün Trabzon'da olduğunu anımsatan ve oradaki simalarla Van'daki simalar arasında bir fark olmadığını vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Biz, AK Parti olarak iktidara geldiğimizde bir yol ayrımının eşiğinde bulduk Türkiye'yi. Arkamızda 12 Eylül'ün, 28 Şubat'ın zulmü vardı. Bu zulüm bir kesime değil, herkese yapılmıştı. AK Parti kadroları olarak doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle ve aranızda bulunan birçok dostumuzla yola çıkarken, Sayın Cumhurbaşkanımızın o zaman genel başkan ve başbakan olarak öncülük ettiği yola çıkarken hep şunu düşündük; 'bütün geçmişteki kötü hatıraları silelim, yeni bir geleceğe, ufka birlikte yürüyelim'. Bu bölgeyi istismar edenler 'özgürlük yok, baskı var, 12 Eylül zulmü var' diyorlardı. Evet, biz bunlara karşı AK Parti döneminde her şeyi göze alarak, biz Doğu'nun, Güneydoğu'nun, medeniyet merkezi olan Van'ın bırakın kalkınmayı, Ortadoğu'nun göz bebeği olması için her şeyi yaptık, yapmaya devam edeceğiz."
AK Parti'nin sivil siyasetin önünü açan, buyurgan değil, hizmet eden bir devlet anlayışını hakim kılmak için çalıştığını belirten Davutoğlu, büyük barış projesi ve milleti birbiriyle kaynaştıracak olan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'ni, Çözüm Süreci'ni başlattıklarını anlattı.
Davutoğlu, "Biz ülkeyi parçalamadık, Doğu demedik, Batı demedik. 'Bu büyük ülke hepimize yeter, nasıl yüreğimiz hepimizi alabiliyorsa, bu ülke de hepimizi alır, hepimizle birlikte yükselir. Daim kardeşliğimizi egemen kılmanın önünde hiçbir engel yoktur' dedik. Feqiye Teyran'ın Kürtçe şiirlerini okuduğumda da Yunus Emre'nin Türkçe şiirlerini de okuduğumda Allah'ın yarattıklarına olan aşkı görürüm, birisi suya seslenir bir diğeri sarı çiçeğe, ama hep o derin irfandan gelen aşkla seslenir. Onun için hepimiz bu sesleri dinleyerek yeni bir Türkiye idealiyle yola çıktık. 81 vilayetimizi birbirine eşit olarak gözününde tuttuk, 78 milyonu da eşit gördük" dedi.
Davutoğlu, AK Parti Van İl Başkanlığınca düzenlenen "Sivil Toplum Kuruluşları ile Buluşma" toplantısında yaptığı konuşmada, omuzlarının üzerinde bir emanet taşıdıklarını belirterek, "Bu emaneti taşırken eğer bir gün, değil bir gün, bir saat, değil bir saat ,bir dakika ya da bir saniye Türkiye'nin doğusuyla batısı, Kuzeyi ile güneyi, Kürt'üyle Türk'ü, Sünni'siyle Alevi'si arasında bir fark gözetirsek, bu ülkenin başbakanı olarak, bu ülkenin devlet adamlarından biri olarak değil bu makamlar, bu tendeki bu can bile bize haram olsun" ifadesini kullandı.
Türkiye'nin batısında, doğusunda, güneydoğusunda konuşamayanların bu derdi anlayamayacaklarını, bu aşkı bilemeyeceklerini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bir parti liderine bakıyorsunuz tek bir kesime hitap ediyor, bir başkasına bakıyorsunuz tek bir kesime hitap ediyor. Üçüncüsüne bakıyorsunuz hem o kesimlere, bir de dağa hitap eder. Biz ise bütün bu ülkenin bütün dağlarının barış dağları, bütün ovalarının bereketli ovalar, bütün ırmaklarının çağıl çağıl akan bereketli sular olması için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Nasıl Ağrı'yla Uludağ arasında fark gözetmezsek, Ağrı'nın eteklerinde yaşayanlarla Uludağ'ın eteklerinde yaşayanlar arasında fark gözetmeyiz."
Kurban Bayramı namazını Diyarbakır Ulu Cami'de kıldığını anımsatan Davutoğlu, "Emin olun Mekke Kabe-i Muazzama, Medine Mescid-i Nebevi'den ve Mescid-i Aksa'dan sonra beni etkileyen iki büyük mekan vardır ki biri Diyarbakır Ulu Cami, biri Bursa Ulu Cami. Allah aşkına hakkıyla o camiye sinmiş imanı, ruhu anlayan birisi Diyarbakır Ulu Cami'yi Bursa Ulu Cami'den ayırabilir mi, buna gücü yeter mi? Sizler ve bizler o mekanlara girdiğimizde sadece sağımızdaki ve solumuzdaki saf tutanların güzel ter kokusunu içimize çekeriz" dedi.
- "Senin terin benim terime karışsaydı ne güzel olurdu"
Davutoğlu, eski Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'la 2010 referandumu için Diyarbakır'a geldiklerini hatırlatarak, şunları söyledi:
"Hazreti Süleyman Cami'nde cuma namazı kılarken terlemiştik, çok sıcaktı. Hiç unutmadığım ve doğunun bu güzel irfandan beslenen alicenaplığı, misafirperverliğini yansıtan bir şeydir, şöyle bir arandım, mendil için, cebimde mendil vardı. Arkadan bir mendil uzandı şöyle göz mesafesinde. Arka saftaki bir Diyarbakırlı kardeşim benim arandığımı görünce mendil uzatmıştı, cebimde mendil vardı ama aldım mendili, sildim. 'Sayın Bakanım' dedi, o zaman bakandım, 'Emin olun daha hiç kullanmadım'. Dönüp, 'Eğer kullanmış olsaydın, hele hele biraz önce kullanmış olsaydın da senin terin benim terime karışsaydı ne güzel olurdu' dedim."
Mendili uzatan kişinin kim olduğunu hatırlamadığını cami çıkışında aradığını ancak göremediğini belirten Davutoğlu, "Düşünün hissettiği anda bir mendil uzatıyor. Ben ona, 'Bende de var sağol' demedim. Gerçekten samimiyetle bugün de söylüyorum, bir başka kardeşinin terini kendi teriyle buluşturmayanlar, bir başka kardeşinin emeğini kendi emeğiyle buluşturmayanlar bu memleketin derdine deva olamazlar" dedi.
- "Veda Hutbesi nesliyiz"
"Biz doğusuyla, batısıyla her köşesiyle teri terle, emeği emekle, irfanı irfanla, yüreği yürekle buluşturmaya geldik ve bunu buluşturacağız. Bütün baskılara, bütün teröre, bütün kumpaslara rağmen bunu buluşturacağız. Onun için 2002'den beri çaba sarf ediyoruz" ifadesini kullanan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Biz de rahatı seçebilirdik, rahat koltuklarımızda oturup eski düzeni sürdürebilirdik, biz de 'Kurulu düzeni devam ettirelim, günümüze gün katalım' diyebilirdik, biz de doğu-batı ayrımına gözlerimizi yumabilirdik, biz de şimdi bazılarının yaptığı, hala yapmakta olduğu gibi kavmiyetçi sloganlarla yola çıkabilir, devleti eskisi gibi muhafaza edebilirdik ama bunu yapmadık. Çünkü biz Veda Hutbesi nesliyiz, 'Kavmiyetçiliğin her türü ayaklarımın altındadır' diyen bir Peygamber'in yolunda yürüyoruz. Ama birileri 'Şu kavmiyetçilik kötü ama benim kavmiyetçiliğim iyi' derse, birileri Türk'ü Kürt'ten, eti tırnaktan ayırmak isterse işte o zaman aynı seste onlara karşı durmamız lazım. İster bunu Türkler adına yapsın, ister Kürtler adına yapsın kim kavmiyetçilik yaparsa cahiliye üzerinedir. Bizim ise yolumuz adalet yolu, yolumuz irfan yolu."
- "Risk aldık, statükoyu değiştirdik, tabuları yıktık"
Ahmet Davutoğlu, "Biz de devleti millet adına, bu ülkenin bütün vatandaşları adına dönüştürmeye çalışırdık, 'Biz devletiz, siz bize itaat edeceksiniz' derdik. Demedik, risk aldık, statükoyu değiştirdik, tabuları yıktık. 1943'te Van'ın Özalp ilçesinde 32 insanımızı öldürten General Muğlalı'nın adını 68 sene sonra kazımayabilirdik ama kazıdık. Çünkü o 1943 yılında nasıl Özalp'ta bu zulüm olmuşsa Konya'da, başka yerlerde de oldu. 'Tek parti zulmü başkalarına yapıldığında iyidir' diye düşünmedik ve hepsine bir şekilde, bütün o geçmişe gerektiğinde tavır almayı gördük, göze aldık" diye konuştu.
Kendilerinin de daha önceki hükümetlerde olduğu gibi şehit cenazelerine, faili meçhullere, OHAL düzenine, yol kesmelere, şiddete göz yumabileceklerini anlatan Davutoğlu, "Biz de eski hükümetler gibi örgüt içi yargısız infazları, insanları şehirden dağa kaldıran, ölüme yollayan terörü, Cumartesi Anneleri'ni kanıksayıp iktidarımızı sürdürebilirdik ama bunları yapmadık ve Allah şahit olsun siz de şahit olun, hiçbir zaman rahatı seçmeyeceğiz, hiçbir zaman kolayı seçmeyeceğiz, zor neredeyse onun üzerine gideceğiz, zoru da yeneceğiz. Ama yeni bir Türkiye, özgür, mutlu, adil bir Türkiye'nin kilometre taşlarını döşemeye devam edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu.
- "Gövdemizi, taşın değil kayanın altına koyduk"
Davutoğlu, doğru bildikleri yoldan hiçbir zaman vazgeçmediklerini ifade ederek, "Siyasi risk alma, oy kaygısı, şu-bu demedik. İklimin, bir kardeşlik ikliminin gerçek anlamda tesisi için parmağımızı değil gövdemizi, taşın değil kayanın altına koyduk, gerekirse koymaya da devam edeceğiz" diye konuştu.
Kendilerinin bu anlayışla yıllardır çabaladıklarını, 7 Haziran sonrası da aynı tutumu sürdürdüklerini ancak yoğun terör saldırılarıyla karşı karşıya kaldıklarını anlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz 2002'de birçok yasağı kaldırıp yeni bir dönemi açtık. 2007'de tam yeni anayasa yaparken Dağlıca saldırısıyla onu provoke ettiler, 2011'de büyük bir güçle iktidara geldiğimizde Silvan saldırısıyla onu provoke ettiler. Ne zaman Türkiye nefes alacaksa dikkat edin bu terör odakları ayağa kalkıyor. İster 'Güneydoğu meselesi' deyin, ister 'Kürt meselesi' deyin ne şekilde adlandırırsanız adlandırın ama bu sorunu bilenler olarak, yıllarca acısını çekmiş olarak sizlere sormak istiyorum, Allah aşkına 7 Haziran sonrasında ne oldu da terör yeniden başladı?
8 Haziran geçmişteki hangi tarihten daha kötüydü ki askerlerimize, polislerimize saldırmaya başladılar? 70'li yıllarda her fraksiyondan kanlı terör örgütlerinin hakimiyetindeki Van daha mı iyiydi? Güneydoğu, Doğu daha mı iyiydi? 12 Eylül cuntasının insanlık dışı, militarist uygulamalarına maruz kalan bu topraklar daha önce daha mı iyiydi? Peki 90'lar mı daha iyiydi, 'beyaz Toros' günleri mi daha iyiydi? Terörün kol gezdiği günler mi daha iyiydi ya da 28 Şubat'ın kaotik, özgürlükleri boğan süreci mi? Hangisi daha iyiydi 8 Haziran'dan?"
- "Terörün hiçbir mazereti olamaz"
Başbakan Davutoğlu, 8 Haziran sonrası birbirleriyle çarpışıyor görünen DEAŞ, PKK, DHKP/C ve Suriye rejimiyle irtibatlı bazı grupların hep birden Türkiye'ye saldırmaya başladıklarını söyledi.
Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Şu saydığım dönemlerde hayal dahi edilemeyen, arkadaş sohbetinde bile dile getirilmeye korkulan özgürlük talepleri, baskılardan kurtulma dilekleri tek tek bizim dönemimizde hayata geçmedi mi? Asrın barış projeleri olarak Demokratik Açılım, Milli Birlik ve Kardeşlik, Çözüm Süreci bütün iyi niyetimizle bu dönemde devreye girmedi mi? Yanlış anlaşılmasın, terörün hiçbir mazereti olamaz. En kötü dönemde bile terörün mazereti olamaz, olmaz da. Böylesine ortamı özgürleştiren, normalleştiren ve özgürlükleri hayata geçiren, bütün yasaklara meydan okuyan bir dönemden sonra bu irrasyonel, duygusuz, vahşi terör patlamasının herhangi bir izahı olabilir mi? Elbette izahıyla da meşgul değiliz kendisiyle de. Biz barış ortamına kim kast ederse onun hak ettiği cevabı vermeye kararlıyız."
Hukuk, insan haklarını ve özgürlükleri hedef alanlarla, söz konusu kavramların kılına zarar vermeden mücadele ettiklerini ve etmeye devam edeceklerini belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bunlar, en kutsal hak olan hayat hakkına kastediyorlar. 7 Haziran'dan sonra terör örgütü yeniden silaha sarılacağını ilan etti. Sonra peş peşe kalleş saldırılar başladı. Allah aşkına yatağından uyuyan güvenlik görevlilerini, trafiği düzenleyen polisimizi, eşiyle çarşıya giden askerimizi, çorbacıda çorba içen vatandaşımızı, ekmek almaya giden Fırat yavrumuzu ve daha nice masum, suçsuz sivil ve askerimizi katletmenin izahı olabilir mi? İşte daha 10 gün önce Ankara'da binlerce vatandaşımızı hedef aldılar, yüzlercesini yaraladılar, onlarcasını katlettiler. Hepinizi bir muhasebeye davet ediyorum. 7 Haziran'dan sonra çıkan tabloyu biz doğru okuyup, ülkenin geleceğini düşünüp, 'biz bu ülkeyi sahipsiz bırakmayız' dedik. Şahitsiniz, 7 Haziran'dan bu yana da 1 dakika dahi yönetim boşluğu oluşturmadık."
- "Biz ne DEAŞ, ne PKK, ne de DHKP-C tanırız"
AK Parti'nin ülkeyi hükümetsiz bırakmama kararlığının ardından DAEŞ ve PKK'nın terör eylemlerine başladığını anımsatan Davutoğlu, PKK ile DAEŞ'ın aynı hedefe yöneldiğine dikkati çekti.
Davutoğlu, artan terör saldırılarının ardından 23 Temmuz'da Çankaya Köşkü'nde düzenlenen terör zirvesinde, "Bütün bu terör odaklarının üzerine aynı kararlılıkla gideceksiniz. Biz ne DEAŞ, ne PKK, ne de DHKP-C tanırız. Bu ülkeyi hedef alanlar, bu ülkenin vatandaşlarının canlarına kastedenlerin, mallarına, namuslarına ve ırzlarına yönelenlere tek bir saniye bile nefes aldırmayacaksınız" talimatı verdiğini belirterek, şöyle konuştu:
"Aynı toplantıda şunu da söyledim. Doğu ve Güneydoğu'da hiçbir vatandaşımızın herhangi bir özgürlüğü sınırlanmayacak, hiçbir vatandaşımıza ayrımcı bir muamele yapılmayacak. Taviz vermiyoruz, vermeyeceğiz. Ama şunu da vurgulamak istiyorum. 90'lara dönmek lafları ediliyor. Bu kara bir propagandanın ürünü. Bizim yönetim anlayışımız ile faili meçhul cinayetlerle anılan, özgürlüklerin boğulduğu, insanların en temel haklarından mahrum bırakıldığı 90'lı yılları yan yana getirmek bühtandır, iftiradır. 90'lı yılları geri getirmek isteyen terör örgütünün ta kendisidir ve onların karşısında da Ergenekoncu zihniyetin hortlamasıdır. Biz terör çetelerine izin vereceğiz ne o beyaz Toros'larla anılan faili meçhullere."
- "Sizleri hiçbir namerdin merhametine terk etmeyeceğiz"
Kurban Bayramı'nda bayram namazını Diyarbakır'daki Ulu Cami'de kıldığını hatırlatan Davutoğlu, camide birçok vatandaşın kulağına eğilerek, "Allah devlete ve millete zeval vermesin. Ne olur bizi bunlara bırakmayın" dediğini, bunun üzerine kendisinin "Bu bayram, bu Ulu Cami şahit olsun, sizleri hiçbir namerdin merhametine terk etmeyeceğiz" karşılığını verdiğini söyledi.
Vanlılar'dan korkmadan yüksek sesle "Biz bu ülkede bir daha terör ve baskı istemiyoruz" demelerini isteyen Davutoğlu, "Bunları biz biliriz. Bunlar puslu havada ortaya çıkan çakallardır. Karşılarına yiğit çıktı mı susarlar. DEAŞ da öyledir, PKK da öyledir, diğerleri de. Van'ın puslu havası olmayacak, Van'ın aydınlık geleceği olacak. Onun için bize güvenin, biz size güveniyoruz. Her şey demokrasinin kuralları içerinde işleyecek, hiçbirinizin herhangi bir şekilde devlet yetkilileri tarafından herhangi bir hukukunuz zedelenirse işte biz buradayız. 90'lı yıllarda değiliz. Hukuk devleti kuralları içerinde her şeyin hesabı sorulur. Ama sizler terör örgütünün üzerinizde oluşturmaya çalıştığı baskı, zulüm ve şiddette izin verirseniz, buna sessiz kalırsanız sadece devletin gayretiyle bu mücadeleyi sürdürmek zorlaşır. Van'a sahip çıkın" ifadelerini kullandı.
- "50 milyar lira GAP ve DAP projeleri için ayrıldı"
AK Parti'nin zihniyetinde hiçbir zaman birinci sınıf ya da ikinci sınıf vatandaş, birinci ya da ikinci sınıf bölge kategorilerinin olmadığının altını çizen Davutoğlu, Konya'ya aşık olduğu kadar Van'a da aşık olduğunu söyledi.
Doğu ve Güneydoğu'da yaşayanların AK Parti iktidarına kadar yıllarca ayrımcılığa maruz kaldığını, yokluk içerinde bırakıldığını ve yok sayıldığını vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını en aza indirmek için birçok adım attık. Sistemde var görünen fakat uygulamada olmayan birçok projeyi gerçekleştirdik. 12 Eylül'ün de 28 Şubat'ın kalıntılarını biz yok ettik. Doğu'ya yatırım yapılmıyor bir argüman vardı. İşte GAP ve DAP projeleri. Bunlar sizin için yapılıyor. Bunlar lütuf değil. Ben Başbakan olarak ne hakka sahipsem Van'ın en kenarındaki vatandaşım da aynı hakka sahiptir. 2014-2018 dönemi kapsayan GAP Eylem Planı ile 26,7 milyar lira, DAP Eylem Planı ile de 21 milyar lira kaynak ayırdık. Yaklaşık 50 milyar lira GAP ve DAP projeleri için ayrıldı. TOKİ eliyle GAP ve DAP illerimize, 18,3 milyar liralık yatırım yapıyoruz."
Van depremi ile Marmara depreminde yaşananları ve yapılan hizmetleri karşılaştıran Başbakan Davutoğlu, Van depreminde herkesin Vanlı olduğunu, Türkiye'nin hangi ilinde deprem olursa vatandaşların o ile yardıma gideceğini belirtti.
Açılışını yaptığı spor salonuna değinen Davutoğlu, herkesin orayı gezmesi gerektiğini, kapalı spor tesisinin 5 bin 250 kişilik olduğunu aktardı.
Van'a kültür ve sanat merkezleri, müzeler açacaklarını anlatan Davutoğlu, "Vanlı gençlerimizin elinde kalem, elinde bilgisayar, elinde kitap, hafta sonunda yapacağı bir spor, elinde bir saz ya da bir güzel ney... Bunları görmek isteriz. Elinde molotof, elinde taş, elinde mayın, elinde silah, elinde mermi, elinde doçka görmek istemiyoruz. Kimsenin de Vanlı ve Doğulu, Güneydoğulu o nur yüzlü çocuklarımızı böyle bilinmez meçhul bir geleceğe götürmesine izin vermeyiz" ifadesini kullandı.
-"Onlara mayın döşemek düşer, bize de o yollara gül döşemek düşer"
Doğu ve Güneydoğu'da bu kalkınma hamlelerinin devam edeceğini açıklayan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Belki onlar yaptığımız konutları, yaptığımız fabrika şantiyelerini yapan iş makinelerini kıracaklar. Belki onlar yaptığımız bölünmüş yolların altına mayınlar döşeyecekler, ne yaparlarsa yapsınlar bizim azmimizi kıramazlar. Onlara mayın döşemek düşer bize de o yollara gül döşemek düşer. Biz güllerle o yolları tekrar yapacağız. Van'ı sadece Hakkari'ye, Bitlis'e, Diyarbakır'a değil daha ötelerine İstanbul'a, daha ötelerine Saray Bosna'ya, Avrupa'ya bağlayan yollar gönülleri gönüllere bağlayan yollar... Bütün Vanlıların, bütün Güney ve Doğu Anadolu'daki vatandaşlarımızın çağdaş standartlara, en iyi imkanlara sahip olması, kavuşabilmesi için her şeyi yapacağız."
- DAP ve GAP illerine yapılan yatırımlar
Şu ana kadar Doğu Anadolu'da yaklaşık 84 bin 400 konutun yapımına başlanıldığını, DAP illerinin tümünde ise 73 bin 600 konutun tamamlanıp, hak sahiplerine verildiğini aktaran Davutoğlu, GAP illerinde ise 52 bin 300 konuta başladıklarını, 42 bin 400 konutu tamamladıklarını söyledi.
Doğu'daki dersliklerin yüzde 52'si Güneydoğu'dakilerin ise yüzde 49,3'ünün AK Parti döneminde yapıldığını vurgulayan Davutoğlu, "Her iki bölgede öğretmen sayısını yüzde 181 arttırdık. 2014 yılının sonuna kadar DAP illerinde 189 bin hektar, GAP illerinde ise yaklaşık 226 bin hektar alanı sulamaya açtık" diye konuştu.
Her iki bölgede GAP'ta ve DAP'ta 13 bin 900 sağlık tesisi hizmete açıldığını ve hepsinin modern cihazlarla donatıldığını belirten Başbakan Davutoğlu, karayollarında ise her iki bölgeye yaklaşık 860 milyon lira ödenek ayrıldığını, KÖYDES kapsamında ise DAP illerine 2,3 milyar, GAP illerine ise 1,2 milyar harcama yapıldığını ve yeni kaynaklar ayrıldığını ifade etti.
Davutoğlu, Doğu Anadolu'da 2002 yılında sigortalı sayısının 147 bin, şimdi ise 461 bin olduğunu, Güneydoğu Anadolu'da ise 175 bin iken, şimdi 735 bin olduğunu dile getirdi.
Davutoğlu, 2002'de, DAP illerinde ihracatın 136 milyon dolarken, bugün 1,2 milyar dolar olduğunu belirtti ancak bunun da çok az olduğunu söyledi.
Van'ın, tarih boyu Karadeniz ile Körfez, İran ile Anadolu arasındaki en optimum buluşma noktası olduğuna işaret eden Davutoğlu, "Şöyle bir çizin, Kafkasya, Anadolu, bir bakın şöyle, en optimum orta noktayı bulun, Diyarbakır ile Van arasında bir yer çıkar. Onun için bu şehirler tesadüfen gelişmiş şehirler değil. Dolayısıyla sizin de bizim de bunun hakkını vermemiz, bu 1,2 milyar dolarlık ihracatı süratle 10 milyar dolarlara, 50 milyar dolarlara çıkarmamız lazım" dedi.
Davutoğlu, 2002'de 689 milyon dolar olan GAP illerinin toplam ihracatının bugün 9,2 milyar dolara ulaştığına dikkati çekerek, "Şu sıraladığım tablo da gösteriyor ki biz bölgeye bakarken hem maddi hem manevi zenginliği esas alarak bakıyoruz. Hem irfanı hem helal rızkı. Çünkü biliriz ki irfan olup da helal rızk olmadı mı namerde muhtaç olmak zorunda kalırsınız ama helal rızk ve kalkınma olup da irfanı kaybederseniz, materyalist bir zihne yönelecek nesiller tehlikesi vardır" ifadelerini kullandı.
-"Tarihdaşlığımızı, vatandaşlığımızı, gönüldaşlığımızı pekiştireceğiz"
Başbakan Davutoğlu, özgürlük ve refahın paralel ilerlemesi için çok büyük çaba sarf ettiklerini kaydederek, şöyle konuştu:
"Bizim öncelikle bu yaralı bölgede, bu dertli şehirlerimizde, beldelerimizde, bilahare de tüm yurtta kardeşliği, birliği, barışı hep beraber tesis etmemiz lazım. Bu konjonktürel bir talep değildir. Bu stratejik ve asırlara yönelen bir taleptir. Tarihdaşlığımızı, vatandaşlığımızı, gönüldaşlığımızı pekiştireceğiz. Bizim çözüm iradesinden muradımız, demokrasimizin tüm vatandaşlarımızı kuşatmasıdır. Adaletin yurdumuzun her köşesinde egemen olmasıdır. Bütün bunları da adım adım hayata geçirdik.
Tüm dünya şahittir, siz de şahitsiniz, bizim dönemimizde Kürt kökenli kardeşlerimize yönelik her türlü ayrımcılık son bulmuştur. 13 yıl önce iktidara gelir gelmez ilk işimiz, OHAL'i kaldırmak oldu. Peşi sıra, peyderpey Türkiye'nin özgürlük alanlarını genişlettik ve bu özgürlük alanlarında herhangi bir ayrımcılığa müsaade etmedik. Demin söylediğim gibi bu bir imtiyaz, bir lütuf değil, insan onuruna sahip vatandaşlar olmaktan kaynaklanan en temel hakkımızdır. Burada yapmaya çalıştığım bir mukayeseyle tabloyu açık bir şekilde ortaya koymak. Bunlar, bütün bu haklar, aslında yıllar öncesi verilmesi gereken ama maalesef verilmemiş, gecikmiş haklardır. Bizim bölgeye, bölge insanına yönelik demokrasi ve refah perspektifimiz, AK Parti'nin iktidara geldiği ilk günden başladı. Hatta bilinçlenmemizin gençlik dönemlerinden başladı. İlk günden beri daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok adalet dedik ve bunu gündeme getiren siyasi kadrolarla birlikte çözümsüzlüğü değil, çözümü, ayrılmayı değil, birleşmeyi, bölünmeyi değil, bütünleşmeyi savunduk."
Davutoğlu, AK Parti Van İl Başkanlığınca düzenlenen "Sivil Toplum Kuruluşları ile Buluşma" toplantısında yaptığı konuşmada, eşit yurttaşlık ve demokratik haklar temeline dayalı bir siyasetin inşası yolunda kararlılıkla adımlar attıklarını, işkenceye karşı sıfır tolerans ilkesini getirdiklerini ve 12 Eylül'ün işkence tabloları karşısında bugün Türkiye'de kimsenin işkenceden bahsedemeyeceğini ifade etti.
Başka bir şekilde işkenceden bahsedilebileceğine işaret eden Davutoğlu, AK Parti teşkilatına karşı yapılan saldırıları hatırlattı. Davutoğlu, bugün Van'da vakur bir miting yaptıklarını kaydederek, kendisiyle orada görüştükten sonra AK Parti Hakkari İl Başkanının ve yanındakilerin saldırıya uğradıklarını anlattı.
Davutoğlu, "Hani bunların davası barıştı, hani bunlar demokrasiyi savunuyorlardı?" diyerek, şöyle devam etti:
"Aslında bunların hepsi, bütün bu yaşananlar tabloyu herkesin önüne açıklıkla koyuyor. Bu saldırıyı yapanlar kimlerse mutlaka yakalanacak, adaletin önüne çıkarılacak, hiçbir şekilde taviz vermeyiz. Ne Van ne de herhangi bir şehrimiz, eşkıyanın at oynattığı alanlar değildir, herhangi bir ilçemiz, beldemiz... kamu düzeni dışında eşkıyaların tasallutuna muhatap olacak yerler değildir. Demokrasi içinde mücadele veren bir il başkanına saldırı yapılmışsa bunun hak ettiği cevabı alırlar. Ama şu ana kadar HDP'ye yapılan bütün saldırılarda, ben çıktım bu saldırıları kınadım ve o saldırılar karşısında 'ortak tavır' çağrısında bulundum. Ama AK Parti'ye yönelik saldırılarda hiç bu tavrı kimseden görmedik. Bakalım, o çok demokrasiyi savunan eş başkanlar, (AK Parti) Hakkari il başkanına yönelik olarak yapılan bu linç girişimine ne diyecekler? Kınayacaklar mı?"
Bu saldırılardan AK Parti'nin geri adım atacağının zannedildiğinin altını çizen Davutoğlu, "Bizi tanımamışlar. Biz yola çıktık mı son nefesimizi düşünerek çıkarız, son nefeste Rabbimize huzur içinde varabileceğimiz anı düşünerek çıkarız. Onun için her aldığımız nefesi son nefes gibi alırız. Bizim onlardan farkımız bu" diye konuştu.
Davutoğlu, güçlü bir iradeyle herkese seslenmek istediğini vurgulayarak, "Sizlerin hak ve hukukuna yönelecek her türlü tehdidin elini kırana kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz" dedi.
- "Şimdi PKK aynısını yapmaya kalkıyor"
Dün, Dağlıca'da şehit olan Samet Çakır'ın ailesine taziye ziyaretinde bulunduğunu bildiren Davutoğlu, şehidin babası Muammer Çakır'da en ufak bir öfkenin bulunmadığını, tam bir tevekkül hali olduğunu, kendisine de "Vatan için hepimizin canı feda" dediğini aktardı.
Başbakan Davutoğlu, Türkiye'yi özgürlükler ülkesi haline getirmeye çalıştıklarına dikkati çekerek, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki bütün setleri kaldırdıklarını anlattı.
Öte yandan faili meçhulleri sona erdirdiklerini belirten Davutoğlu, kendi dönemlerinde tek bir faili meçhulün kalmadığını vurguladı. Davutoğlu, "kendilerine yapıldığında faili meçhul ile itham ederler, kendileri faili meçhul yapmaya kalktıklarında hakları gibi görürler" dedi.
Eski yerleşim yerlerinin iadesinin önünü açtıklarına değinen Davutoğlu, bunun sadece Doğu'ya Güney Doğu'ya has bir uygulama olmadığını vurguladı. Davutoğlu, köye dönüş ve rehabilitasyon projesini gerçekleştirdiklerini, mezralara dönüldüğünü ama buraların terör yuvalarına getirilmeye çalışıldığını ifade etti.
Başbakan Davutoğlu, "Şimdi size soruyorum, 90'ların zihniyetine kim sahip? 90'lar döneminde JİTEM yol keserdi, şimdi de PKK terör örgütü yol kesiyor. O zaman onlar belki bazılarını faili meçhulle belli yerlere dağa kaldırıp sorgulardı, şimdi PKK aynısını yapmaya kalkıyor. Peki zulüm yapana göre değişir mi? Zulmü kim yaparsa zulümdür. Bunun için Türkiye'nin tam özgür olmasına önem veriyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Hükümet'i olarak gerçekleştirdikleri yenilikleri ve gelişmeleri hatırlatan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Partilerin kapatılmasını zorlaştırdık, teşkilatlanmalarına kolaylık getirdik ama parti kapatmasını imkansız kılan 2010 referandumuna HDP'nin o zamanki temsilcileri 'hayır' dedi. Bölgesel siyaseti daha çok tercih eden Kürt seçmen ağırlıklı partiler, her düzeyde istedikleri faaliyeti yapma imkanına kavuştu. Ama şunu bilsinler, bizim için hiçbir partinin Kürtler ya da Türklere tek başına hitap etme hakkı yoktur. Kimse 'Türkler ya da Kürtler bize oy verirler' deme hakkına, cüretine sahip değildir. Bu ülkede Türklerin de Kürtlerin de partisi vardır, onun adı da AK Parti'dir. Bakın ben burada konuştuğum gibi aynı dille üslubumu hiç değiştirmeden Konya, Edirne, İzmir'de de konuşuyorum. Biz de iki dil, riyakarlık yok.
Fiilen yürütülen eş başkanlık yasal dayanağa kavuştu. Biz de doğru değerlendirilecek diye düşündük. Ama şimdi bu eş başkanlar teröre eş başkanlık yapıyorlar, teröre. Siyasetin bu anlamda terörün vesayetinden kurtulması lazım."
Davutoğlu, ülkenin meselelerinin çözüm noktasına geldiğinde dışarıdan ve içeriden bir takım odakların bunu engellemeye kalkıştıklarını belirterek, "Hala aynı karanlık oyunları sahneye sürmeye çalışıyorlar ama bu sefer bütün bu karanlık oyunlara karnı tok ve tecrübe olarak da bütün bunları bertaraf edecek tecrübeye sahip kadrolar iş başında" dedi.
-"İrademizi zaafa uğratamayacaklar"
Hedeflerinin huzur, refah ve demokrasinin daha da derinleşmesini sağlamak olduğunu ve AK Parti'nin bu hedefinden milim şaşmayacağını dile getiren Davutoğlu, "Israrla ve net olarak bir kez daha ifade ediyorum. Demokrasi, insan hak ve özgürlüklerinin alanını genişletmek için her türlü çalışmayı sürdüreceğiz. Biz dün de bugün de daha çok demokrasi, daha çok hukuk dedik, yarın da demeye devam edeceğiz. Ama aynı zamanda kamu düzeni dedik, teröre karşı mücadele dedik, yarın da demeye devam edeceğiz. İnşallah 1 Kasım'da Türkiye'yi daha iyi bir noktaya getirmek için hep beraber çaba sarf edeceğiz" diye konuştu.
Çözüm ve terörle mücadele iradelerini hiç kimsenin zaafa uğratamayacağını vurgulayan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Ne terör örgütü ne onun Türkiye içindeki destekçileri ne de bu tablodan yarar uman bir takım uluslararası odaklar, hiçbiri bu irademizi zaafa uğratamayacak. Artık biz et ve tırnak olarak asırlarca bir arada olduğumuz gibi bugün de bir aradayız. Kimse bizi başka ülkelerle karşılaştırmasın. Kimse bizi başka ülkelerde olduğu gibi etnik ve mezhebi temelde bir birine düşman kılabileceğini düşünmesin. Yüz yıl önce Birinci Dünya Savaşı'nda nasıl zor günler yaşadıysak, şimdi de çevremizdeki ateş çemberi dolayısıyla aynı zor günleri, aynı çetin sınamaları yaşıyoruz. Nasıl Birinci Dünya Savaşı'na giden o günlerde tek gücümüz bir birimize sırtımızı dayamak olmuşsa, nasıl o zor dönemleri bir birimize güvenerek, omuz omuza vererek aşmışsak, bu zor günleri de hep beraber omuz omuza vererek aşacağız. Birini diğerinin alternatifi yapmadan hem herkese demokrasi, hem herkese kamu düzeni diyeceğiz."
Bundan dolayı 1 Kasım seçimlerinin sadece Türkiye bakımından değil, çevre ülkeler ve dünya bakımından da tarihi bir seçim olduğunu aktaran Davutoğlu, "Sizlerden ricam, Van'a sahip çıkın, bu güzel topraklara sahip çıkın. Doğu'ya, Güneydoğu'ya, Mezopotamya'ya, Fırat'a, Dicle'ye sahip çıkın, Süphan'a, Van Denizi'ne sahip çıkın, Türkiye'ye sahip çıkın. Türkiye sizindir, Türkiye hepimizindir. Türkiye biziz, biz Türkiye'yiz. Biz derken hepimizin içinde olduğu bu şahsı maneviyi kastediyorum" diye konuştu.
-"Tüm Türkiye'ye de sahip çıkan AK Parti'dir"
Van'a kim sahip çıkıyorsa, bu ülkeye, topraklara kim sahip çıkıyorsa, bu ülkenin tüm fertlerini kim bağrına basıyorsa onlara destek olunmasını isteyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Eminim ki şöyle yüreğinize sorduğunuzda, son 13 yıl içinde yaşadıklarımızı gördüğünüzde diyeceğiniz şey şudur, Van'a da, Doğu'ya da, Güneydoğu'ya da, tüm Türkiye'ye de sahip çıkan AK Parti'dir. Gönlünüze sorduğunuzda bunu diyeceğinizi biliyorum. Yüreği yanan bir tek AK Parti'dir. Bunu diyeceğinizi biliyorum. Ayrım gözetmeden, neredeyse Konya'ya gittiğim kadar Van'a gelmiş oldum. Geleceğim, daha çok geleceğim. Birileri eğer eti tırnaktan ayırmak isterse, biz etle tırnağı birleştireceğiz. Van bizim için bütün bu tarihi eşikte en kritik kavşak noktasıdır. Van, en uzun kara sınırlarımıza sahip illerimizden biridir. Van'ın kendi kaderine sahip çıkması, Türkiye'nin kaderine sahip çıkmasıdır. 1 Kasım'da bu kadere sahip çıkmanızı bekliyorum. Bu kadere sahip çıktığınız zaman da bilin ki sadece gönülden Vanlı olan Beşir Bey (Atalay), tesadüfen Beşir Bey'i göndermedik buraya, uzun tefekkürle ve şunu da göstermek istedik, Van'ı sevmek için illa fiziken, bedenen Vanlı olmak gerekmez, Van'a aşık olmak gerekir Vanlı olmak için, Van'ı sevmek, Van'a aşkla bağlı olmak gerekir."
Beşir Atalay'ın eşinin rahatsızlığına değinen Davutoğlu, Atalay'ın görevi kabul ederken Kırıkkale'yi ne kadar aşkla kabul ettiyse, aynı şekilde hiç tereddütsüz bir şekilde kabul ettiğini, diğer milletvekili adaylarına sahip çıkılmasını istedi. Davutoğlu, "Ben de size söz veriyorum, o arkadaşlarımıza sahip çıktığınız ölçüde bilin ki Van'da kaç milletvekili çıkarırsanız, onun bir fazlası milletvekiline sahip olacaksınız, o milletvekiliniz de ben olacağım" diye konuştu.
Davutoğlu, salondakilerin temsil ettiği tüm sivil toplum kuruluşlarına selam ve sevgilerini ileterek konuşmasını sonlandırdı.
AA