'Cumhurbaşkanımızın yanında olmayan benim yanımda da olmasın'
AK Parti'nin milletvekili adaylarının belirlenmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sürece dahli olup olmadığının sorulması üzerine Davutoğlu, yorumları takip ettiğini, yapılan yorumlarda sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kendisinin yıllardır ayrı çizgide olduğu, ayrı ekiplerle çalıştığı gibi ifadeler kullanıldığını ifade etti.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, 30 Mart seçimlerine giden ekibin aynı mantıkla 7 Haziran seçimlerine gittiğini, "Davutoğlu'nun ekibi, Cumhurbaşkanı'nın ekibi" diye bir ayrım yapmanın gerçekleri yansıtmayacağını belirterek, "Bu süreçte 'Bana kimler yakın' diye bir kriter söz konusu olmadı ya da 'şuna kimler yakın, onları devreye almayım'. Sadece Cumhurbaşkanımız değil başka isimlerle ilgili de kanaatler serdediliyor, objektif kurallar ve saatlerce süren müzakerelerle çıkan bir tablo" dedi.
Davutoğlu, NTV'deki canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
AK Parti'nin milletvekili adaylarının belirlenmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sürece dahli olup olmadığının sorulması üzerine Davutoğlu, yorumları takip ettiğini, yapılan yorumlarda sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kendisinin yıllardır ayrı çizgide olduğu, ayrı ekiplerle çalıştığı gibi ifadeler kullanıldığını ifade etti.
"Sanki ayrı ekipler aday tespitinde yarıştı, kime yakın adaylar olduğu konusunda bir ağırlık hesabı yapıldı ve bir sonuca ulaşıldı. Bu son derece yanlış bir algı" diyen Davutoğlu, geçen yıl bu günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde, en yakın çalışma arkadaşlarından birinin kendisi olduğunu anımsattı.
Başbakan Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Onun ekibi benim ekibimdi, benim ekibim onun ekibiydi. Ben başbakan olduktan sonra Sayın Cumhurbaşkanımız ile 'Cumhurbaşkanlığı'nda kimlerle çalışmak isterseniz' diye konuştuk, bazı arkadaşlar Başbakanlık'ta kaldı, bazı arkadaşlar Cumhurbaşkanlığı'na gitti. Açık bir şekilde ifade edeyim, geçen sene 30 Mart seçimlerine giderken hangi ekip, hangi mantıkla bir aradaysa şimdi 7 Haziran seçimlerine giderken de aynı ekip, aynı mantıkla bir arada. Yani 'Davutoğlu'nun ekibi Cumhurbaşkanı'nın ekibi' diye bir ayrım yapmak sunidir, gerçekleri de yansıtmaz. Kimi nereye koyuyorsunuz? İnsanların yüreklerindeki sevgiyi nasıl parçalayabilirsiniz ki... Bu insanlar, dava arkadaşlarımız aynı muhabbetle Cumhurbaşkanımıza da bana da bağlılar ve bu bağlılıklarını gösterdiler değişik vesilelerle.
Hatta geçtiğimiz bir MYK'da da arkadaşlara da, dışarıya farklı görüntü vermek isteyen veya böyle görüntü yansıtanlara işareten söyledim, 'Cumhurbaşkanımızın yanında olmayan benim yanımda da olmasın' dedim. Böyle bir ayrım noktasına getirmek isteyen kim varsa... Bu şu demek değil, ekip olarak, bir dava yolculuğu, bir arkadaşlık, bir siyaset felsefesi yolculuğu olarak Cumhurbaşkanımızın ekibi, Başbakan'ın ekibi diye bir ayrım bizim yaklaşımımızda olmaz. Ama devletin kurumsal işleyişi bağlamında Cumhurbaşkanımızın yeri de bellidir, Başbakan olarak benim yerim de bellidir. Anayasal olarak Cumhurbaşkanımız, kendi siyasetin üstünde ve tarafsız bir konumdadır. Dolayısıyla listelere müdahil olma gibi bir durum söz konusu değil."
-"Cumhurbaşkanımızın hassasiyetlerini en yakından bilen benim"
"Erdoğan'a yakın" denilen isimlerle ilgili haberleri hayretle okuduğunu dile getiren Davutoğlu, "Cumhurbaşkanımıza yakın denilen isimlerin çoğu benim yıllarca, akademik hayatta veya değişik yerlerde beraber olduğum arkadaşlar. Bana yakın diye yazılan isimlerin önemli bir kısmı da geçmişte Cumhurbaşkanımızın başdanışmanlığını yapmış arkadaşlar" diye konuştu.
Yorumların eski Türkiye'nin alışkanlıklarıyla yapıldığını, insanların "şunun yanında olanlar" ve "bunun yanında olanlar" diye kutuplaştırıldığını ancak böyle bir ayrımın söz konusu olmadığını ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Cumhurbaşkanımızın bazı hassasiyetleri yansımış olur, tabii olur ama nasıl olur bu? Ben Cumhurbaşkanımızla 12 yıl birlikte çalışmış, hem başdanışman hem Dışişleri Bakanı olarak, Cumhurbaşkanımızın düşüncelerini, hassasiyetlerini en yakından bilen benim. Bunun için ayrıca Cumhurbaşkanımızla oturup saatlerce görüşmeye de ihtiyaç yok. Benim hassasiyetlerimi de herkesten daha yakın bilen Cumhurbaşkanımızdır. Dolayısıyla bazen konuşmadan da anlaşılan, sadece bakışlarla da bir takım meselelerin çözülebileceği, rahat bir ilişkiden bahsediyoruz. Bu noktada yorumları okuduğumda veya dinlediğimde sadece bazen tebessüm ediyorum. Çünkü böyle bir kategorizasyon, 'buna yakın olanlar, şuna yakın olanlar' gibi bir şey söz konusu değil."
Aday belirleme sürecinde ehliyet, liyakat, Çözüm Süreci başta olmak üzere Türkiye'de yürütülen projelere duyulan aidiyet, AK Parti'nin vizyonunu benimseme, hem ulusal hem de yerel ölçekte nerede ve nasıl katkı yapabileceği gibi kriterlerin ortaya konduğunu anlatan Davutoğlu, "Bunları ortaya koyduğumuzda, benim hiçbirinde şöyle bir kriterim olmadı, 'Bana kimler yakın' diye bir kriter bu süreçte söz konusu olmadı. Ya da 'şuna kimler yakın, onları devreye almayım', sadece Cumhurbaşkanımız değil başka isimlerle ilgili de kanaatler serdediliyor, objektif kurallar ve saatlerce süren müzakerelerle çıkan bir tablo" diye konuştu.
-"Yeni bir nesil siyasetçinin, devlet adamının devreye girmesi lazım"
"AK Parti'nin aday listesinde geçmiş dönemlere oranla popüler, yıldız ve kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin olmadığı" yorumunun yapılması ve bunun nedeninin sorulması üzerine de Davutoğlu, "Siyasette yıldız arayışı... Biz bir konsere ya da futbol maçına çıkmıyoruz" dedi.
Adaylar arasında sanatkar, kamuoyunun çok yakından tanıdığı yazar ve entelektüellerin de olduğuna işaret eden Davutoğlu, Eflatun'un "Adalet her şeyin hakkını vermek ve olması gereken yere koymaktır" prensibini hatırlatarak, şöyle devam etti:
"Sadece popülerlik üzerinden aday tespitine başladığınızda, o kişileri popülerlik üzerinden de kaybedebilirsiniz. Siyasette popüler arayış bir müddet sonra popülizme yönelir. Halkta ilk anda, kısa dönemde etki yapayım diye çıkaracağınız isimler aynı kısa dönem mantığıyla süreçten devre dışı kalabilirler. Ne aradık burada biz? Flaş, yıldız isimlerin ötesinde, bir, AK Parti'nin omurgası, 12 yılda oluşmuş geleneği var, bu gelenekte süreklilik sağlayacak unsurlar, iki, bu geleneği yenileyecek entelektüel, profesyonel, sosyal birikime sahip unsurlar. Bunların bir kısmı şimdi bilinmiyor ama belki iki sene sonra şu anda sıradan gibi görünen isimler, en popüler siyasetçi haline dönüşecek. Bunlara o şansı vermek lazım. Yeni bir nesil siyasetçinin, devlet adamının devreye girmesi lazım."
-"Geleneği kimlerle sürdürebilirim, yenileyebilirim diye baktım"
Başdanışman olarak ilk göreve başladığında akademik çevreler dışında kendisinin de çok fazla tanınmadığını belirten Davutoğlu, "Akademik dünyada herkes beni bilirdi, bizim camia diyebileceğim çevrelerde gayet iyi bilinirdim ama bazı kesimlerde bilinmeyebilirdim. Bilinilir olmak tek kriter olduğu zaman şöhret öne çıkıyor, şöhret de siyasette en büyük afet. O şöhret dürtüsü, bilinir olmayla kesiştiği andan itibaren hep bilinir olma kaygısıyla davranan başka bir siyasi elit çıkıyor. Ben şuna baktım, bu geleneğin sürekliliğini kimlerle devam ettirebilirim, bu geleneği kimlerle yenileyebilirim ve bunun için de şöhretten daha çok ehliyete, liyakata ve öze baktım" ifadesini kullandı.
Adayların seçiminde göz önünde bulundurulan bir diğer unsurun da "bu geleneği kimlerle çeşitlendirebilirim" düşüncesi olduğunu aktaran Davutoğlu, listedeki entelektüel isimlere bakıldığında, yelpazedeki çeşitliliğin çarpıcılığının görüleceğini ifade etti.
Davutoğlu, şöyle konuştu:
"HDP listelerine bakanlar yeni unsurları görüyorlar da, bu isimlerden bir kısmının geçmişte, o zamanki BDP'de siyaset yaptığını veya bazılarının MHP'de siyaset yaptığını veya o çizgilerde siyaset yaptığını, bazılarının CHP'de, Avrupa Parlamentosu'nda siyaset yaptığını unutuyorlar.
Listelere iyi bakarsanız bu unsurların hepsi var, hiçbirisi ihmal edilmedi ama bunlar şöhret oldukları, bilinir oldukları için değil şu ana kadar sergiledikleri entelektüel performans, siyasi performans ve en önemlisi de sosyal etik performans dolayısıyla seçildiler. Yoksa herhangi bir beklentiyle geldikleri anda da bilinsin ki bu 550 kişi, her birisi aynı değerdedir, hiç kimsenin özel bir konumu yok. Şöhret, çok bilinen bir isim ile herhangi bir ilden ilk defa siyasete giren isim arasında şu anda bu yola çıkmış olma özelliği dolayısıyla bir fark da yok. Şöhret peşinde değiliz, hizmet ve belli bir siyasi felsefe yerleştirme peşindeyiz."
-"Seçim yapmakta zorlandık"
Başbakan Davutoğlu, "Milletvekili aday listesini istediğiniz gibi oluşturabildiniz mi, şunlar da olsa diyeceğiniz isimler var mıydı?" sorusu üzerine aday belirleme süreçlerini ve yaptıkları çalışmaları anlattı.
Çok nitelikli, çok sayıda aday arasından seçim yapmakta zorlandıklarını belirten Davutoğlu, üst kurul olarak toplamda 116 saat çalıştıklarını, bir keresinde 19 saat aralıksız toplandıklarını kaydetti.
Her an öğrenci olduğunu düşündüğünü, yeni bir işe başlarken de o heyecanı yaşadığını dile getiren Davutoğlu, "Oldum diyen öldüm demiştir. Yani ben 'oldum ve mükemmele eriştim' dediğiniz anda aslında 'öldüm de bittim de" demek bu. Her şey yeni bir süreç" dedi.
Kongreler için illere gittiğinde, oradakileri gözlemlediğini, fotoğraf çektiğini bunun da kendisinde bir birikim oluşturduğunu söyleyen Davutoğlu, teşkilat mensupları arasında yapılan temayül yoklamalarıyla gözlemlerini bir araya getirdiğini anlattı.
Arkasından Grup Başkanvekillerinden, Meclis performansı, katılım gibi konularda rapor istediğini belirten Başbakan Davutoğlu, "O resmi de oraya koyduk yetmedi. 81 il başkanını, baş başa tek tek dinledim. İkinci bir uygulama yaptık. Bence ön seçimden çok daha etkili bir uygulama. Çünkü ön seçimde sizin elemanlarınız gidiyor ve bir hizip yarışı, bizim temayüle benziyor. Bazen temayül yanıltıcı olabiliyor. STK'lar, bize oy versin vermesin, yakın olsun olmasın. Bütün STK'lara temayül yaptık. 115 bin kişi oy kullandı" diye konuştu.
-"(Google girin, son konuşmasını çıkarın) dedim"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, üst kurul çalışmaları sırasında belirlenen üç isim arasından karar veremedikleri yerde, seçim yapabilmek için hemen kamuoyu anketi yaptırdıklarını ifade ederek, süreçte yaşananları şöyle anlattı:
" Tablo net değilse, 'anket gelsin ondan sonra karar vereceğiz' dedik. Bir an geldi, kaliteli iki aday. Özellikle az bilinen isimlerden. Büyük ekranda bilgileri önümüzden geçiyor. Ama resim yaşayan bir şey olmadığı için 'google girin, son konuşmasını çıkarın' dedim. Bir kaç ilde konuşmalarını dinledik adayların. Bazısı aday tanıtımında, bazısı bir odada konuşmada. O kişiyi konuşurken dinledim. Üslubu, edebi, hitabeti nasıl, beden dili nasıl, bir kaç ilde böyle karar verdik."
-"Bu bir satranç oyunu"
Başbakan Davutoğlu, aday olmadığı halde, etik bakımından son derece kıymetli bazı isimlerin de listelerde yer aldığını belirterek, şöyle devam etti:
"Zihninizdeki insan dokusu ile toplumdaki talep arasında bir optimizasyon yapıyorsunuz. Bu arada açık söyleyeyim, bu bir satranç oyunudur, rakiplerinizin hamlelerini gözetiyorsunuz. CHP'de ön seçim yapıldı. Biliyorsunuz nerede kimin olabileceğini biliyorsunuz, bunu gözetiyorsunuz. Son gün dahi listelerde, 'şurada şu hamleye karşı biz de şunu yapsak daha iyi olur' diye iller arasında kaydırmalar yaptık. Bir ilden başka bir ile aldık. Bunlar mimarinin bir parçası. O gece geç vakit eve gittiğimde en azından insan olarak şunu dedim, 'elimdeki bütün verileri ve bütün kabiliyetimi buraya döktüm'. Bundan sonra eskilerin yola çıkan için söylediği bir şey var, 'artık tevekkel edilir ve yola çıkılır'. Mutlaka üzülen olmuştur, listelerde kendini görmek isteyip de göremeyen olmuştur. Onlar da bizim dava arkadaşımızdır. İnşallah onlarla da yollarımız kesişecek. Ama bütün bu parametrelerin tek bir yerde buluşması zor oluyor."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Üst limitim yok. Birisi iddialı giriyorsa zaten, alt limit diye bir şey koymaz kendine. Bizim hedefimiz iktidar olmak, iktidar olacağız" dedi.
NTV'de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Davutoğlu, AK Parti'nin 7 Haziran genel seçimlerinde alacağı oyu tahmin edip etmediğine ilişkin soru üzerine, "Şunu benden kimse beklemesin. Aslında Kılıçdaroğlu'nun 'hedefim yüzde 35' olabilecek en zaaf noktadır. Benim üst limitim yok. Milletten ne kadar alabilirsek, o kadar. Üst limit çizdiniz mi, şu demektir; yüzde 99 da desem, demek ki yüzde 1'lik kesime, ben kalben hitap edemeyeceğim demektir" ifadesini kullandı.
Tüm vatandaşların kalbine girebileceğini düşündüğünü belirten Davutoğlu, "Bana en düşman, en ağır şekilde eleştiri dili kullananlar dahil, bütün vatandaşlarımızın kalbine girebileceğimi düşünüyorum. Bize oy verirse Genel Başkan olarak teşekkür ederim. Oy vermez de gider oyunu kullanırsa, katıldığı için Başbakan olarak teşekkür ederim. Oy vermezse, bir dahaki seçimde 'oy ver' diye çağrıda bulunurum. Üst limitim yok. Birisi iddialı giriyorsa zaten, alt limit diye bir şey koymaz kendine. Bizim hedefimiz iktidar olmak, iktidar olacağız" diye konuştu.
Davutoğlu, seçimlerden birinci çıkamadıkları takdirde, "Şu ana kadar bana verilen emanetin hakkını veremediğimi düşünürüm, bir başka arkadaşımıza bunu devrederim" diyerek, şöyle devam etti:
"Biz bu koltuklara ne büyük heveslerle geldik ne büyük hedeflerle geldik ne de kalmaya kendimizi adamış durumdayız. Herkes benim bu makama nasıl geldiğimi bilir, ben peşinden koşmadım, makam neredeyse beni kovaladı. O da milletin takdiri, Allah'ın takdiri. Başarısız olduğumu hissettiğimde, başarılı olacağını düşündüğüm bir arkadaşa bu emaneti devretmek benim için en kutsi görev olur. Bunu da bir lütuf gibi yapmam. Olması gereken şey olduğu için yaparım. Bakalım benim bu kullandığım rahatlıkta Kılıçdaroğlu, Demirtaş, Bahçeli kullanabilecekler mi? Şu anki performansları zaten yüzde 35'i çizdiği için, biliyor kendisi de ki birinci olamayacağının farkında, şimdiden koltuğunu garanti altına almaya çalışıyor aslında. Birinci olmak diye bir kriter koysa, ama yüzde 35 de zor tabi."
- HDP'nin muhtemel oy oranı
Davutoğlu, Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) muhtemel oy oranına ilişkin soru üzerine, "Tabi kamuoyunun bildiği bazı araştırmalar bize de geliyor. Bu, demokratik bir yarış. Geçerlerse tebrik ederiz. Meclis çatısı altında hep beraber çalışırız. Biz onlara da saygıda kusur etmeyiz. Şimdiden HDP'ye bir çift sözüm var. Geçmezlerse bunu bir meşruiyet sorunu haline dönüştürmemeleri lazım. Biz nasıl geçmelerinden razı olacaksak, onlar da o neticeden razı olmalılar. Tutup da şimdi yarışa gireceksiniz, kuralları belli bir yarış ama 'o yarışın sonuçları gayrimeşru' demeye kalkarsanız olmaz" dedi.
HDP'nin alandaki heyecanından memnuniyet duyduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları söyledi:
"Tabirimi mazur görün, hakaret kastıyla söylemiyorum; 'bukalemun siyaseti' tabirini kullanayım. Bazı yerlerde aşırı marjinal, sol, ateist gruplar, bazı yerlerde muhafazakar adaylar, bir araya geldiğinde nasıl bir ekip harmonisi oluşacak, ben şimdiden merak ediyorum. Bazı yerlerde eski ulusalcılar, bazı yerlerde Marksistler. Bence HDP herhalde bir proje olarak Syriza'dan hareket ederek, bir başka alana kendini taşımak istiyor. Bir etnik milliyetçi partiden, daha marjinal grupları etrafında toplayan protest bir partiye dönüşme çabası içinde. Bunu başbakan olarak değil, bir siyaset bilimci olarak söylüyorum ama protest hareketler başta cazibe oluşturur. Herhangi bir siyaseti yönetmeye başladığında, merkezkaç güçleriyle uğraşmakta zorlanmaya başlarsınız. Ben de ilgiyle izliyorum. Bir proje olmasınlar, ona dikkat etsinler."
Davutoğlu, her seçim sonrasında AK Parti'nin önünü kesmek için çeşitli projeler uygulandığını ancak hepsinin başarısız olduğunu şöyle anlattı:
"2002'de genel başkan siyaset dışında tutuldu, beklendi ki başı koparılırsa hareket devam edemez, olmadı. 2004'te Bürgenstock'ta Kıbrıs müzakereleri yürütürken, genç subaylar rahatsız diye, şimdi bir partiden aday olan bir gazeteci bir manşet attı gazetesinde. 2007'ye girmeden Danıştay saldırısı, ardından Cumhuriyet mitingleriyle, bir başkası e-muhtıra, 2009 mahalli seçimlerine gitmeden önce parti kapatma davası, 2011'de bu sefer CHP'de kaset skandalı, Kılıçdaroğlu projesi devreye sokuldu. Daha önce çok az bilinen bir isim, Gandhi gibi bir tiplemeyle devreye girdi, bir proje olduğu için tutmadı ve tutmayacak. Şimdi de Demirtaş ve HDP, iyi dizayn edilmiş bir projeyle karşımızdalar. Hayırlı olsun, ben dediğim gibi takip ediyorum ancak kimse kendi yokluğuyla tehdit etmesin. 'Ben olmazsam Meclis'te, bu Meclis gayrimeşrudur' diyerek ya da psikolojik baskı oluşturarak, bir şekilde sonuçlara etki etmeye kalkışmasın. Dolayısıyla HDP'nin barajı aşması gibi korkumuz yok. Bu, milletin takdiri olur. "
Davutoğlu, AK Parti'nin diğer partilerin başarısızlığı üzerine siyaset yürütmediğini belirterek, "Biz varız, biz özneyiz, onlar nesne. Biz ne olduğumuzu ortaya koyuyoruz, onlarsa anti-AK Parti, bazen anti-Erdoğan, anti-Davutoğlu, bazen başka şeylerle ne olmamaları üzerinden siyaset yürütüyorlar. Türkiye'de siyaseti belirleyen AK Parti'dir. Onlarsa 'AK Parti'nin önünü kesmek için ne yapabiliriz' diye, koalisyonlarla, arayışlarla. Dolayısıyla HDP, balayı havasındalar ekip olarak, o balayı değişirse nikahı bozmaya kalkmasınlar. Demokrasiyle kıydıkları nikahı devam ettirsinler. Gelecek seçimlere hazırlanalım desinler ama ülkeyi kaosa tevessül edecek olaya teşebbüs etmesinler. Yüzde 10'u aşıp girerlerse, başımızın üstünde milletin takdirinin yeri vardır. Demokratik mücadeleyi hep beraber yürütürüz" ifadesini kullandı.
- Güvenlik-özgürlük dengesi
"Güvenlik-özgürlük dengesinin bozulduğu gerekçesiyle AK Parti'nin Güneydoğu'daki seçim sonuçlarında risk bekleyip beklemediği" sorusu üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Güvenlik-özgürlük dengesinde bir kayma olmadı ama ne oldu, ki burada tabi ki HDP'yi özeleştiriye zorlayacağız, 6-7 Ekim olayları yaşandı. Bugün bir anda barış güvercinleri gibi kendilerini takdim edenler, aynı kadro 6-7 Ekim'de Doğu ve Güneydoğu'daki Kürt vatandaşlarımızın hayatını zindan ettiler. Balkonlardan gençlerini attılar, öldürdüler, iş yerlerini yaktılar, tarumar ettiler. Eğer biz güvenlikle ilgili birtakım önlemler almaya kalktıysak, bunun müsebbibi, o 6-7 Ekim olaylarını çıkaran tweetleri atan Demirtaş'tır. Eğer o güvenlik tehdidi ve halkın üzerindeki baskı olmamış olsaydı, başbakan olarak 1 Eylül'de okuduğum hükümet programında iç güvenlik reformu diye bir şey gördünüz mü, hayır ama 6-7 Ekim olayları yaşanmışsa, yaşanmamış gibi yapamayız. Yaşanmamış gibi yapamazsınız, Türkiye'yi Suriye'ye, Irak'a çevirirler. Zaten dikkat edin, toplumsal olarak çok dikkatli gözlememiz gereken bir trend var. Kimlik siyasetine dayalı partileşme veya kümelenmeler çok tehlikeli. Biz sokaktan aldık çıkardık bu tehlikeyi."
Davutoğlu, son dönemde şehit savcı Mehmet Selim Kiraz'ın öldürülmesini örnek göstererek, şunları söyledi:
"Dikkat ederseniz, ben son aylarda hep kamu düzeni dedim. Devlet otoritesi demedim, bir kere bile ağzımdan çıkmadı. Çünkü kamu hepimiziz. Kamu HDP'dir, CHP'dir, AK Parti'dir, MHP'dir. Kamu Türk'tür, Kürt'tür, Alevi'dir, Müslüman'dır, Hristiyan'dır, ateisttir. Kamu düzeni olmadığı zaman ne olacağını, Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna'da görüyorsunuz. Aramızdaki ayrım bu. Biz güvenlik değil, kamu düzeninin kurulması için bazı tedbirler almak zorunda kaldık. Zorunda kalışımız da HDP'nin kışkırtıcı politikalarıyla oldu. Şimdiyse tamamıyla özgürlükçü karakterimizi, 12 yıllık, eğer AK Parti'nin tanımı yapılacak olsa, en temel özelliği özgürlükçü niteliğidir. Statükoya karşı verdiği mücadeledir. Şu anda Türkiye'de kimse 8 Haziran'da istenilmeyen bir sonuç doğarsa, asker müdahale edebilir diye kanaat taşıyor mu?"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'de şu anda kimsenin "8 Haziran günü istenilmeyen bir sonuç doğarsa asker müdahale edebilir" diye bir kanaat taşımadığını, bunu AK Parti'nin sağladığını belirterek, "Ben bir Başbakan olarak 8 Haziran'da ne olacak kaygısını taşımıyorum. Kazanırsam görevime demokratik şartlarda devam edeceğim, kazanmazsam ki düşük ihtimal, ama kim kazanmışsa ona devredeceğim ben de kitaplarımı yazacağım" dedi.
"Şu anda Türkiye'de kimse 8 Haziran günü istenilmeyen bir sonuç doğarsa asker müdahale edebilir diye bir kanaat taşıyor mu?" diye soran Davutoğlu, bu kanaatin 1996'da Refah-Yol hükümeti kurulduğunda yaşandığını belirtti. Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"2002'de biz iktidara geldiğimizde, 3 Kasım'ın ertesi günü '4 Kasım ne olacak' diye insanlar kaygı duyuyorlardı. Şimdi taşıyor mu? Sayın Demirel, 'Başbakanlık koridorlarında Menderes'in ruhu dolaşıyordu diye' hissiyatını özel sohbetlerde ifade ettiği söylenir. Ben bir Başbakan olarak 8 Haziran'da ne olacak kaygısını taşımıyorum. Kazanırsam, görevime demokratik şartlarda devam edeceğim, kazanmazsam, ki düşük ihtimal, ama kim kazanmışsa ona devredeceğim ben de kitaplarımı yazacağım. O yapacak sonra belki gelir bir daha uğraşırız. Ama kimsenin zihninde 8 Haziran ile ilgili bir kaygı yoksa bugün, bunu AK Parti sağladı. Kimsenin zihninde 8 Haziran'da 'Acaba kazanan partiye bir görev verilmeyecek mi' diye kaygı yoksa, bunu AK Parti sağladı. Bugün eğer Doğu'da, Güneydoğu'da, HDP Kürtçe propaganda yapabiliyorsa, bunu AK Parti sağladı. Kürtçe halaylar çekebiliyorlarsa, bunu AK Parti sağladı. Eğer tablolar, bugün HDP'nin 'bileşenler' dedikleri, değişik gruplardan oluşturdukları tablolar, AK Parti'nin özgürlükçü siyaseti olmasaydı, bir kısmı dağdaydı, bir kısmı hapisteydi. Ama şu anda siyasettelerse, ki güzel, doğru olan budur, bu AK Parti'nin getirdiği reformlar sayesindedir."
Köy köy dolaşarak insanları kendilerine oy vermeleri yönünde tehdit eden "HDP ve arkasındaki örgütsel yapı"nın İstanbul'da özgürlük şarkıları söyleyemeyeceğini ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Şu köye gelip, 'Burada 100 seçmen var, 100'ünün de oyu bana çıkmazsa size gösteririz' diye tehditler savururlarsa İstanbul'da gelip özgürlük şarkıları okuyamazlar. Gidip orada birtakım önemli şahsiyetlere ki bunu rastgele söylemiyorum elimizde veriler var, 'Sizin aşiretten ya da gruptan şu yönde bir oy çıkmazsa sonra hesaplaşırız' gibi bir şey söyledikten sonra, İzmir'e gelip barış türküleri okuyamazlar. Herkes ilkesine, demokrasinin özgürlükçü atmosferine saygı göstermeli. Bu anlamda, şu anda eğer biz özgürlükçü bir ortamda seçimlere gidiyorsak, bunda AK Parti'nin yoğurduğu maya vardır Türk siyasetine ve bu maya tutmuştur. Kimse Türkiye'yi tekrar otoriter ya da bilinmez çizgilere götürmez."
- "İki şapka var" -
Başkanlık sisteminin partisinin seçim beyannamesinde nasıl yer alacağını, bunun son şeklinin tamamlanıp tamamlanmadığının sorulması üzerine Başbakan Davutoğlu, "Bizim iki şapkamız var, günün bir yerinde genel merkezde aday tespitleri yapıyoruz sonra başbakanlığa gelip, hükümet işi devam ediyor" karşılığını verdi.
Davutoğlu, son günlerdeki yoğun programından örnekler vererek, "Bir taraftan hükümet işlerinin aksamaması lazım. Önümüzdeki birkaç gün, haftasonu da İstanbul gençlik kongremiz, bir iki toplantı dışında tamamıyla seçim beyannamesine yoğunlaşacağız. Zaten 'ilk taslağını' diyelim bizzat kaleme almıştım, şimdi ona bir ince işçilik yapacağız. Özellikle demokratikleşme, özgürlükler, yeni anayasa ve başkanlık bölümlerini doğrudan yazmayı düşündüğüm bölümler" ifadelerini kullandı.
Seçim beyannamesini gelecek hafta tamamlayarak, yine gelecek hafta içinde büyük aday tanıtımıyla kamuoyuna açıklayacaklarını belirten Davutoğlu, şu ana kadar Türkiye'de özgürlüğü kısıtlayan unsurları azaltmakla meşgul olduklarını söyledi. Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Şimdi ise pozitif anlamda imar etmek, binayı tekrar zihninizde inşa etmek gibi bir inşa faaliyeti. Bunun da temeli herkes tabii başkanlık konusunda kişiselleştirerek ve belli konjonktürel hususları öne çıkararak tartışmaya çalışıyor muhalefet ve buradan başkanlık sistemi etrafında kısır bir döngüye giriyor. Yapacağımız şey, esas itibarıyla anayasanın özgürlükçü karakteri ve insan haklarına dayalı temelidir. Hep muhtevayı, özü, formdan önemli görürüm. Form şekillendirilebilir, değiştirilebilir ama özde bir sakatlık varsa form yürümüyor. Parlamenter sistem, bugün özünde Türkiye'de sakatlıkla, malul doğdu. Yani 27 Mayıs'tan itibaren parlamenter sistem yok Türkiye'de. Olsaydı parlamenter sistem, bu kadar askeri darbe olmazdı ve cumhurbaşkanlığı makamı bu kadar mücehhez güçle mücehhez kılınmazdı, parlamenter sistemde. Yani Almanya'da, İngiltere'deki gibi sembolik olurdu. Niye cumhurbaşkanlığı makamı güçle donatıldı? Çünkü hep Kenan Evren gibi bir cumhurbaşkanı olacağı tasavvur edildi 12 Eylül'de. Oyunu bozan, Sayın Abdullah Gül'ün, sonra da Sayın Cumhurbaşkanımızın halkoyuyla da bu sefer gelmesi. Böyle bir maluliyet içinde başkanlık sisteminin doğmaması lazım. Temelinin insan odaklı, özgürlükçü, insan haklarına dayalı. Temelini iyi kurduktan sonra üzerinde sistem, değerler, üzerine mekanizma daha sağlam şekilde oturur. Özünde de başkanlık sistemini anlatırken bir yönetim formu şeklinde değil, onun özünü dokuyan insan odaklı, özgürlükçü karakteriyle birlikte ele alacağımız bir çerçeve çizeceğiz."
- "İçselleştirmediğim hiçbir fikri savunmadım" -
Başkanlık sistemine ilişkin, "Sayın Cumhurbaşkanı ile görüştünüz, sizin götürdüğünüz, bizzat kaleme aldığınız bu bölüme rötuşları var mı?" diye sorulması üzerine Davutoğlu, "Hayır. Cumhurbaşkanımızla biz her konuyu istişare ettiğimiz gibi bu konuyu da istişare ederiz. Bunda bir anormallik görmek de doğru değil. Muhalefet bunu 'Cumhurbaşkanının müdahalesi gibi' algılaması doğru değil. Bizim yeni ilişkimiz başlamıyor, her şeyi istişare ederiz" dedi.
Başkanlık sistemine ilişkin kanaatlerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başından beri bildiğini, kendisinin de Cumhurbaşkanı'nın kanaatlerini bildiğini ifade eden Davutoğlu, "Ama her şeyin bir zamanı vardır. Cumhurbaşkanımız onu kendi takdir ettiği zamanlamayla tabii gündeme getirir. Ama bir seçim beyannamesine gireceği zamanlama belli olduğu için, ben de seçim beyannamesi yaklaştıkça bu konuyu netleştirdim. Hem onun nezdinde hem kendim netleştirdiğim hususlar oldu. Arkadaşlarımızla da paylaştık" diye konuştu.
Davutoğlu, bununla ilgili birkaç kişiyi de değişik modeller üzerine çalıştırdıklarını belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bunlarla ilgili Cumhurbaşkanımızla da istişare ettik. Herhangi bir bu anlamda, rötuş veya böyle bir şey için istişare için değil zaten örtüşün fikirler. Yani ayrışan fikirler olsa üzerinde tartışılır, herhangi bu anlamda da bir tartışma olmadı veya Cumhurbaşkanımızın da bir müdahalesi bu anlamda olmadı. Kendi kanaatlerini olgunlaştırdıkça ve buna benim bu konudaki yaklaşımımı da herkes bilir. İçselleştirmediğim hiçbir fikri savunmadım hayatımda. İçselleştirdiğim bir fikri de karşıma kim çıkarsa çıksın ve ne olursa olsun, hangi psikolojik bariyer olursa olsun, savunmakta tereddüt etmedim. Meydana çıkıp eğer bir fikre çağıracaksam, önce o fikrin çatısını, çerçevesini, temelini zihnimde dokurum, çıktığım zaman inanmış olarak çıkarım. Dolayısıyla bu çerçevede de Türkiye'de gerçek bir parlamenter sistem işleseydi ve bugün parlamenter sistemi savunanlar, parlamenter sisteme tehdit geldiğinde, parlamenter sistemi savunsalardı, yani 'e-muhtıra', yani '367' günü, yani '411 el kaosa kalktı' diye yazdıkları gün, yani 12 Eylül'ün sabahı, yani 28 Şubat'ın akşamı savunsalardı, parlamenter sistem Türkiye'de işlerdi ve kimse de belki başkanlık sistemini gündeme getirmezdi."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "(Başbakanlık koltuğuna oturdum) diye o koltuğa saplanıp kalmam. Hiçbir yerde de bu koltuğu düşünerek şu veya bu fikrimi saklamam, gizlemem. Ama bu koltuğu eğer millet bana emanet etmişse, bu koltuğun hakkını da tartışma konusu yapmam" dedi.
Parlamenter sistem ve başkanlık sistemi olmak üzere iki tercih arasında bulunmadıklarını dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Askeri müdahalelerle malul hale getirilmiş, çarpık bir yapıyla başkanlık sistemi arasında ve güç karmaşasına yol açan, yetki karmaşasına yol açan, insanları yoran, bizim ilişkimiz açısından söylemiyorum, Cumhurbaşkanını da Başbakanı da yoran, yani bu 12 Eylül'de Evren-Özal ilişkisinde, sonra Özal-Mesut Yılmaz ilişkisinde, Demirel-Erbakan ilişkisinde, Ecevit-Sezer ilişkisinde, bütün o ilişkilerde herkesi yoran bir sistem. Olabilecek şey, ya pür parlamenter sisteme dönüş ya da başkanlık sistemine geçiş. Ama bir kere, yine bu partilerin demokrasiye sahip çıkmaması sebebiyle 2007'de, çıksalardı, 2007 AK Parti beyannamesinde, Cumhurbaşkanı yetkilerinin azaltılması üzerinden parlamenter sisteme dönüş fikri vardı, 2007 ilk anayasa çalışmaları yapıldığında."
AK Parti'nin bu konuda bir dogması olmadığını belirten Davutoğlu, "Önemli olan millet iradesinin, siyasi sisteme yansıması. Şimdi Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmiş ve bu pratik başlamışsa doğru olan, bu sistemin, bu malul sistemin, başkanlık sistemi yönünde evrilmesi. Ama başkanlık sisteminin de çağdaş, demokratik, özgürlükçü niteliğiyle uygulanması" değerlendirmesinde bulundu.
"Başbakan olarak, içinde Başbakanın olmadığı bir sistem için oy isteyeceksiniz iki ay boyunca. Değişik geliyor kulağa" sözleri üzerine Davutoğlu, "Tam da bunu kastederek söyledim. Çünkü aslında bu etik olarak da saygı duyulması gereken bir durum olduğunu düşünüyorum. Niye 3 ay önce konuşmadığımın sebebi de bu. Yani hep 'Niye Başbakan bu konuda fikir beyan etmiyor?' Ben başbakanlık görevini yaparken hakkıyla yaptım ve başbakanlık görevini yürütürken de Anayasa'nın bana verdiği, siyasi olarak da üstlendiğim sorumluluğu tartışma konusu yapmam" diye konuştu.
Davutoğlu, "Ama seçime gidiyorsam, onun için bir hafta önce bunu açıkladım, seçime gidiyorsam da doğru olan neyse onu söylerim. Yani Türkiye'nin şu anda bu sistemi yenileme ihtiyacı var. 'Başbakanım' diye, 'Bu koltuğu koruyacağım' diye bu ihtiyacı gözardı etmem. Ama başbakanlık görevini yaparken de bu görevi ne şekilde illetli kılacak olan, zayıflatacak hiçbir açıklamaya ya da tavra müsamaha göstermem. Bunu da çok açık baştan itibaren söyledim" dedi.
-"Doğru şeyi, en doğru zamanlamayla söylememiz lazım"
Geçen sene kendisi Başbakanlık görevini devralırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti'nin Olağanüstü Kongresi'nde, "Biz, buradan bir emanetçi Başbakan çıkartmayacağız. Güçlü Başbakan, güçlü Cumhurbaşkanı. İkisinin de çalıştığı bir sistem öngörüyoruz" dediğini anımsatan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Ben de ona cevaben dedim ki 'Biz siyaseten emanetçi değiliz. Dava emanetini üstlendik. Emanetiniz, emanetimizdir. Ama bilinsin ki Türkiye'de yeni bir restorasyon dönemine ihtiyaç var. Siyasal sistemin bütünüyle yenilenmesi lazım'. Şimdi ben bunu söylemiş biri olarak ve her şeyden çok ahlaki boyuta her zaman dikkati çekmiş biri olarak, (Başbakanlık koltuğuna oturdum) diye o koltuğa saplanıp kalmam. Hiçbir yerde de bu koltuğu düşünerek, şu veya bu fikrimi saklamam, gizlemem. Ama bu koltuğu eğer millet bana emanet etmişse, bu koltuğun hakkını da tartışma konusu yapmam. Dolayısıyla bu denge, iki ay, üç ay önce söylemiş olsaydım, dediğiniz sonuç doğardı. Yani ben başbakanlık görevini yürütürken demiş olurdum ki 'Aslında bu koltuk ileride olmayacak'. Ama şimdi seçime giderken, halka en doğru şeyi, en doğru zamanlamayla söylememiz lazım. Seçimden sonra çıkacak tablo ne olursa yine onun gereğini yaparız. Yani anayasa değişikliğine ulaşacak tablo olursa muhalefetle de konuşarak..."
-"2023 Sözleşmesi"
Anayasayı tek taraflı bir sözleşme olarak görmediğini, bunun çok taraflı bir sözleşme olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Onun için seçim beyannamesine, '2023 Sözleşmesi' diye bir ibareyi de koymayı düşünüyorum. Cumhuriyetin kendini yenilemesi, kendi gençleşmesi, dirileşmesi, halkla bu anlamda buluşması. O sözleşmeyi oturur, Meclise giren herkesle bir mutabakat için yeni bir anayasa ve o anayasa için de konuşmaya hazırız. Getirsinler tekliflerini" ifadesini kullandı. Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ama şunu demesinler; bu kadar 27 Mayıs'tan sonra yaşadığımız acı tecrübelerden sonra 'Türkiye'de mükemmel işleyen bir parlamenter sistem var. Biz bunu değiştirtmeyiz.' demesinler. Teklifleri ne ise onu getirsinler. O zaman o tabloya tekrar bakarım, öyle bir irade ortaya çıkıp, hani millet iradesiyle referandum veya doğrudan şeyle başkanlık sistemine geçene kadar da Başbakanlık koltuğunun hakkını veririm. Sistem değişirse de değiştiği zaman, o konu neyi gerektiriyorsa onu yaparım. Ama hiçbir zaman kendi içimde, kendimle barışık olmayan bir konuyu savunmam. İçselleştirmediğim hiçbir fikri kim ne derse desin, kamuoyuna çıkıp da gündeme getirmem."
-"Şimdi yine yeni anayasa iddiasıyla çıkıyoruz"
Davutoğlu, "7 Haziran'daki seçimin, diğer oylama karakterinin yanında, bir 'Başkanlık referandumu' anlamı taşıyıp taşımadığı" sorusu üzerine, "Biz 'Yeni Türkiye' ifadesini kullanırken, sistemin, siyasal sistemin, yargının, yürütmenin, yasamanın, bütünüyle bu işleyişin yenilenmesi teziyle ortaya çıktık. Dolayısıyla meydana çıkarken verdiğimiz sözlerden biri de yeni anayasa" dedi.
Aslında bu sözü 2007 yılında verdiklerini anımsatan Davutoğlu, "Eğer ulaşılmış olsaydı 2007'de, o güce ulaşmış olsaydık, muhtemelen şu anda tartıştığımız konuların dışında bir yapıya geçmiş olurduk ve doğru bir yere oturmuş olurdu. Ama o zaman engellediler" diye konuştu.
Bu tarihten sonra, anayasa hukukçusu Ergun Özbudun başkanlığında Anayasa Komisyonu kurulduğunu anımsatan Davutoğlu, "Ne oldu? Dağlıca baskınını yaptırttılar ve anayasa tartışması yerine Türkiye'de terör konuşulur hale geldi" değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, 2011'den sonra da Meclisteki siyasi partilerden eşit sayıda temsilcilerin katılımıyla kurulan Anayasa Komisyonunun çalışmalarında da bir yere gelinmediğini belirtti. Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Şimdi yine yeni anayasa iddiasıyla çıkıyoruz. Şimdi ümit ederiz ki halkımız bize bu çoğunluğu verir. Verdiği zaman Anayasa'yı, tekrar söylüyorum, salt başkanlık sistemini değil, Anayasa'yı, yeni bir anayasa ve yeni anayasa içinde o anayasanın özüne, insan odaklı özüne uygun bir başkanlık sistemini gündeme getiririz. Bu güce erişirsek, ilk yapacağımız şey şudur; muhalefet partilerini bu konuda diyaloğa davet ederim. Tek başımıza tutup da bir... Anayasa bir sözleşmedir. Herkesi diyaloğa davet ederim. Bütün toplum kesimlerini diyaloğa davet ederim. Derim ki 'Bakın arkadaşlar, bakın ey siyasi partiler, ey entellektüeller, beraber yeni bir Türkiye inşa etmemiz lazım. Hangi görüşte olursanız olun. Herhalde hepiniz 12 Eylül'ü yaşadınız, 27 Mayıs'ı yaşadınız. Yaşı daha genç olanlar 28 Şubat'ı, daha genç olanlar e-muhtırayı yaşadı. Bir daha bunu yaşamamamız için, bir daha millet iradesinin üzerinde bir otoritenin egemen olmaması için zihninizde, eteğinizde ne varsa gelin koyun: 'Bizim eteğimizdeki şudur.' Bu sözleşme mantığı içinde, elimizden geleni yaparız. Bir mutabakat hasıl olması durumunda, zihnimizdeki modeli tartışa tartışa olgunlaştırarak, özgürlükçü bir anayasayla başkanlık sistemine geçişin temel taşlarını dokumaya başlarız."
Başbakan Davutoğlu, "Eğer bu güce ulaşamazsak, ki inşallah ulaşacağız, buna inancım tam da hani her ihtimali gözetmeli, o zaman da yine 'Gelin buradaki aksak olan hususları beraber toparlayalım' diye çağrıda bulunuruz. Ama ne benim, ne Sayın Cumhurbaşkanımızın geçmiş birikimi ve sahip olduğu devlet ahlakı, şu sistem içinde de bir kriz yönetimine yol açmaz. Hep beraber anayasayı değiştirecek çoğunluk için çalışacağız. Onun için de başkanlık sistemi için çalışacağız. Onu gerçekleştirdiğimiz ölçüde mesafe alacağız. Değilse de sistemi en iyi şekilde işletecek siyasi olgunluğu göstereceğiz" ifadesini kullandı.
"Her halükarda 'Yeni Anayasa' diyorsunuz" sözüne de Davutoğlu, "Tabi" karşılığını verdi.