Bakanlar Yüce Divan'a gitmemeli!

Yeni Şafak yazarı Cem Küçük, Anayasa Mahkemesi'nin son bir yıldaki kararlarından hareketle, Yüce Divan meselesini değerlendirdi.

17-25 Aralık'ın bir darbe girişimi olduğundan artık aklı başında hiç kimsenin zerre şüphesi yok. Paralelciler ve onların kuyruğuna takılan akılsızlar buradan hükümete nasıl vururuzun derdindeler. Türkiye bu açık darbe girişimini atlattı.

Savcılar 17 ve 25 Aralık'la ilgili takipsizlik kararı verdiler. Dört bakan hakkında fezleke ise Meclis'te ve yarın Yüce Divan'a gidip gitmeme meselesi oylanacak. Normalde bakanlar hakkında iddia varsa Yüce Divan'a elbette giderler. Mahkemenin vereceği karara saygı duyulur. Türkiye yargı ve emniyet üzerinden bir darbe tehdidi yaşadı. Bu tehdit bertaraf edildi. Ancak Anayasa Mahkemesi şu anda güvenilir bir kurum değil.

Özellikle twitter kararıyla AYM açıkça vesayetçi odaklara selam sarkıttı. AYM gerekçeli kararında durumun acil olduğunu söyledi. Halbuki acil bir durum yoktu. Bir kere twitter olmasa bile onlarca sayfa var internette. Fikrinizi başka mecralarda da yayabilirsiniz. Üstelik AYM bu kararı alırken iç hukuk yollarını tüketmedi.

Dolayısıyla 4 bakanla ilgili Yüce Divan'ın vereceği karar pek sağlıklı olmaz. Burada bir tuzak olduğu net bir şekilde görülüyor. Eğer 4 bakan Yüce Divan'da yargılanır ve ceza alırlarsa bu kez 25 Aralık'taki dosyaya yönelmek isteyebilirler. Buradan hareketle garabet kararlar çıkabilir ve hatta Cumhurbaşkanımız Erdoğan bile yargılansın diyebilirler.

Kimse bu söylediğimi hafife almasın. Bu ülkede her darbe yargıçlar eliyle meşrulaştırıldı. Yargıç dediğiniz adamlar Türkiye'de başbakan idam ettiler. Henüz bir normalleşme sağlanamadığı için dört bakanın Yüce Divan'a gönderilmesi doğru olmaz.

Gelelim 17-25 Aralık'ta savcıların verdiği kararlara. 17 ve 25 Aralık'a konu olan, İran ile Halk Bankası üzerinden yapılan altın ve dış ticaret işlemlerinin tamamen mevzuata uygun olduğu, Gana'dan gelip Dubai'ye giden altınlar ile ilgili işlemlerin gerek mevzuat ve gerekse yasalara aykırı bir durum oluşturmadığı, bahse konu altınların Türkiye'de serbest dolaşıma sokulmadığı, dolayısıyla ortada bir kaçakçılık fiilinin bulunmadığı ve imar konularında alınan kararların suç olmadığı ortada. Bunu biz değil savcılar söyledi.

İmar ile ilgili alınan tüm kararların yasal olduğu tespit edildi. Gerek 17 gerekse 25 Aralık dosyalarına bağımsız yargı takipsizlik kararı vererek hiç bir suç işlenmediğini, herhangi bir suç fiilinin oluşmadığını ilan etti.

Ayrıca yapılan dinleme ve takiplerin hukuka ve Anayasa'ya aykırılık teşkil eden düzmece ve kurgu olduğu tespit edildi. Zaten yasadışı dinlemeler asla delil kabul edilemez.

Bir diğer konu altın kaçakçılığı iddiası. Gana'dan gelen uçak içindeki altınlar ile birlikte Atatürk Hava Limanı Gümrüğü'nde gümrük yetkililerince bir süre bekletilmiş sonra da Türkiye'de serbest dolaşıma girmeden yasal süresi içinde bir başka ülkeye gitmesine izin verilmiştir. Mevcut yasal mevzuat ve düzenlemelerde altının ülkemize ithali ve ihracı tamamen serbesttir yani altın; gümrük vergisinden muaf ve KDV'den ise istisnadır.

Gümrük vergisi ve KDV'si olmayan bir emtia asla ve asla kaçak olamaz. Kaldı ki bu işlem ile ilgili uygulamalar, yapılan işlemler, olay sonrası önce gümrük idaresi müfettişleri tarafından incelenmiş herhangi bir olumsuzluğa ve suça rastlanılmadığı ve ortada bir kaçakçılık olayı olmadığı rapora bağlanmıştır. Sonrasında ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca incelenmiş ve ortada bir kaçakçılık suçu olmadığı cihetle takipsizlik kararı verilmiştir.

Hukuken ve fiilen olmayan bir kaçakçılık suçuna bu konu ile hiçbir ilgisi olmayan, görev ve sorumluluk alanına girmeyen ve konuyu operasyondan sonra basından öğrenen ve kendisine bağlı olmayan dolayısı ile Gümrük İdaresi'ne etki etmek hakkı ve hukuku olmayan bir Bakan ilgi ve görev alanı dahilinde olmayan bir işlem konu edilerek kaçakçılık işine muhalefet oluşturmak iftirası ile suçlanmıştır.

İşin bir de Halk Bankası kısmı var. 2011 yılında Türkiye'nin İran'a ihracatı 3,5 milyar dolar, İran'dan ithalatı ise 12 milyar dolardı. Yani o yıl dış ticaretimizde aleyhimize 8,5 milyar dolar tutarında açığımız vardı ve bu açık yurt dışından kredi alınmasıyla (faiz lobisinden) ciddi faiz oranları ile karşılanıyordu ki, ambargo ile bu rakamın Türkiye aleyhine daha da artması söz konusuydu.

ABD Hazine Müsteşar Yardımcısı David Cohen, o dönemde Türkiye'ye gelerek bankalarımızı İran'a yapılan ihracat işlemlerini yapmamaları yönünde ikna etmeye çalıştı ve tehdit etti. Aksi halde Cohen bankaların sendikasyon kredilerini engelleyerek onları kara listeye almakla tehdit etti.

17 Aralık'tan bir hafta önce katıldığı bir televizyon programında dershaneler konusunda Bağış'ın "Cemaat cemaatliğini bilsin" demesi haşhaşileri adeta delirtmiş ve ertesi gün Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca gibi önde gelen Paralel İhanet Çetesi mensuplarının kendisine tehditvari telefon mesajları atmasına sebep olmuştur. Evet Karaca ve Dumanlı açık açık Bağış'ı tehdit etmiştir.

Başta söylediğimi bir daha söyleyeyim: Elbette bakanlar Yüce Divan'da yargılanabilir ama buram buram tuzak kokan bir işe girişmek akıl karı değil.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin