Cem Küçük: Ekrem Dumanlı edebiyat öğretmenliğine geri dönecek
"2015'in medyaya dair çok şeylerin yaşanacağı bir yıl" olacağını söyleyen Cem Küçük, Ekrem Dumanlı'nın ortaokul edebiyat öğretmenliğine geri dönebileceğini yazdı.
İşte Cem Küçük'ün "2014'de medyadan tasfiye olanlar!" başlıklı yazısı;
Her dönemin kendine özgü şartları vardır. Ve o şartlar geldiğinde dik duramayan ya da yanlış ata oynayanlar için sonun başlangıcı olur. 2014 böyle bir yıl oldu. Gülenist emniyet yargı cuntasının 17-25 Aralık darbe girişimleri açıkça Türk devletini hedef almıştı. Seçilmiş iktidarı hedefine koyan bu illegal suç örgütü devletin bütün iliklerini ur gibi sarmış ve milletin bütün kazanımlarını yerle bir etmek için harekete geçmişti.
Burada devletin bütün kurumlarından medyaya, işadamlarından sivil toplum kuruluşlarına kadar beklenen şey devletin yanında durmak ve bu suç örgütüne açıkça tavır almaktı. Bir kısım aldı ama açıkça bu suç örgütünün yanında yer alanlar da oldu. Bu isimler mecburen tasfiye oldular. Hükümet onlara bir şey yapmadı, kendi kendilerinin kariyerlerini bitirdiler.
Özellikle 27 Mart'ta Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan gizli toplantıyı youtube'a veren paralel örgüt o gün intihar etti. 29 Mart 2014'de aynen şöyle yazmıştım: "27 Mart günü vatana ihanet projesi devreye kondu. Paralel terör örgütü tarafından yönetilen medya anında kolpa taktiğiyle işe koyuldu. Paralel polis şeflerinin talimatı şuydu: Medya organlarında bu dinlemeyi yapanlar kınanacak. Hemen failler bulunsun denecek ama ardında da içerik de önemli denilerek Hakan Fidan savaş suçlusu ilan edilecek, Türkiye de El Kaide'ye yardım eden ülke olarak pazarlanacak. Özellikle dünya medyasında ikinci bağlam vurgulanacak. Kaydın İngilizce tercümesi hemen yabancı basına dağıtılacak..."
Ahmet Hakan Coşkun Hürriyet'te 29 Mart'ta "Casus var diye ağlaşan bir devlet" diye yazarak açıkça bu tapeyi yayınlayan cemaate tek laf etmezken, doğrudan hükümeti ve devleti eleştirdi. "Siz nasıl bir devlet yönetiyorsunuz ki: Bu casusluğu yapanlara dair tek bir somut kanıt ortaya koymayıp, 'Paralel de paralel' dışında tek bir şey diyemediniz, diyemiyorsunuz? Siz nasıl bir devlet yönetiyorsunuz ki: 'Bu bir savaş ilanıdır' dediniz, ancak kimin savaş ilan ettiğine dair tek bir somut olgu ortaya koyamadınız ve düşmanını bile tam olarak bilemeyenler konumuna düştünüz?" Devleti ve milleti açıkça hedef alan paralel yapı bundan iyi korunur mu? Coşkun itibarını kaybeden bir adam oldu, tıpkı açıkça suç örgütünün avukatlığını yapan Nazlı Ilıcak'ın kaybettiği gibi.
Mesela Radikal gazetesi 2014'ün kaybedeni oldu. Şu anda uyduruk, ciddi kimsenin yazmadığı bir site haline geldi. Radikal'i yöneten ve abilerinden emir alan Eyüp Can'ın medya kariyeri bitti. Ben Radikal kapanıp Eyüp Can ayağına sıkıyor diye çok yazdım. MİT TIR'larının durdurulmasını savunan Radikal için o gün ipler kopmuştu. Yoksa MİT TIR'larının durdurulması haberdir ama savunmak yanlıştır. Sonuç ortada. Cüneyt Özdemir de boynuna vurulan yular sonucu cemaat saflarındaydı ama onun da yazarlık kariyeri bitti. Keza cemaatin belgelerle beslediği Karşı gazetesi de tarihin çöplüğüne gitti.
Cemaatin isteğiyle Hürriyet'in başına gelen Enis Berberoğlu aynı şekilde tasfiye oldu. Çünkü açıkça cemaatin yanında tavır aldı ve kaybetti. Hürriyet bu aralar cemaat haberlerini daha sık görüyor. Özellikle başarılı muhabir Toygun Atilla, Berberoğlu'ndan sonra daha öne çıktı.
Ciner medyasında yazıp çizenler de bu tasfiyeden nasiplerini aldılar. Fatih Altaylı Habertürk'ün yayın yönetmenliğinden alındı, şu anda sadece futbol yazıyor. Buna sebep de Ali Fuat Yılmazer'le olan ilişkisiydi. Altaylı 2010'da sevgilisi Serap Çil'i gazetede moda yazarı yapmıştı. 23 yaşında bir anda Habertürk gibi bir gazetede köşe sahibi olması herkesin dikkatini çekti. Eşinin, Serap Çil'e aldığı pahalı hediyeyi öğrenmesi sonucu ilişkisi ortaya çıkınca panikler. Panikle dönemin en güçlü polis müdürlerinden Ali Fuat Yılmazer'in kapısını çalar. Bu işlerde usta olan Yılmazer bir mizansen hazırlar. Kızın kendisine şantaj ile bu hediyeleri aldırdığını ve sevgilisi olmadığı hikayesini yazar. İşin polis ve savcı ayağı bu şekilde halledilir. Kıza da bunu kabul etmesi için baskı yapılır. Etmeyince Altaylı ve koruması şiddete başvurur. Kızın üzerinde sopalar kırılır. Sonrası malum. Cemaat bu olayla Altaylı'yı kendine rehin bırakır.
Bir diğer yazar Yavuz Semerci artık siyaset yazmıyor. Bir ara gitti, sonra yeniden geri geldi. Ehlileştirilmiş Semerci artık suya sabuna dokunmayan yazılar yazıp gününü geçiriyor. Borsada yaptığı işler dolayısıyla o da cemaatin yargıçları ve polisleri tarafından hizaya getirilmişti.
İşin bir de başka boyutu var. Örneğin Mustafa Akyol gibi bu yasadışı suç örgütünün gerçek yüzünü görmesine rağmen, orta yollu gitmeyi tercih edenler vardı. Akyol her şeyi bilen biri, üstelik bazı yazarlara cemaatin bu kirli işlerini 2010'da ilk söyleyen kişilerden. Ama Akyol açıkça bu suç örgütüne tavır alamadı ve medyada tutunamadı.
2015'te medyaya dair çok şeylerin yaşanacağı bir yıl. Şu kadarını söyleyeyim: Demokratik bir ülkede devletin kırmızı kitabına giren bir yapının medyası olmaz. Devlete gazete köşelerinden tehditler savrulup hedef gösterilmez. O yüzden Ekrem Dumanlı yayın yönetmenliğinden ortaokul edebiyat öğretmenliğine geri dönebilir.