İnsanlık için çıkarılmış, en hayırlı ümmetiz!

İnsanlık için çıkarılmış, en hayırlı ümmetiz!

İnsana ve aileye ulaşmayan tahlillerden sıhhatli neticeler çıkarmaya çalışmak, havanda su dövmektir. Abesle iştigaldir. Dünyanın gerçek mihverine oturması, İslâm Ahlâkı’na bağlı bir düşünce ufkunun açılması ile mümkündür. İslam, bütün asliyetiyle mahfuzdur, muhkemdir, münezzehtir.

İnsandan hayattan başlayarak bütün kavramların yenilenmesi lazım. İslami bir düşünce ve ruh ile yenilenmesi gerekiyor. İnsan, hayat, kadın, aile, ahlak, hürriyet, toplum millet, hak-hukuk, devlet, değer-emek, üretim, estetik, hepsinin yenilenmesi lazım. Sen meşveret zenginliği üzerinde tefekkür edip düşünce-fikir geliştirseydin, onların demokrasisini aşan, sana ihtiyaç duyacakları yeni kavramlar ortaya çıkacaktı. İnancına dayanarak tefekkür etmezsen, inandığını yaşayamazsın. Başımıza gelen budur. Batı'nın özüne mal etmeyip attıklarını biz de toplayıp vitrinimize koyuyoruz. Tanzimat'tan beri bu böyledir. Esasen bu günlere gelişimizin ana sebebi, o günlerdeki "seçkinci ve yabancılaşmacı" hastalıktır. Sonraki badireler onun türevleridir.

İslam'ı yaşamak, onu hayatın bütünlüğü içinde yaşamaktır. İbadet'in kemali, hayatın bir ibadet halini almasıdır. İslam sana bir "istikamet", bir "kişilik" kazandıracak ve sen bu hayatın her safhasını, her işini, o istikamet şuuruyla ve o kişilik sağlamlığıyla yaşayacaksın. Bu, sabahtan akşama kadar devamlı ibadet etmekle de olmaz; daima dinî motiflerle meşgul bulunmakla da, ayrıntıların zahirini dallandırıp çoğaltmakla da olmaz.İnsana ve aileye ulaşmayan tahlillerden sıhhatli neticeler çıkarmaya çalışmak, havanda su dövmektir. Abesle iştigaldir. Dünyanın gerçek mihverine oturması, İslâm Ahlâkı'na bağlı bir düşünce ufkunun açılması ile mümkündür. İslam, bütün asliyetiyle mahfuzdur, muhkemdir, münezzehtir.Terör (tedhiş), cehalet, nifak, fesat, kin, iftira, istismar, hepsi zulmün ve zulmet'in tezahürleridir. Ve nurun, hakkaniyetin, rahmetin, sevginin, vahdetin, güneşin kaynağı olan İslam ahlakı; onların ve onlara benzeyen bütün menfiliklerin devasıdır, şifasıdır. İslam'a dayanarak düşüneceksen, tefekkür edeceksen; İslam'ın aslına yeni şeyler katma gafletine düşmeyeceksin. Uzak düşmüşlüğün ihtiyaçlarını karşılayan inşalarla uğraşacaksın, icatlarla-bid'atlarla değil. Aksi halde, İslam'a dayanan değil yamanan düşüncelere varırsın.

Gerçek tarafsızlık, ölçüleri her durumda herkes için uygulayabilmektir; ölçülerin tarafında olmaktır. Asla unutulmamalıdır ki; hayır ile şer arasında, doğru ile yanlış arasında, ihanet ile sadakat arasında, nur ile zulmet arasında, gaflet ile basiret arasında, istikamet ile dalalet arasında, hak ile batıl arasında, izzet ile zillet arasında, maruf ile münker arasında tarafsız olunamaz. Ya o'nu, ya diğerini seçeceksin. Birine karşı olan tavrın, diğeriyle olan münasebetini de ortaya koyacak.

Bu milletin evlatlarına bilhassa aydınlar, "demokratikleşme talebi" adı altında bölücülüğe verdiği tavizler, dini hayatın dışına çekip vicdanlara hapsetme olan laiklik vasıtasıyla "gönül kusuru" işlemiştir. Gelinen vaziyet; sebep değil, sonuçtur. Bir de utanmadan sebebi oldukları hâdiselerin çözümüne götürecek uygulamalardan rahatsız olmaktadırlar. Rahatsızlıklarının sebebini kendi veballerinde arama, çareyi sıhhatli Din bilgisi' verme ve uygulamada görme yerine, hastalık sebebi olan 'laiklik'te görür hale gelmişlerdir.

Bu vatanda yaşıyoruz. "Toprak"ta değil, "Vatan"da! Topraklar inançla, tarihle, şüheda ile rahmet ile himmet ile "vatan" olurlar. Sosyal zarureti bu vatanda halledeceğiz. Doğusunda, batısında, kenarında, köşesinde değil; birliğinde, bütünlüğünde. Etnik tahlil, toprağın kimyevi tahlilinden farksızdır. Tuhaflıktır, mantıksızlıktır. Bahsolunan hataların hiçbiri "millet"e mal olmamıştır. Bu millet, uhuvvet ve muhabbet kusuru işlememiştir. İşleseydi, tefrik'e ve tecrid'e giderdi; kaynaşmazdı. Halbuki, tarihiyle, irfanıyla sanatıyla edebiyatıyla, beşeri ve iktisadi coğrafya şartlarıyla kaynaşmıştır.

Biz, insanlık için çıkarılmış en iyi ümmetiz. Biz bu halimizle bile olsa insanlığın umuduyuz. Biz insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmetiz. Son ümidiz biz. İsterseniz Âli İmran sûresi 110. Âyeti mealiyle/tefsiriyle okuyun. "Siz insanların iyiliği, faydalanması için ortaya çıkarılmış, seçilmiş en hayırlı milletsiniz, en hayırlı kadrolarsınız, hayır toplumusunuz. Kur'ân'ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü'minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü planları, programları, adâleti uygulayarak, kamu düzenini sağlar, iyiliği emreder, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü'minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yasaklayarak, önleyici tedbirler alıp kamu güvenliğini temin edersiniz. Allah'a iman edersiniz."

Bizim ümmetimiz sapıklıkta ve saplantıda kalan bir ümmet değildir. Biz cennete ilk girecek ümmetiz. Elimizde cennet kapılarının anahtarı vardır. Bu umutla ve bu heyecanla yatıp kalkarız. Kutuplara kadar ulaşacak elin sahibi biziz. Günübirlik bir ümmet değiliz. Üzerimizdeki hesaplar şu toplantıda bu salonda yazılmış olabilir ama bizim kaderimiz arşta yazılmıştır. Arşta yazılanı salondaki kararlar bozamaz. Bizim kaderimizi el bombaları ve nükleer silahlar tahrip edemez. Öleni şehit kalanı gazi bir ümmetiz. Din-dil-ırk-meslek-meşreb-mezhep ayrımı yapmadan, bütün mazlumların yanında olursak; Allah da bizi zalimlerle imtihan etmez. Yaptığımız hata-günah-isyan ve yanlışlarımızdan pişman olur, tevbe edersek; Allah bizi doğru yola sevk eder. Affedilenler zümresine dahil eder.

Bugün, Batı'nın düşünen kafaları da İslam'a bakmaktadır. Bir türlü çözülemeyen hatta çözülmek istenirken daha da çapraşık hal aldığı görülen bazı meseleler karşısında, herkes yeni bir bakış açısı aramaya koyulmuştur. Medeniyetler tarihi bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Bir şeylerin yanlış olduğu, sezilmeye başlanmıştır.

Dâvâsı olan insanların imtihanları daha da zor ve muhtelif. Dünyevîleşmeden tutunuz; "Yahudileşme Temayülü"ne; fikirsiz-düşüncesiz aksiyondan tutunuz, ahde vefasızlığa; adam seçememekten, adam harcamaya kadar. Hangi noktadan hareket edilirse edilsin, şâyet "fikrî istikamet ve hasbîlik" hasletinden zerre kadar nasib varsa, en elverişsiz ve talihsiz şartlarda bile bazı doğrular görülebilir. O hasletten nasip almanın imkanlarından kendilerini mahrum edenler, görmek isteseler de göremezler.

Âidiyet duygusuna sahip, "değişerek biz kalan, biz kalarak değişen" bir yapıya ne kadar muhtacız? Aşağılık kompleksine kapılmadan, taşıdığı milli ve mânevi değerleri bir kambur gibi değil, gururla ve şerefle taşıyarak "örnek insan" olmanın gayreti içerisinde hareket eden bir toplumu ne zaman inşâ edeceğiz? Bizi herkesle aynı yapmaya çalışan bir dünyada kendimiz olarak kalabilmeyi başarmak mecburiyetindeyiz.

Sizin kendi inancınız için ne dediğiniz değil, Allah'ın sizin inancınız için ne dediği önemlidir. İnancında eğrilik olan ve bunu bilen bir gün düzeltebilir fakat inancında eğrilik olan ve doğru inandığını sanan asla düzelemez. Dinlerini oyun ve eğlence haline getiren kimseler veya oyun ve eğlenceyi din haline getiren kimselerin hali iki dünyada da perişandır.

Müslümanın Müslümanca yaşamakta kesin kararlı olmalı ve iman/amel/ihlas istikametinde olmanın kurtarıcılığına inanmasıdır.Müslüman, bu çalışmasını ikmal edemese bile, yapabildiği kadarıyla yapmalı, fakat asla bu şuur ve gayretten uzak kalmamalıdır. Hayatın gayesi, tek kelimeyle "Allah'a kulluk"tur. Müslüman "İslam'ı yaşama" azim, irade ve sorumluluğuna sahiptir. Bir başka ifade ile din ve dindarlık, gösteriye kaçmadan samimiyetle ve dürüstçe yaşanıp örneklendirilse kendisinden beklenen etkiyi gösterir. Buna bugün dindarlar dahil, her kesimde ve her kademede büyük ölçüde ihtiyaç bulunmaktadır.

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin