Küresel sistemde varoluşsal kriz!..
Küresel gelişmeleri etkileyebilecek bölgesel aktör olma iddiasındaysanız, uluslararası nitelikli, marka değeri olan bir platformunuz da olacak. Dünyanın kaderini aynı anda etkileyen sorunların konuşulduğu, çözüm önerilerinin tartışıldığı, çatışan tarafların buluşturulduğu bu tür bir forum, ülkenizi global süper lige taşır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, son 5 yılda önemli bir zirveye ev sahipliği yapıyor. "Antalya Diplomasi Forumu-ADF". ADF, uluslararası ilişkiler ve çok taraflı diplomasi alanında Türkiye'nin artan değerini ve yetkinliğini tescillemek adına kritik bir boşluğu dolduruyor.
Özellikle hatırlatalım!
Bizim kuşak yıllarca şu toplantıları izleyerek küresel gelişmeleri anlamaya çalıştı:
* Münih Güvenlik Konferansı (Almanya), * Ambrosetti Forumu (İtalya), * Crans Montana Forumu (İsviçre), * Dünya Ekonomik Forumu (Davos/İsviçre), * Paris Barış Forumu (Fransa), * Doha Forumu (Katar), Halifax Uluslararası Güvenlik Forumu (Kanada), * Varşova Güvenlik Forumu (Polonya), * Valdai Tartışma Kulübü (Rusya), * Bled Stratejik Forumu (Slovenya)...
İşte bu nedenle...
Teşekkürler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan...
Teşekkürler Mevlüt Çavuşoğlu...
***
Hani, Birleşmiş Milletler için anlatılan bir anekdot vardır ya...
İki küçük devlet arasında bir anlaşmazlık olduğunda, BM devreye girer ve anlaşmazlık ortadan kaybolur.
Küçük bir devlet ile büyük bir devlet arasında anlaşmazlık yaşandığında, BM devreye girer ve küçük ülke ortadan kaybolur.
İki büyük devlet arasında bir anlaşmazlık çıktığında ise "BM ortadan kaybolur!" ***
Peki, Erdoğan ADF'de ne önerdi? Erdoğan Reçetesi'ni okumak için önce teşhisine odaklanmak gerek!
Bugün dünya; güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı da yaşıyor.
Kural temelli olduğu iddia edilen sistem, kuralların ihlal edildiği yerde susuyor.
İnsan haklarını ve küresel güvenliği korumakla görevli mekanizmalar, en ağır saldırılar karşısında etkisiz, çoğu zaman kayıtsız kalıyor!
Gelinen nokta itibarıyla, ciddi ve tehlikeli bir eşikte olduğumuz görülüyor!Tam da bu noktada "Erdoğan'ın farkı" ortaya çıkıyor...
Neden?
Çünkü; kimi küresel aktörler sadece yeni kurumlar veya düzen inşa etmeye yönelirken Erdoğan işin temeline iniyor ve "Asıl mesele, yeni bir 'dayanışma zemini' kurabilmektir" diyor!
Elbette Erdoğan da "Küresel üstünlerin hukukunu değil, uluslararası hukukun üstünlüğünü savunuyor. Kıtaların, ülkelerin, inançların temsil açığının giderilmesini istiyor!"
Ama bu yolun uzun olduğunun bilinci ile "karşılıklı bağımlılığı da içeren bölgesel sahiplenme ve kapsamlı dayanışma zemini oluşturulmasını" önceliyor.
Erdoğan'ın, "Sadece, 'güçlünün hukukunu' gözeten bir küresel sistemin, insanlığı götüreceği yer daha derin, daha büyük çatışmalar, adaletsizlikler çıkmazıdır" uyarısına eklediği çıkış yolu ise gelecek adına umut veriyor:
"Vicdan sahipleri olarak, savaş ve soykırım cephesi karşısında 'barış ve insanlık cephesini' ne kadar güçlendirirsek, yarınlarımıza o derece güvenli bakabiliriz!"
Bütün bunlara ilaveten...
Cumhurbaşkanımız, bitmek bilmeyen o polemiğe de son veriyor. Yani, şu meşhur "eksen kayması" eleştirisini boşa çıkarıyor.
"Türkiye olarak, bir yandan farklı bölge ve kıtalarda dış politikamızı yürütürken, diğer yandan da mevcut ittifak bağlarımızı tahkim ediyoruz" ifadesini bu bağlamda yorumlamak gerekiyor.
Bu vesileyle, ADF'yi etkin ve görünür kılan, diplomaside taktik ve stratejik becerisi ile ilgi gören Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da teşekkürü hak ediyor. Tabii, kişisel kapasitesini geliştirecek çeşitlilikle ve ayarında ekiplerle...