İran: “Ateş hattında, diplomasiye şans tanımak”
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan,İran'ın bir kez daha ABD-İsrail saldırısınamaruz kalmaması ve olası çatışmanınbölgesel yayılma riskini önlemek içinmuazzam çaba gösteriyor. İran tarafının,güven sorunu yaşadığı bir ortamda, DışişleriBakanı Hakan Fidan, Tahran'da hatırısayılır fikrî karşılık buluyor. Dün, İstanbul'daBakan Fidan'la görüşen İran Dışişleri BakanıAbbas Arakçi'nin, "Eşit şartlarda veadil müzakereye açığız" ifadesini biraz daFidan'ın, son günlerdeki çok boyutlu temaslarındanaktardığı izlenimler ve mevkidaşındabıraktığı etki üzerinden de okumak lâzım.
Başkan Trump, ister güç gösterisi ile netice almaya çalışsın isterse ABD savaş makinesi İsrail adına İran'ı -sözde- nükleer tehdit olmaktan çıkarmaya odaklansın...
Tecrübeyle sabit olan gerçek şu:
Bu ölçüde yığınak yapan Amerikalıların, siyasi hedeflerine ulaşmadan veya askeri güç kullanmadan sahadan çekildiği görülmedi!
İranlıların, reel eko-politik ve küresel şartları gözeterek güncellemeye çalıştığı pozisyonu, "Müzakereye de savaşa da hazırız" noktasına kadar geldi. Bu sözlerin sahibi Arakçi'nin, İran nükleer müzakere heyetinin son 10 yıldır ana aktörlerinden olduğunu göz önünde tutmakta fayda var. Kendisi, "Teknik detaylara hâkim, masada talepdayatan ülke aktörlerine karşı sert amarasyonel müzakereci" olarak biliniyor.
Bu vesileyle hatırlatmak gerekirse... İran'ın klasik güvenlik yaklaşımı, "Asimetrik caydırıcılık, vekil unsurlarüzerinden bölgesel etkinlik kazanma,inkâr edilebilir örtülü operasyonlarve mümkün olduğunca doğrudansıcak çatışmadan kaçınma" üzerine kurulu idi.
Lâkin haziran 2025'teki "12 GünSavaşları" İran'da "söylem ve eylem"bağlamında bazı değişikliklere yol açtı. "Doğrudan misilleme, açık kimliklikarşı atak ve her türlü saldırıyasimetrik cevap" niteliği kazandı.
Ama günün sonunda...
Ekonomik zorluklarla boğuşan, toplumsal olaylarla sarsılmış, devlet-rejim ikilemi arasında sıkışan İran'a şu an ödetilmek istenen bedel, uzun vadede tüm taraflara ağır faturaların kesilmesine yol açar.
Dileyelim ki...
Türkiye'nin, "bölgesel sorunları,bölgesel sahiplenme yoluyla çözme"yaklaşımı ağır basar ve akıl galip gelir.
Ve İran dosyasının, "uranyum zenginleştirme,balistik füze geliştirme,rejim muhaliflerini infaz etme" eksenindekibaşlıkları öncelik sırasına konularakmakûl sonuca bağlanır.
***
YPG: "KİMLİKESASLI TUGAY RİSKİ!"
Suriye merkezi yönetimi ile SDG görünümlü YPG arasında varıldığı açıklanan "30 Ocak Mutabakatı'nın" silahlı unsurların entegrasyonu bölümü yüksek teyakkuzu zorunlu kılıyor.
"YPG'lilerin Suriye SavunmaBakanlığına bireysel katılımı, bilahareHaseke'de hükümet tarafındanoluşturulacak tümenin çatısı altındakitugaylarda görev almaları... Halep vilayetine bağlı bir tümenbünyesinde Kobani tugayı oluşturulması..."
Buradaki belirleyici unsurları sıkıtakip etmek artık Türkiye'nin asli görevi!
"Tek komuta zinciri kurulması. Ortak eğitim ve doktrine ağırlıkverilmesi. Personel taraması ileaskerî yeniden yapılanmaya odaklanılması,disiplinden taviz verilmemesi..."
"Tek ordu" politikası açısından bumutabakat,
Doğru uygulanırsa, "Kontrollü,filtreli ve kademeli entegrasyonsayesinde asli hedefine hizmeteder."
Yanlış uygulanırsa, "Resmî üniformaaltında bölgesel/örgütselbloklar doğurur ve kurumsal bölünmenintohumlarını eker!"


