Peygamberimizi dostları anlatıyor

Giriş Tarihi:

Peygamber Efendimizi yakından tanıyanların, O'na olan sevgi ve bağlılıklarının günden güne artan bir bağlılığa dönüştüğünü görebiliyoruz. Ahlakındaki yücelik, tevazu ve alçakgönüllülükteki yetişilemez büyüklüğü dostlarını sarmalamış ve onları kendine âşık etmiştir. Bugünkü yazımızda onlardan bir demet sunacağım. Ramazan yaklaşıyor. Bu mübarek aya girerken O'nun güzel ahlakıyla ahlaklanmak hedefimiz olmalıdır. Çünkü Kur'an-ı Kerim; "O'nda sizin için güzel örnek var" buyurmuştur. O'nun yakın dostları; kâh yüzündeki duru güzelliğe, nurani simasına işaret etmiş, kâh tolerans, affedicilik ve ulaşılmaz yüce ahlakına dem vurmuşlardır.


ELİ İPEKTEN YUMUŞAKTI:
Şeddad bin Evs anlatıyor: "Hz. Peygamber'in yanına geldim. O'nun elini tuttum. Eli ipekten daha yumuşaktı, kardan daha soğuktu."


TEBESSÜM EDERDİ: Cabir anlatıyor: "O'nu gördüm. Gülerken tebessüm ederek gülümserdi. Gözleri sürmeli gibiydi. Sürme kullanmasa bile gözleri sürmeli gibiydi."


YÜZÜ SEVİMLİYDİ: Ebu Tufeyl anlatır: "O'nu yakından gördüm. Yüzü beyazdı ve çok sevimliydi. Orta yapılıydı."


AYDAN DAHA GÜZELDİ: Cabir bin Semure anlatıyor: "Ay ışığının göğü aydınlattığı bir gece idi. Evinden çıktı, mescide gidecekti. Üzerinde kırmızı bir hülle vardı. Bir O'na, bir de aya baktım. O, aydan daha güzeldi."


YÜZÜ AY GİBİYDİ: Bera bin Azib'e sordular: "Hz. Peygamber'in yüzü kılıç gibi parlak ve keskin miydi?" Cevap verdi: "Yüzü kılıçtan daha parlak, ay gibiydi."


EĞER O'NU GÖRSEYDİN: Rubeyyi'e sordular: "Resulullah'ı tarif eder misin?" O şöyle tarif etti: "O'nu görseydin, sanki güneş doğmuş zannederdin."


O'NDAN BAHİS OLUNCA: Amir bin Abdullah'ın yanında Efendimizden bahsedilip adı anıldığında, gözünde yaş kalmayıncaya kadar ağlardı.


O'NUN ADI ANILDIĞINDA: Mus'ab bin Abdullah diyor ki: "Büyük hadisçi Zühri'ye giderdim. O'nun yanında Resulullah'ın adı anıldığında o farklı bir hale dönüşürdü. Sen onu tanıyamaz, o seni tanıyamaz hale gelirdi."


RESULULLAH'TAN BAHSEDİLİNCE: Safvan bin Süleym, teheccüde kalkan, ibadet ehli bir sadıktı. Yanında Hz. Peygamber'den bahsedilince ağlamaya başlardı, susmazdı. Ta ki yanında bulunanlar tek tek kalkıp giderlerdi; o ağlamaya devam ederdi.


RESULULLAH'TAN HADİS AKTARINCA: İbni Sirin: Daimi gülümseyen bir zattı. Resulullah'tan bir hadis rivayet edildiğinde hüzün haline girer, derin bir saygı ile dolardı. Haşyet hali onu kuşatırdı.


İBNİ MESUD O'NDAN BAHSEDİNCE: Amr anlatır: Bir gün sahabeden İbni Mesud'u gördüm. Sohbet ediyordu. Bir ara diline; "Resulullah şöyle buyurdu" sözü geldi. Bunu söyleyince üzüntülü ve düşünceli bir hale girdi. Alnından boncuk boncuk ter dökülmeye başladı. Gözleri doldu. Damarlar kabardı. Sonra şöyle dedi: "İnşaallah Resulullah şöyle veya ona yakın veya onun gibi buyurmuştur." (Sübül'ül Hüdâ ve'r-Reşâd, Şami, 12, 396) Yani Efendimizin sözlerini birebir tam aktaramama endişesi ile gerildi, endişelendi. Zira sahabe O'nun sözlerini aktarırken o sözlere birebir sadık kalmaya çabalardı.


HALİFE CAFER ZİYARET EDİNCE: Halife Ebu Cafer, Medine'de Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret etti. İmam Malik de oradaydı. Halife bir ara sesini yükseltti. İmam Malik O'na şöyle dedi: "Ey Halife! Sesini Hz. Peygamber'in yanında yükseltme. Zira Allah Hucurat Suresinde: 'Sesinizi sakın Peygamberin sesinden yüksek tutma' buyuruyor." (Hucurat, 2) Halife sordu: "Ey İmam! Dua ederken yüzümü kıbleye mi, Resulullah'a mı çevireyim?" İmam Malik şöyle dedi: "Neden sırtını Hz. Peygamber'in mezarına çeviriyorsun? O senin de, deden Adem'in de sığınağıdır. Yüzünü Resulullah'a dön ve Allah'tan iste."


DOYASIYA YÜZÜNE BAKAMADIM: Amr bin As der ki: "Bana Resulullah'tan daha sevgili kimse yoktu. Gözümde O'ndan daha yüce kimse olmadı. O'na olan saygımdan dolayı doyasıya O'nun yüzüne bakamadım."


SADECE EBU BEKİR VE ÖMER!: Hz. Enes anlatıyor: Hz. Peygamber Ensar ve Muhacir'in yanına giderdi. Onlar da oturuyor olurlardı. Gelen sahabeler arasında Ebu Bekir ve Ömer de olurlardı. Sahabeden hiç kimse başını kaldırıp Resulullah'a bakmazdı. Ebu Bekir ve Ömer hariç. Sadece onlar başlarını kaldırıp O'nun yüzüne bakarlardı. Diğerleri derin bir saygıdan dolayı başlarını kaldırmazlardı. Ebu Bekir ve Ömer O'na bakarken gülümserlerdi. O da iki dostuna bakarken tebessüm ederdi.


SANKİ BAŞLARINDA KUŞ VARDI: Üsame bin Şerik anlatıyor: Resulullah'a gittim. Etrafında sahabe vardı. Sahabenin üzerinde vakar, saygı, sükûnet hali vardı. Sanki başlarının üzerinde kuş vardı. Onlar da kuş uçmasın diye öyle hareket ediyorlardı. Selam verdim ve orada edeple oturdum.


SAÇI YERE DÜŞÜRÜLMEZDİ: Hz. Enes anlatıyor: "Berber O'nu tıraş ediyordu. Etrafında sahabesi vardı. O'nun saçlarından hatıra olarak almak için ellerini uzatıyorlardı. Sanki tek saçı yere düşmüyordu. Bu tavırlarıyla O'na muhabbetlerini gösterirken aynı zamanda düşmanlarına mesaj veriyorlardı. 'Hz. Peygamber'den asla vazgeçmeyiz' mesajıydı bu. Bugün camilerde zaman zaman ziyarete açılan Sakal-ı Şerif işte bu sevgi gösterisinin bir tezahürüdür. Hz. Halid'in sarığına O'nun saçının tellerini gizlemesi; Hz. Enes'in 'Öldüğümde Hz. Peygamber'in saç tellerini kefenime koyun' demesi hep bu derin vefanın, saygının, hatıranın birer tatlı tezahürüdür."


SEVİNDİĞİNDE YÜZÜ AYDINLANIRDI: Ka'b bin Malik anlatıyor: "Efendimiz bir şeye sevindiğinde yüzü aydınlanırdı. Sanki bir ay parçası gibi. Yüzünün aydınlandığını görünce sevindiğini anlardık."


TEK TEL SAÇI DÜNYADAN DEĞERLİ: İbni Sirin der ki: "Enes ve ailesinde Efendimize ait bazı saç telleri var." Ubeyde dedi ki: "Tek bir teline dünyayı verirdim."


TIRNAKLA KAPISINI ÇALARLARDI: Muğire der ki: "Sahabe, Hz. Peygamber'in evinin kapısını tırnaklarıyla çalıyorlardı. Rahatsız etmemek için."

NOT: Aktardıklarımız yüzlerce sevgi ifadelerinden sadece birkaçıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin