NİHAT HATİPOĞLU

Batı medeniyetinin kurnazlığı

Batılı toplumlar insan ve ülke ilişkilerinde diplomasiyi önceleselerse de temeldeki menfaat içgüdüsünü gizleyemiyorlar.
Ahlaki anlamda; ırkçıdırlar, benmerkezciler, menfaat söz konusu olduğunda öz evlatlarını feda etmekten çekinmezler, sinsidirler, teslim almak isterler, kendilerini efendi başkalarını tebaa sayarlar, yüze gülerler alttan dolap çevirirler, şövendirler, kutsallarını kendileri kurgularlar, ortalık toz duman kendileri sulhu selamette olsunlar isterler, tarihleri kurnazlık üzerine kurgulanmış Titanlarla sözde Tanrılar arasındaki kavganın çağdaş birer versiyonu görüntüsündedir, Tanrılardan ateşi çalan Prometheus oburluğuyla dünyayı idare etmek isterler, lokmalarını paylaşmazlar, istila ettikleri yerleri vampir gibi emdikten ve öz varlıklarını tükettikten sonra, küçük bir özürle oradan çıkarlar. Zayıf ve güçsüz iseniz üstünüze "çökerler", güçlüyseniz sizi zayıflatıp paylaşırlar; kısacası batı medeniyetinin ahlaki dinamikleri; kurnazlık, menfaat ve ilahi hesaptan uzak bir dünyeviliğe dayanır.
İslam medeniyetinin dinamikleri
İslam medeniyetinin ahlaki cephesi ile ele aldığımızda ise bu uygarlığın özünü vahiyden aldığını görürüz. Kutsalları kendi oluşturmaz. İlahi nasslardan yansıyan kutsallarla tecrübe ve örfün kutsallarını harmanlar. Irkçı değildir. Vicdanı önceller. Zayıf anı gözlemez. Savaş halinde bile 'barışa elini' sıkar.
Benmerkezci değildir. Başkasının maddi zenginliklerini değerlendirirken; istilacı, tüketici oburluğuyla değil, helal-haram terazisiyle iş yapar. Diplomasiyi, karşı tarafı kurnazlıkla bertaraf etme fırsatçılığı üzerine kurmazlar.
Lokmasını paylaşır. Rabbiyle kavgası yoktur. Zarafeti bilir. Bir yanında tamamen Rabbani olan kurumların alan bulmasına müsamaha eder.
Siyasetini başkalarının ülkelerini, zenginliklerini paylaşma üzerine kurmaz. Kendinden olmayana, kendisi kadar söz ve hak sahibi olma şansı tanır. Akitlerine bağlıdırlar.
Egolarına teslim olmazlar.
Kısacası İslam medeniyeti edeplidir, ediptir.
Haysiyetlidir. Onurludur. Özü ile sözü birdir.
Zulmetme, haksızlık etme, aç gözlülük etme, merhamet et, fırsatçı olma, düşene vurma, sana dokunmayana dokunma, ah işitme, ah etme gibi insani, irfani ve ahlaki temellere oturur.
İslam medeniyetinin özü budur.
Bütün bunların akabinde sorulacak can alıcı soru ise şudur: Bütün bunlar doğrudur da, bu medeniyeti oluşturan toplumlar bunun farkındalar mı? Veya bu insanlığın tümünü kucaklayan ahlaki ihtişamın birer mirasçısı olmayı hak ediyorlar mı? İşte bunun cevabı zordur.
Medeniyetler çatışması mı?
Medeniyetler maddi ve manevi yönleriyle çoğu kez yakın ilişkilerde olmuş ve iç içe girmişlerdir. Felaket tellalları ve din orijinli kimi teşkilatlar -özellikle batıda- insanlığın geleceğinde kaos kavga ve karışıklık istedikleri için medeniyetlerin çatışmasını öngörürler. Çünkü silah satışları, kara para, iç çatışmalar ancak böyle bir zeminde gelişebilir. Son dönemde batıda görülen mezhep görünümündeki tarikatların karşı tarafı yok etmeye hedeflenmiş gayretleri bu felaket kurgucularının içyüzünü bize tanıtıyor.
Olaya makul, rasyonel, vicdani aklı egemen kılarak bakmaz zorundayız.
Bizim kutsalımıza dokunmadan, tevhidi çizgimizi aşındırmadan batı medeniyetinin maddi çerçevesinden, onların da bizim ahlaki ve manevi dünyamızdan çok şey alabileceklerine inanmaktayım. Onlar; ahlaki bencilliklerini, egolarını terbiye etmede, insana insan olarak bakmakta bizim uygarlığımıza ve tecrübemize muhtaçlar. Bizim de onların teknik donanımlarından ve tecrübelerinden yararlanma imkânımız vardır.
Bu iletişimden 'dinler arası diyalog' gibi bir anlayışa prim verdiğim asla anlaşılmamalıdır.
Dinimden şüphem yok. Karşı dinlere de anlayışla bakıyorum. Dindarlar, insanlar birbirleriyle konuşur, dertleşir, görüşürler. Bu ayrı bir şey; İslam'ı tebliğ ve gönüllerde hükümran kılmak ayrı bir şeydir. Son din İslam'dır ve sonsuza kadar bu dini anlatıp tebliğ etmek her müminin görevidir.

***

"BURADAN KEVSER'E BAKIYORUM"

M inbere son çıkışında Efendimiz şöyle buyurdu: "Sizinle benim buluşma yerimiz havuz (kevser) başında olacak. Ben şu anda buradan ona bakıyorum. Ben sizin benden sonra şirke düşmenizden korkmuyorum. Ama ben sizin ileride dünyalık için birbirinizle yarışmanızdan korkuyorum."
Ukbe diyor ki: Efendimize son bakışım işte bu minberdeki bakışımdı. Onu bir daha göremedik.

***

SALATU SELAMIN ÖNEMİ

Peygamberimizin adı geçtiğinde 'salat ve selam' getirmek Kur'an'la emredilmiştir.
'Şüphesiz Allah ve melekleri Nebi'ye -Muhammed Peygamber'e- salat ederler. Ey iman edenler siz de O'na salat ediniz.' (Ahzab, 56) Hz. Peygamber'e (s.a.v.) salat ve selamın olmadığını söyleyen bu ayeti reddetmiş olur.
Kur'an'dan bir ayeti reddedenin durumu da malumdur.
Bazı insanlarda ise şeytanın oluşturduğu kibir ve enaniyet efendimizin hak ettiği bu salata engel oluşturuyor.
Salatın sayısı hakkında ise farklı görüşler vardır:
- Bazı alimler her sohbette bir defa yeterlidir derler.
- Bazı alimler hayat boyu bir defa bu ayetin gereği için yeterli olur derler.
- Bazı alimler her adı anıldığında mutlaka salat ve selam getirilmeli derler. En doğru ve ihtiyatlı olanı ise budur herhalde.
Cuma günleri salat ve selamı çoğaltmak sünnettir. En bahtsız ve hüsranda olan kişi ise;
Efendimizin adı anıldığında vurdumduymaz tavrı içinde olan okumuş cahillerdir.

***

RESUL VE NEBİ BİZİ BAĞLAR

Kur'an-ı Kerim'de hem Resul ve hem de Nebi sözcüğü bolca geçer. Resul için kitap inmiş kişi -peygamber- olarak yorum getirenler olduğu gibi ikisini aynı kategoriye koyanlar da vardır.
Yüce Allah'ın peygamberlerine 'Risalet getiren -Resulve haber getiren nebe -Nebisıfat ve görevleriyle hitap etmiş olması mümkündür. Bu her iki isimden her biri peygamberliğin bir vasfına delalet ediyor olabilir. Her Resul aynı zamanda nebidir de; her nebi ise Resul olmayabilir gibi tanımlar da vardır. Neticede her Resul yani elçi, bir haber yani nebe ile gelir. Bu anlamda bu iki vasıf vurgulayıcı olur.
1- Kendinden önceki peygamberlere inen kitabı tasdik.
Veya tahrif edilmiş hallerine uyarıda bulunma.
2- Yeni hükümleri iletmek.
Bu anlamda Hz. Peygamber (s.a.v.) hem Resul ve hem de Nebi'dir. Ve O'nun bu iki vasfına eşit miktarda uymak emredilmiştir.
(Araf, 157) Yüce Allah'ın gönderdiği Resul ve Nebi, ne getirirse - hem vahiy adına ve hem de vahyin tefsiri anlamındaki bütün emir ve yasaklarına uymakla sorumluyuz. Yani mesela; ululazm peygamberlerine uyacağımız gibi, Hz. Yusuf'a da, Salih'e de uymak zorundayız.
Resule uyarız, nebiye uymayız gibi cahilce bir anlayış ancak Allah'ın iz'an ve anlayışla imtihan ettiği kişilerde görülebilir bir haldir.
Yoksa sayısı yüz yirmi bine varmış nebilerin tümünü sıradan insan gibi görmüş olacağız.
Resul ve Nebi Allah'ın gönderdiği, şeriatle yükümlü kıldığı, Cebrail'le güçlendirilmiş özel insanlardır.
Onlardan gelen her emir ve yasak bizim için bağlayıcıdır.
Onlara tabi olup iman etmek imanın bir gereğidir.

***

ÖNCE KULLUK SONRA YARDIM

Fatiha'dan bir bölümdür:
"Ancak sana kulluk ederiz" ve "Ancak senden yardım dileriz." Kulluk ve yardım. İkisi de Allah'tan olacak. Ancak ayette bir incelik hemen seziliyor: Önce kulluğu söyledi Rabbimiz. Sonra yardım dilemeyi. Kulluğun düzgün olsun ki, yardım dilediğinde samimi olduğunu göreyim.
Kulluk Allah'a oldu mu ve samimi oldu mu; yardım dilemek de artık doğru olmak zorundadır.
Kulluk tam oldu mu, Allah'ın yardımı mutlaka gelir.
Kime kulluk ettinse, yardımı da ondan dileyeceksin. Allah'a kulluk bilinci; diğer bütün tasarruflarda kişiyi şirkten koruyan bir paratoner gibidir. Hem Allah'a kul olacaksın ve hem de Allah'a rağmen başkasının sana yardım edeceğine inanacaksın! Bu müminin istikameti olamaz.
İşte şefaat kavramını da bu düzlemde ele almalıyız. Ahirette mümine vesile olacak olan şefaatçiler - peygamberimiz, melekler- ancak ve ancak Allah'ın yardımı, müsaadesi ve emriyle şefaatçi olacaklardır. Allah'a rağmen böyle bir halin olacağını sanmak 'Ancak senden, senin rızanla, senin müsaadenle' kuralına ters düşer ve şirke kadar kişiyi sürükler.

***

MÜNAFIKTAN SAKININ

Hz. Peygamber (s.a.v.) kişinin ahlakının münafık ahlakına dönüşünü şöyle ifade ediyor:
'Münafıkın alameti üçtür:
Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden cayar, kendisine güvenilip emanet verildiğinde ihanet eder.' (Buhari, Müslim) Bu hadisin bir versiyonu dikkat çekicidir; O namaz kılsa, oruç tutsa ve kendini Müslüman zannetse de böyledir.
Yani münafıktır.
Ümmetim hakkında en korktuğum kişi; dili, konuşması ve ikna kabiliyeti olan münafık kişidir.
(Ebu Yala) Münafıkların bir özelliği de yalanı yaymasıdır. 'Kişiye günah olarak her duyduğunu yayması yeter' (Müslim) kişi yalan söylediğinde; yaydığı pis kokudan dolayı melek ondan bir mil uzaklaşır.
(Tirmizi) Ben yalanı terk eden kişi için cennetin ortasında bir evin kefiliyim. (Beyhaki) Yani; yalanı terk eden kişi neticede cennete nimete kavuşacaktır.
Efendimiz'e (s.a.v.) soruldu:
'Ya Resulallah! Bir mümin korkak olabilir mi? Evet buyurdu.
Tekrar soruldu: Bir mümin cimri olabilir mi?
Evet buyurdu.
Yine soruldu. Bir mümin yalancı olabilir mi? Hayır buyurdu. (Malik, Muvatta) Çevrenizdeki münafıkları uzak tutun Yanlışınızı dostça ikaz etmeyen münafık karakterlidir.
Sizi doğru yoldan uzak tutan münafık karakterlidir.
Güvenilir insanları karalayan kişi münafık karakterlidir.
Sözüyle özü bir olmayan münafık karakterlidir.
Siz güçlüyken yanınızda, zayıfken karşınızda olan münafık karakterlidir.
Helal ve haram kavramlarını diline malzeme yapan kişi münafık karakterlidir.
Kendisine dini bir hassasiyetten dolayı güvenmiş insanları istismar eden, onları aşağılayan, şahsi menfaati için kullanan, onların üzerinden mevki makam devşiren bunları yaparken de dini önder olduğunu ihsas ettiren kişi veya kişiler münafık karakterlidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.