Sahte diploma sahte muhalefet

Sahte diploma ve sürücü belgesi düzenleyen organize suç örgütüne yönelik 7 Ocak 2025'te 23 ilde ve 23 Mayıs 2025'te 16 ilde düzenlenen iki ayrı operasyon kapsamında 197 kişi gözaltına alındı, 37 kişi ise tutuklandı.
Ankara merkezli yürütülen soruşturmalarda, kamu görevlileri adına sahte kimlik ve sürücü belgeleriyle e-imza üretildiği, bu e-imzalarla kurum sistemlerine erişilerek yasadışı işlemler yapıldığı tespit edildi. Operasyonlarda toplamda 57 sahte diploma, 108 sahte sürücü belgesi ve 4 sahte lise mezuniyet belgesi ele geçirildi.
Ulusal güvenliğimizin nasıl bir tehdit altında olduğunu gösteren bu olaya sıradanbir dolandırıcılık vakası olarakbakamayız. Birilerinin şahsi çıkar elde etmiş olması, sabotaj ihtimalini ortadan kaldırmıyor. Tartışmamız gereken yer tam olarak burasıdır.
Ne var ki Saraçhane beslemelerigünlerdir asparagaslarla meseleyi sulandırıyorlar.
"Gördünüz mü bir tek bizim patronundiploması sahte değilmiş"mesajı vermek için sağı solu, gazetecilikmesleğini pisletiyorlar.
Velinimetleri de üniversitediplomasını sahtekârlıkla aldığımahkeme kararıyla tescillenen sankikendisi değilmiş gibi şu mesajıyla üstünetüy dikiyor:
"Türkiye'de sahte diplomalar e-Devlet'e sahte e-imzayla kaydedilmiş, kimsenin haberi bile olmamış. Skandalın boyutları korkutucu ama iktidar için varsa yoksa benim diplomam ve cumhurbaşkanlığı adaylığım. Yargı, halkın seçtiği başkanın hakkını engellemekle meşgulken, sahtecilik almış başını gitmiş. Bu tablo gösteriyor ki asıl sorun adaletsizliktir. Ama az kaldı, siyasetin aparatı olan yargı düzeni de, sahtecilerin cirit attığı Türkiye görüntüsü de bitecek, çürümüşlük son bulacak."
Pes doğrusu.
Evet, ahlaksızlığın bir zekâ problemiolduğunu düşünürüm; zaman zamanda yazıyorum.
Hâliye, İmamoğlu'nun diploma sahtekârlığını savunmak, normalleştirmek için "herkes yapıyor" temalı bir kampanyaya soyunanların yaptıklarının aslında bir ikrar anlamına geldiğini düşünememeleri normal.
Peki ya, Erdoğan nefretiyle ülkeyi, ahlaksızlığı sıradanlaştıran bu zekâya teslim etmeyi mantıklı bir karar olarak içselleştiren milyonların hâli ne olacak?
***

BU RESİMDE BİR APO EKSİKTİ...
15 Temmuz'dan sonra safını "Ayrılar ayrı yerde, aynılar aynı yerde" tweet'iyle açıkça ilan eden RuşenÇakır, yine safları sıklaştırmanın telaşında.
O zaman FETÖdeğirmenine sutaşımak için MahirÇayan'ın ağzındankonuşuyordu, şimdiAbdullah Öcalan'ın...
Geçen gün Apo'nun "Erkan Baş'a selamlarımı iletin" dediğini yazdı:
"Bu yeni partiyi Demokratik Cumhuriyet Partisi diye tanımladım. Burada arkadaşlarla da paylaştım isim olarak, ancak kendisiyle de konuşun, bu girişimim 'Demokratik Sosyalizm Partisi' temelinde örgütsel birliğe kadar gidecek. Böyle bir oluşumdan bahsediyoruz. Kendisinden de parti ismi önerisi alın. Bu ismi de kendisine iletin. Selamlarımla beraber bir mesaj olarak iletin Erkan'a. Yeni partiye dahil olabilirler."
Altını çizeyim, 9 yıl öncesi ile bugün arasında bu alakayı kuran ben değilim.
15 Temmuz sonrası ülke, kamuoyu FETÖ ve karşıtları olarak net şekilde ikiye bölünmüşken attığı tweet'i, İmralı'dan getirdiği mesajın hemen ardından RT ederek hatırlatan Çakır'ın kendisi.
Demek ki, şimdi PKK ile solunflörtüne aracılık etmeyi, o günlerdesol ile FETÖ'yü eşitleme çabasıylaeşdeğer görüyor.
Daha ilginç olanı ise, Apo'nun "Erkan" diye seslenecek kadar samimiyet geliştirdikleriyle aynı kareye girmeye nasıl ikna olduğu.
***

BU GURBETÇİ NEFRETİ NEREDEN GELİYOR?
Tıpkı "yabancı düşmanlığı"gibi, muhalefet cephesinin ortaklaştığımevzulardan biri de "gurbetçinefreti".
Yaz geldi mi en sevdikleri etkinlik "Vatanımız cennet" diyen bir gurbetçi bulup "Cennetse niye Belçika'da yaşıyorsun?" diye tekrar tekrar "ince espriler" yapmak.
Bir şey dediğim yok, eğleniyorlarsa, mutlu oluyorlarsa ne âlâ. Ama gördüğüm kadarıyla daha ziyade, yaşadıkları memleketinövülmesine sinirleniyorlar.
Belli ki, gurbetçilerin silme Erdoğan'cı olduğunu düşünüyorlar.
Oysaki son cumhurbaşkanlığı seçiminde yurtdışı oyaların yüzde 60'ı Erdoğan'a, yüzde 40'ı da Kılıçdaroğlu'na gitmişti.
NOT: Yazılara kısa bir yaz arası. 1 Eylül'de görüşmek dileğiyle.


