Trump ABD'si uzun zamandır beklenen ama yine de yapılamaz diye bakılan hamleyi yaptı ve Venezuela'ya düzenlediği operasyonla Devlet Başkanı Maduro ve eşini kaçırdı.
Akıl alır gibi değil. Geçmişte örneği var mı bilmiyorum ama son yüzyılda egemen bir devletin başkanının devrilmesine, bazı gerekçelerle tutuklanmasına hatta linç edilmesine tanık olunmuştu ama böyle bir kaçırma olayına sanıyorum ilk kez tanık olunuyor.
Başta ABD olmak üzere emperyalistlerin bazı devletlere yönelik İran, Ukrayna ve en son Nijerya örneğinde olduğu gibi güç kullandıkları biliniyordu ama Venezuela örneği uluslararası ilişkilerde bambaşka yeni bir döneme işaret ediyor.
Buna "gücü gücüneyetene" dönemi diyebiliriz.
Uzun bir süredir uluslararası sistemin işlemediği, küresel kurumların işlevsiz kaldığı biliniyordu ama işin bu noktaya varacağı, ABD emperyalizminin kör gözüm parmağına bu kadar saldırganlaşacağı beklenmiyordu. Bu acizliğin bir göstergesi mi yoksa gücün pervasızlığı mı göreceğiz. Asıl merak edilense bu pervasızlığa öncelikle Bolivarcı geleneğiyle bilinen Venezuela halkının nasıl tepki vereceği. Maduro'nun kötü yönetimine ve beceriksizliğine rağmen Venezuela halkı bir direniş başlatırsa süreç bambaşka bir yere gidebilir.
Halkta o motivasyon kalmış mı doğrusu emin değilim ama bu saldırganlık da sadece Venezuela halkına değil aynı zamanda Latin Amerika halklarına yönelik bir gözdağı hareketi. Daha doğrusu ABD "mahalle"ye racon kesiyor. Arjantin hariç başta Brezilya ve Kolombiya olmak üzere Latin Amerikan ülkelerinin bu saldırganlığa ne tepki vereceği de merak ediliyor.
En az merak edilense, bugüne kadar Venezuela hükümetiyle iyi ilişkileri olan Çin ne yapacağı... Çünkü fazla sesi çıkmayacak gibi. Oysa Venezuela'ya yönelik ABD saldırganlığının arka planında başta petrol olmak üzere enerji savaşı ve yükselen Çin'i durdurmak olduğu çok açık. Savaşın bir ucunda Çin var.
Bu gerçeğe jeopolitik analizleriyle bilinen İbrahim Majed de dikkat çekiyor ve "Önümüzdeki72 saat dünya için kritikönem taşıyor" dedikten sonra şöyle devam ediyor: "Eğer ABDVenezuela üzerinde vedolayısıyla dünyanın enbüyük kanıtlanmış petrolrezervleri üzerindekontrol kurmayı başarırsa,bu küresel güç dengesindebüyük bir değişimeişaret edecektir. Böyle bir hamle,demokrasiyi yenidentesis etmek veya insanhaklarını korumaklailgili olmayacak,enerji, ticaret yollarıve bölgesel ittifaklarüzerindekistratejik hakimiyetiyeniden tesisetmekle ilgili olacaktır." Majed, analizine esas meselenin petrodolar sistemini sürdürmek olduğunu da ekliyor: "Bu tür bir kontrol,Amerika BirleşikDevletleri'nin küreselpetrol akışlarını vefiyatlandırmasını şekillendirmeyeteneğinigüçlendirecek, enerjipiyasalarında dolarınmerkezi rolünü pekiştirecekve ABD'nin finansalgücünün temelinioluşturan petrodolarsistemini korumaya yardımcıolacaktır. Bu nedenleVenezuela, bölgesel birsorundan daha fazlasıhaline gelecektir."
Çin, Rusya ve çok kutuplu dünyanın önemli ülkeleri bir tavır koyacak mı yoksa "Bize de fırsatdoğuyor" yaklaşımıyla sessiz mi kalacaklar?
Herhalde ikinci şık gerçekleşecek görünüyor ki sosyal medyada birçok insan şu ortak yorumu paylaşıyor: "ABD, Çin veRusya'nın misillemeyapmayacağındanyüzde 100 emin olmasaydıVenezuela'ya saldırmazdı.Bu da Çin veRusya'nın Maduro'yuterk ettiği anlamınageliyor. Büyük güçlerin tamamıyakın çevrelerindekiçıkarlarını tahkim ediyor,uzak vekillerini isegözden çıkarıyor."
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.