Üç temel hedef
Yazın sıcağına paralel siyasette de sıcak gelişmeler birbirini izliyor. En önemlisi de hiç kuşkusuz 50 yıllık isyan örgütü PKK'nın feshi ve silahları teslim sürecinin başlaması. Bu yeni bir dönemin başlangıcı demek.
Birilerinin bu sürece siyasi hesaplar üzerinden bakıyor olması sonucu değiştirmeyecek. Başkan Erdoğan, 40 yıllık siyasi yolculuğunu şu üç temel meseleyi çözerek taçlandırmak istiyor.
50 yıllık isyana son noktayı koymakve "terörsüz Türkiye"yi gerçekleştirmek.
Yerel yönetimlerden devletbürokrasisine "yolsuzlukları" en azaindirmek.
Ve Türkiye'nin yüz elli yıllıksivil anayasa hayalini gerçekleştirmek.
Terörsüz Türkiye konusunda bütün küresel dayatmalara ve iç kışkırtmalara rağmen son viraja girildi. Şu çok net: İsyan bitti, silahların teslimiyle de tarihi "Türk-Kürt İttifakı"nın 4'üncüsü hayata geçmek üzere. Bu adım sadece siyasetin önünü açmak, demokrasi ve hukuk eksikliğini gidermekle kalmayacak bölgeyi de dalga dalga etkisi altına alacak.
Bugün yapılan "yolsuzluklarla mücadele" aslında bir "temiz eller" operasyonu. Bu da "terörsüz Türkiye" sürecinin tamamlayıcısı. Gerçi ortaya çıkan "yolsuzluk fotoğrafı" büyük oranda CHP'li belediyeleri kapsıyor ama orada kalmayacağı çok açık. Yakın zamanda biri Doğu'nun önemli bir belediyesi olmak üzere AK Partili ve diğer partileri de kapsayacak.
Ayrıca operasyonların CHP'den başlıyor olması hem İBB eksenli siyaseti dizayn etme hedefli bir rant "sistemi"nin kurulmasından hem de CHP'li yerel yöneticilerin "fütursuz" oluşlarından kaynaklanıyor. Manavgat'taki "rüşvet" skandalı bunun en utanç verici örneği...
Bu süreç doğal olarak yeni ve sivilbir anayasayla da taçlanmak zorunda. Bu tarihi çabayı, "Cumhurbaşkanı birkez daha seçilmek istiyor" hafifliğineindirmek, hem Başkan Erdoğan'ınküresel düzeyde oynadığı tarihi rolü, hemMHP lideri Devlet Bahçeli'nin ezberbozan cesur çıkışını, hem de 50 yıllık örgütünüfeshetmeyi göze alan Öcalan'ın üstlendiğiriski hafife olmak olur.
Siyasette cesur olmayanlar ne yazık ki bunu görmez.
Oysa yeni bir anayasa yapmak, Menderes'ten Ecevit'e, Erbakan'dan Özal'a, bütün siyasetçilerin ortak hayaliydi. Hatta bugün birileri unutsa da önceki gün Yavuz Abi (Donat) yazdı; tam 18 yıl önce dönemin başbakanı Erdoğan aynen şöyle diyordu:
"Yeni Anayasa, yine herkesinüzerinde mutabık kalabileceği,Türkiye'nin önünü açacak,Cumhuriyet'in kuruluş ideallerive Atatürk'ün gösterdiği çağdaşlaşmahedefleri doğrultusunda,Türkiye'nin geleceğe yönelik beklentive ihtiyaçlarına cevap verecekbir metin olacaktır."
Dün bu hayali geciktirenler tarihinutanç sayfasında yerlerini aldı, bugün karşıçıkanların sonu da farklı olmayacak.
***
ÖZEL'İN UTANÇVERİCİ HATIRLATMASI
Bir bu siyasi tabloya ve verilen mücadeleye bakın, bir de dönün CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in sivil siyasetten nasiplenmiş insanları şaşkına çeviren "darbeci" çıkışına... "Sivil"i özel olarak kullanıyorum, hiçbir sivil siyasetçi ne kadar öfkeli olursa olsun şöyle bir cümle kurmaz, kuramaz: "Bana bu milleti sokağa davetettirme. Ondan sonra Mısır'dakimeydanı izlediğiniz gibi izlersin."
Bir siyasetçinin zihninde darbecilik yoksabu söylenmez. Geri adım atması ya da susmasıda sonucu değiştirmez. Çünkü bubir CHP hastalığı... Bir yerde nüksediyor. Sadece son yıllarda orduya "Kâğıttankaplan" diyen Süheyl Batum'u, "Sizingörevinizi biz yapıyoruz" diyen OğuzKaan Salıcı'yı hatırlamak yeterli.
Ne yazık ki Özgür Özel'in seyir defteri de farklı değil, hep geri dönüşlerle noktalanıyor. Önce "Sıkışınca Atatürk'ten bahsedipalkış alarak ilerlenmez" dedi,sonra en çok o kullandı; "normalleşmesiyaseti" deyip hızla çark etti; şimdi de"darbeci" damarı kabardı...
Bu utançla bırakın lider olmayı "siyasetçi"bile olunmaz.


