“Çiçekle Başlayan Bahar” Misali…
Bölgemizde yaşananlar, her ne kadar yüz yıllık bir sömürge düzeninin mirası olarak okunabilecek olsa da bu mirası en iyi analiz edip kendi lehine çeviren aktör hiç şüphesiz İsrail'dir.
Hatta daha ileri bir soru sorulabilir:
Bu miras gerçekten bir plan dahilinde mi devredildi?
Bugün bölgede yaşanan acıların, savaşların ve yıkımların merkezinde İsrail gerçeği duruyor.
Peki bu tabloya karşı koyan var mı?
Körfez ülkeleri hesap yapıyor…
Asya iç denklemlerine odaklanmış.
Avrupa kınıyor ama adım atmıyor, zira borçları! var.
ABD ise hem koruyor, hem kolluyor, hem de yol açıyor...
("ABD'de Demokratlar olsaydı İsrail bugün böyle olmazdı" diyenler için ayrı bir not. 1947'den buyana kaç demokrat lider ve yönetim geldi göreve acaba?)
***
İşte tam bu sessizlik denizinin ortasında yükselen tek bir ses var:
Türkiye.
Bu ses tesadüf değil.
Türkiye; tarihi derinliği, siyasi refleksleri, diplomasi gücü, askeri gücü ve tecrübesi, teknolojik atılımları ve NATO üyeliğiyle eşsiz bir konumda duruyor.
Benzeri kolay bulunabilecek bir denge değil.
Ancak bu gücü anlamlı kılan, onu sahaya ve masaya taşıyacak iradedir.
Bir liderlik…
Bugün o lider, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan!
Net.
Doğrudan.
Geri adım atmadan.
Gerektiğinde masadan kalkabilen, gerektiğinde yeni masalar kurabilen…
Her kürsüde dünyayı gerçeklerle yüzleştiren ve bu gerçekleri diplomatik nezaketin sınırında ama büyük bir cesaretle dile getiren bir liderlikten bahsediyoruz.
Bu duruş sembolik bir duruş değil, tamamen stratejik.
Unutulmamalıdır ki;
Söylem gücü zamanla algı gücüne, algı gücü ise masa gücüne dönüşür.
Ve bugün "Yükselen Türkiye" dediğimiz gerçeklik, tam da bu dönüşümün eseridir..
Bu noktaya gelmenin kolay olduğunu iddia etmek ne kadar gerçek dışıysa, atlatılan krizleri, bertaraf edilen tehditleri ve verilen mücadeleyi yok saymak da o kadar akıl dışıdır.
***
Rahmetli Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın o meşhur sözünü hatırlayalım:
"Bir çiçekle bahar olmaz, ama her bahar bir çiçekle başlar."
İste bugün o çiçekler Batı'da dahi filizlenmeye başladı.
İspanya…Kanada…
Ancak asıl beklenen sesler, bu coğrafyanın içinden yükselmeli.
Kimler mi?
Hadi bir düşünelim..
Pakistan'ın nükleer gücü,
Suudi Arabistan'ın enerji ve finansal ağırlığı,
Mısır'ın jeostratejik konumu,
Türkiye'nin tarihi derinliği ile birlikte askeri ve diplomatik kapasitesi…
Ve hatta İran…
Bu güçler ortak bir zeminde buluşabilse, ortaya çıkacak tabloyu tahayyül etmek zor değil.
Ama işte…
Tam da bu noktada, aklımıza gelen değil; aklımıza getirilen engeller devreye giriyor:
Sünni-Şii ayrımı…
Türk-Kürt-Arap ayrışması…
Yani mezhep ve kimlik üzerinden körüklenen fay hatları…
Haa bir de hegemonyalar…
Peki aşılmaz mı?
Elbette aşılır.
Çünkü bugün karşımızdaki tehdit, suni gündemlerle oyalanamayacak kadar büyüktür.
Bu ülkeler bir araya gelebildiği gün; önce diplomaside, sonra masada, ardından da sahada yeni bir denge kurulacaktır…
***
Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.
- Aliya İzzetbegoviç


