Tahir İnan

Tahir İnan

İşte meydan işte peşrev…

Giriş Tarihi:

İran'ı severiz, sevmeyiz.

Ama basite alınmayacak kadar büyük bir güç.

Bir kere doğalgaz ve petrol rezervleri bakımından dünyanın en zengin 3 ülkesinden biri..

Bin yılı Türk devletleri olmak üzere Yüzyılları aşan bir devlet hafızası var…

Ve bir de kültür ve sanatıyla kırılmayan bir medeniyet hafızası.

1 milyon 600 bin metrekareyi aşkın toprağı, 100 milyona yakın nüfusu ve etnik çeşitliliğiyle Sıradan bir ülke değil yani.

Pek çok hanedan döneminin sonunda 40 yıldır İslam Cumhuriyeti olarak varlığını sürdürüyor.

Ve dini rejimle birlikte 40 yıldır ABD/ İsrail düşmanlığı ile kritik bir coğrafyada Varlık gösteriyor.

Üstelik türlü ambargolar altında olmasına rağmen; Nükleer enerji çalışmalarında önemli bir yere gelmiş, nükleer silah üretebilme kabiliyetine erişmiş, füze/iha teknolojilerinde önemli başarılar elde etmiş bir ülke.

Ve sadece içeride değil…

Lübnan'da, Suriye'de, Irak'ta,Yemen'de….Yıllardır tüm bu şartlar arasında vekil güçler inşa eden bir akıl var karşımızda. Buna kimileri yayılmacılık diyor, kimileri direniş. Ama adı ne olursa olsun sonucu aynı: Bir etki alanı, bir strateji inşa edebilmiş…

İşte böyle bir İran 40 yıldır ABD/İsrail ile bir savaş halini sürdürüyor!.

Bugün ise yıllardır ülke toprakları dışında verdiği o savaşı kendi topraklarında yaşıyorlar…

Lakin son günlerde tartışma konularından bir başlık nedense Filistin!

Ne deniliyor? "İran bu savaşı Filistin için veriyor!", "Gazze nedeniyle bugün İran savaşıyor!"

Tamam kabul 7 Ekim ile bölgede çok şey değişti.

Ama bugün İran'ın bombalanmasına sebep diyemeyiz!

Üstelik hala Aksa Tufanı'nın ardında İran'ın parmağı olup olmadığı hala muallaktayken?

****

Masayı kim neden vurdu peki?

Savaş birinci ayına yaklaşırken bir kere daha müzakere masası gündemde.

İran, haklı olarak güvenmiyor. Zira son bir yılda iki kez oturduğu masa daha sonuca bağlanmadan toprakları, liderleri hedef alındı..

Üstelik son masada uğruna devrim yaptığı şeylerden taviz vermeye hazırlanıyordu.

Zenginleştirilmiş uranyum, Nükleer kapasite, Petrol...

Yani Ali Hamaney! Bir nevi geri adım atmak üzereydi.

Bu küçük bir an değildi, bu belki de tarihin kırıldığı an olabilirdi.

İşte tam o anda İsrail/ABD vurdu ve masa dağıldı.

Maalesef bir devlet için en tehlikeli anlardan biri, taviz vermeye hazırlandığı anlardır. O an eğer zayıflık olarak okunursa müzakere biter, güç konuşmaya başlar.

İsrail de tam o anı seçti. Tesadüf mü? Bunun kararını tarih yazacak!

26 günün sonunda…Kim kazandı? Kim kaybetti? Net bir söylemek zor.

Ne var ki şunu söylemek de kaçınılmaz:

İran, beklenmedik bir şekilde sadece bölgeyi değil, dünyayı sarstı. Komutanlarını kaybetti, şehirleri zarar gördü, tesisleri yerle bir oldu.

Buna rağmen duruşundan taviz vermedi. Ne İsrail'e ne ABD'ye ne de bölücü yıkıcı tehditlere..

Tek cephede değil üstelik, içerde ve dışarda bir çok cephede direndi direniyor.

Görünen o ki bu kez masada da direnecek!

Ve belki de asıl önemli mesaj da bu!:

Ve ülkelerin asıl gücü bir kez daha; sahip olduklarıyla değil, kaybettiklerine rağmen neyi koruduğuyla ölçülecek.

****

Peki 26 günde Kim neyi anladı?

  • İran…

Yayılmacı politikalarının(direniş ekseni) komşu ve Müslüman ülkeler nezdinde onu nasıl yalnızlaştırdığını…

  • ABD…

Büyük devletlerle savaşmanın Hollywood için yazılan senaryolardan ibaret olmadığını…

Kendini dünyanın tek hakimi olarak gördüğü savaş stratejisinin müttefikleri olmadan ne kadar büyük zaafiyetler barındırdığını...

Vietnam, Afganistan, Irak gibi karada sahaya çıkamayacağını…

Köklü devletlerde liderleri hedef almanın Venezuela gibi sonuç vermeyeceğini…

  • İsrail…

Demir Kubbe'nin kendilerini ve topraklarını tam koruyamadığını…

Körfez ve Arap ülkelerinin içten içe ona bilendiğini…

Çoğunluğu işgali destekleyen halkının hatta pek çok askerinin bile psikolojik üstünlüğünü kaybettiğini…

Ve bir gün eğer ABD yönetimi yanında yer almazsa Steve Witkoff'un da dediği gibi "bir bombalık canı olduğunu" ve bu topraklar da bu politikalarla varlığını sürdürmenin çok da mümkün görünmediğini…

  • Ve asıl mesele Ortadoğu..

Suudi Arabistan biliyor. Ürdün biliyor. Mısır biliyor.

Vadedilmiş topraklar haritasında yer almaları sebebiyle Filistin'de, Lübnan'da, Suriye'de yaşananlar bir gün onların kapısını da çalabilir.

Körfezin durumu ise ayan beyan ortada, dile getirmeseler de yaşananların ve durumun gayet farkındalar.

ABD varlığı nedeniyle bugün topraklarının hedef alındığını biliyorlar.

O milyarlarca dolar ödeyerek kurulan güvenlik şemsiyenin bir balon gibi patladığıyla yüzleşiyorlar.

Ama işte…

Umarız ki yakın zamanda kurtulurlar bir takım prangalardan..

*****

Zaman, mekan ve şartların ise hepimize tüm insanlığa öğrettiği bir gerçek var..

Bugün içinde olduğumuz ya da içine çekildiğimiz bir düzen var.

Ve o düzen, çoğu zaman vicdanın, aklın önüne geçiyor.

O yüzden de bu coğrafyada kalıcı huzurdan kısa vadede söz etmek zor.

Siyonist rejimi ile saptırılmış bir inanç üzerinden yönetilen bir İsrail var olduğu sürece de mümkün görünmüyor…

Aksi durumda 7 Ekim'den bu yana şahit olduğumuz gibi bu denklemde barış değil, derin sessizlikler olur.

İsrail'in sorgulanmadığı,yargılanmadığı,yalnızlaştırılmadığı ve harete geçilmediği müddetçe de;

Maalesef burada savaşlar bitmez, herkes sadece sırasını bekler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin