Sanal dünya ve karanlık dehlizler
Canlı yayınlar, beğeni beklentileri, etkileşim çırpınışları ve takipçi artırma çabaları.. sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte sıkça karşımıza çıkan bu durum, neleri kaybettiriyor biraz bunun üzerinde duralım.
Denetlenebilirlik açısından belki de en zor mecralardan birisi sanal ortamlar. Ülkelerin kendi denetim mekanizmasının dışında olan, başka ülkelerden açılan hesaplar ya da yayınların takibi elbette kontrol açısından zor bir süreç. Bunun gibi platformlarda, türlü iğrençiliğin yaşandığı, manevi değerlerin hiçe sayıldığı yayın ya da görseller, tespit edilmesi ya da şikayet üzerine hesap kapatılarak engellenebiliyor. Fakat son dönemlerde bu tür durumlar herkesin kullanımına açık olan bazı platformlarda da kendini gösterir oldu. Ahlaki yozlaşmanın sınırlarının çoktan aşıldığı birçok paylaşım, kullanıcıların önüne düşer oldu. Eline telefonu alan, vakit kaybetmeden canlı yayın açıp başlıyor racon kesmeye.. izleyenleri bile utandıracak kesitleri göğsünü gere gere anlatıyor. Öyle örnekler var ki, yayını izleyenlerden beğeni ya da hediye paketi gelmezse esip gürlüyor: 'hediye göndermeyenler terketsin yayını' diye…
Çoğu düştüğü durumun acziyetinden habersiz (belki de bilinçli) devam ediyor kepazeliklere. Normalleştirilen durumlardan biri de iki cümleden birinin küfür ve hakaret içerikli olması. Açtığı yayını izleyenlerin kadın ya da çocuk olması umurlarında değil. İlgili kurumlar dijital ortamlardaki bu yozlaşmanın önüne geçebilmek için en azından çocukların korunabilmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle önümüzdeki günlerde hayata geçmesi beklenen kimlikle giriş ve 15 yaş altına sosyal medya kısıtlamasıyla çocuklar ve gençlerin korunması adına önemli bir adım olacak.
Önemli noktalardan birisi de sanal oyunların bazılarında şiddet içeriklerinin normalleştirilmeye çalışılması. Özellikle yurt dışı uzantılı sosyal ağlardan giriş yapılan bu oyunlarda, takımlar halinde savaş oyunları ya da suç unsuru bol görsellerle çocuklar ve gençlerin bilinçaltına şiddet motifleri işleniyor adeta. Gelişim çağındaki çocukların sosyal hayattan koparılıp içe dönük asosyal bir kimliğe dönüşmesi de kaçınılmaz oluyor.
Sanal ortamdaki şiddet, küfür ve hakaret içerikleri ergenlik çağındaki bireyleri adeta kriminal bir tip ve vaka haline getirebiliyor. Yukarıda yazdığımız üzere hayata geçmesi beklenen sosyal medyaya kimlikle giriş hayata geçtiğinde, görsel ya da video paylaşan bu paylaşımından sorumlu tutulacak. Yani sahte hesaplarla toplumun dinamiklerini hedef alan paylaşımların önüne geçilmiş olunacak. Ya da bireysel olarak bir kişiye ya da kuruma hakaret, suç ve suçluyu övme, çocukları ve gençleri şiddet eğilimli içeriklere yönlendirme yapanların tespiti kolaylaşacak.
Sözün özü topluma yararlı haliyle kullanıldığında teknolojinin en güzel nimetlerinden biri olan sosyal medyayı, şiddet ve yozlaşma mecrasına çevirenlere karşı herkesin üzerine düşen sorumluluğu alması gerekiyor. Aile çocuğunu koruyacak, kurumlar bu içeriklerle ilgili yaptırımları hayata geçirecek. Aile okul devlet kurumları birlikte hareket ederek bu işbirliği ile çocuklar ve gençler bu yozlaşmadan uzak tutulacak.