Tek başına yaşamak: Özgürlük mü, çağın hastalığı mı?
Sabah uyandığınızda sizi karşılayan sessizlik. Buzdolabında yalnızca size ait yiyecekler.
Hiçbir uzlaşı gerekmeden açılan bir pencere, değiştirilen bir kanal, yapılan bir plan.
Kulağa "özgürleştirici" geliyor, değil mi?
Ama o sessizlik bazen saatler içinde ağırlaşıyor o özgürlük bir noktada büyük bir kaygıya dönüşüyor.
TÜİK'in son verilerine göre Türkiye'de tek başına yaşayanların sayısı 5 milyon 523 bini aştı.
2016'dan bu yana geçen 10 yılda bu rakam yüzde 66,5 artış gösterdi.
Yalnızlar büyükşehirlerde yaşıyor.
İstanbul'da neredeyse bir milyon kişi tek kişilik hanede hayatını sürdürüyor.
Bu insanların önemli bir kısmı bu yaşamı seçmiş değil; ekonomik baskı, gecikmiş evlilikler, göç ve boşanmalar onları bu kapıya getirmiş.
Bilim burada keskin bir ayrım çiziyor: yalnız olmak ile yalnızlık hissetmek aynı şey değil.
Bir psikanalistin yıllar önce tarif ettiği gibi, "yalnız kalabilme yeteneği" kişinin yakınında başka biri olup olmadığına bakılmaksızın bağımsız kalabilme kapasitesidir.
Bu beceri gelişmişse yalnızlık yıkıcı değil, üretken ve yararlı bir deneyime dönüşebilir.
Ancak çoğumuzda bu beceri tam anlamıyla gelişmemiş.
Araştırmalar uzun süre yalnız yaşayan bireylerde stres hormonu kortizol seviyesinin belirgin şekilde arttığını ortaya koyuyor.
Araştırmacılar yalnız yaşamanın tek başına bir risk faktörü olmadığını ancak yalnızlığın kişi tarafından olumsuz deneyimlenmesi halinde bağışıklığı ciddi biçimde etkilediğini vurguluyor.
Uzun süreli yalnızlığın sigara içmek ya da obezite kadar zararlı olabileceğini ifade ediliyor.
Peki neden bu kadar çok insan tek başına yaşıyor?
Cevap karmaşık...
Kimi özgürlük istiyor, kimi ev tutamıyor -kimi güvenebileceği birini bulamıyor- kimi kaybettiği birini arıyor.
Kalabalık şehirler paradoks üretiyor.
Ne kadar büyük olursa o kadar yalnızlaştırıyor.
Komşuyu tanımayan binalar, ekrandan kurulan "bağlantılar", kapıdan içeriye girmeyen gerçek ilişkiler.
İstatistikler bir yönelimi değil bir çığlığı anlatıyor bize. Toplum olarak bunu duymaya başlamak, belki de en acil meselemiz.


