Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

ABD ‘dokunulabilir’ oldu

Giriş Tarihi:

Son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: İran'a ABD-İsrail saldırısıyla başlayan süreçte oyun planı çoktan değişti ama ABD hâlâ eski kurallarla oynandığını sanıyor.
Savaş öncesinde İran, daha temkinli, daha dolaylı bir güçtü. Bugün ise ABD'nin müttefiklerine doğrudan saldırabilen, üstelik bunu yaparken geri adım atmayan bir aktör. Bu değişim sadeceaskeri değil; psikolojiküstünlükle ilgili. Bir zamanlar "çevrelenen" İran, şimdi çevresinesınır çizen bir ülke gibi davranıyor.
Ekonomide de benzer bir tablo var. Yıllarca yaptırımlarlaboğulmakistenen İran petrolü,bugün hâlâ piyasada. Üstelik herkes bunun farkında. Washington bir yandan "kısıtlıyoruz" diyor, diğer yandan o petrolün bir şekilde alıcısını bulmasına göz yummak zorunda kalıyor. Bu kısıtlı yaptırım; yaptırım gücünün kaybıdır.
Üstelik İran'ın savaş öncesi Hürmüz'de olmayan hâkimiyeti artık defacto kabul edildi: Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından birinden, ABD'nin ortakları ve NATO üyeleri gemilerini geçirirken Tahran'la temas kurma ihtiyacı hissediyor. Bu tabloyu tersinden okuyalım: Yıllardır bölgeye askeri yığınak yapan güç kimdi, bugün geçiş güvenliği için dolaylı onay aranan aktör kim?
Bir diğer sessiz geri çekilme de "rejim değişikliği" söyleminde yaşandı. Bir zamanlar yüksek sesle dile getirilen bu hedef, bugün neredeyse fısıltıya dönmüş durumda. Büyük hedefler, tarihigerçeklere çarptı.
Körfez ülkeleri için bu savaş adeta bir uyanış oldu. Yıllarca milyarlarödeyerek satın aldıklarıgüvenlik şemsiyesinin,yağmur başlayıncadelik olduğu anlaşıldı. Savaş onların kapısına dayandığında, değerleri ancak petrol tesisleri vurulunca hatırlandı. Yani sahadaki tablo daha çok şu soruyu sorduruyor: Kontrol edilen kim,bedel ödeyen kim?
Sonuçta ortada tuhaf bir denge var. ABD hâlâ güçlü, evet. Ama artık oyunun her kuralını dikte edemiyor. İran ise elbette kazanıyor demek doğru değil; fakat oyunu bozma kapasitesini artırmış durumda. Bu yüzden savaş uzadıkça kazanan çıkmıyor, ama kaybedenin kim olduğu daha görünür hâle geliyor.
Ve en kritik nokta: Bu savaş silahla bitmeyecek. Bitseydi şimdiye kadar biterdi. Son sözü yine diplomasi söyleyecek. Ama o masaya oturulduğunda, sandalyelerin yeri değişmiş olacak. ABD hâlâ masada olacak, fakat artık başköşedeoturup kurallarıtek başına yazamayacak. Belki de asıl mesele bu: Kaybetmek bazen sahadan çekilmek değil, oyunu eskisi gibi kuramamaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin