Savaş ekonomisine hazır mıyız?
İran'a ABD-İsrail saldırısı başladığından beri küresel ekonomi "yumuşakiniş" beklentisini sürdürse de alametler iki uca işaret ediyor: Ya enerji arzıgenişleyecek ve sistem nefesalacak ya da jeopolitik gerilimkalıcılaşacak ve dünya ekonomisiağır bir bedel ödeyecek.
İlk senaryoya göre İran da Venezuela gibi yeniden küresel sisteme entegre edilecek/biat ettirilecek. Bu durumda petrol fiyatlarının 40 dolar bandının altına sarkması, enflasyonun gevşemesi ve büyümenin toparlanması mümkün. Ancak ikinci senaryo çok daha gerçekçi bir risk olarak masada duruyor: Hürmüz Boğazı merkezli gerilim uzarsa ve arz kesintileri kalıcı hâle gelirse, petrolün 100-150 dolar bandına yerleşmesi kaçınılmaz olur. Bu ise sadece enerji fiyatı artışına değil, sistemik bir kırılmaya işaret edecektir.
Çünkü petrol bir emtia değil,modern ekonominin ana belkemiğidir. Tarım, lojistik, üretim, kimya... Hepsi enerji maliyetine bağlıdır. Fiyat yükseldiğinde zincirin her halkası aynı anda yukarı gider. Doğal olarak fiyatlar artarken büyüme de düşer. Merkez bankaları faiz artırır, talep daralır, yatırımlar durur, işsizlik yükselir. Ve en kritik nokta: Bu tür bir şok, tek başına para politikalarıyla çözülemez.
Piyasalar hâlâ bir "çözüm" ihtimalini fiyatlıyor. Ateşkes, anlaşma, diplomatik açılım... Ancak enerji piyasasında beklentiler değil, fiziksel arz belirleyicidir. Eğer arz kesilirse, finansal mühendislik bu boşluğu dolduramaz.
Burada dikkat çekici olan bir diğer unsur ise ABD'nin pozisyonu. Washington'un küresel resesyon ihtimaline rağmen görece daha sakin görünmesi tesadüf değil. Enerji üretim kapasitesi sayesinde yüksek fiyatlardankısmen fayda sağlıyor, dolarınrezerv para olması nedeniylekrizlerde sermaye çekiyor vederin finansal piyasaları sayesindeşokları absorbe edebiliyor. Goldman Sachs'ın resesyon olasılığını artırması da bu tabloyu teyit ediyor; ancak bu riskin yükü maalesef eşit dağılmayacak.
Daha önemlisi, ABD'nin son dönemde attığı bazı adımlar, yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir hazırlığa işaret ediyor. Kovid-19 aşısı reddi nedeniyle ordudan ayrılan askerlerin yeniden göreve çağrılması, askere alım yaşının 42'ye yükseltilmesi ve bölgeye ilave asker sevkiyatı gibi hamleler, kısa vadeli bir krizden ziyade uzun soluklu bir gerilim beklendiğini düşündürüyor.
Sonuç olarak dünya ekonomisi bir eşikte. Ya enerji arzı genişleyecekve sistem rahatlayacak yada fiyat şoku küresel ölçekte birdaralmayı tetikleyecek. Ancak şu anki veriler ve jeopolitik hamleler, ikinci senaryonun giderek daha fazla ciddiye alındığını gösteriyor. Ve bu kez kriz geldiğinde, etkisi merkezde değil çevrede çok daha sert hissedilecek. Yani bu sefer teğet geçmeyebilir, kendimizi bu ihtimale de hazırlamak zorundayız.


