Dijital cezasızlık dönemi
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in hazırlıklarını duyurduğu yeni sosyal medya düzenlemesi, eski düzenlemenin eksiklerini kapatmaya aday bir müdahale çabası olacak gibi görünüyor.
Dijital alan, yıllar boyunca hukuki sorumluluk ile fiilî etki arasındaki uçurumdan beslenen, denetimsiz bir güç alanına dönüştü. Kimliği belirsiz hesaplar üzerinden yürütülen iftira kampanyaları, organize dezenformasyon faaliyetleri ve açıkça şiddeti, terörü ya da hedef göstermeyi normalleştiren içerikler bu boşluğun doğrudan sonucuydu.
Düzenlemenin çocuklar ve gençlere yönelik boyutu, çoğu ülkede zaten kabul edilen bir yaklaşımı esas alıyor. 15 yaş altı için erişim sınırı, dijital dünyanın psikolojik ve sosyal etkileri dikkate alındığında gecikmiş bir adım bile sayılabilir. Zira sosyal medya masum bir paylaşım alanı değil; algoritmalarla şekillenen, davranış üreten ve yönlendiren bir mecra. Bu nedenle yaş temelli korumayı ebeveyn-devlet işbirliğinde kamusal bir sorumluluk paylaşımı olarak görülmeli.
Ancak düzenlemenin asıl kritik yönü, içerik üreticisinin kimliği ve sorumluluğuna dair getirdiği çerçeve. Bugüne kadar sosyal medya, kimliğini gizleyen aktörlerin hiçbir bedel ödemeden itibar suikastı yapabildiği, yalanı hızla dolaşıma sokabildiği ve toplumsal fay hatlarını kaşıyabildiği bir alan hâline geldi. Yeni yasa, bu rahatlığın önüne geçmeyi hedefliyor. Kimlik tespiti, hızlı müdahale ve içerik kaldırma mekanizmaları, özellikle organize dezenformasyon ve terör propagandası açısından caydırıcı bir işlev görüyor.
"Dezenformasyon" ve "kamu düzeni" kavramlarının eleştiri konusu yapılması anlaşılır; ancak bu başlıklar bugünün dünyasında soyut değil, somut güvenlik riskleriyle ilişkili. Seçim süreçlerinden toplumsal olaylara kadar pek çok alanda dijital manipülasyonun etkisi artık inkâr edilemez düzeyde. Devletin bu alana tamamen seyirci kalması düşünülemez.
Bu noktada uygulayıcı profili de önem kazanıyor. Akın Gürlek gibi, hızlı ve net adli refleksle anılan isimlerin varlığı, yasanın caydırıcılık gücünü artırıyor. Buradaki belirleyici unsur, keyfilik değil; cezasızlık algısının kırılması. Dijital alanda da hukukun olduğu mesajı, hem platformlara hem kullanıcılara açık biçimde veriliyor.
Platformlar açısından bakıldığında ise yeni düzenleme, sorumluluğun muhatabını netleştiriyor. Türkiye'de milyonlarca kullanıcıdan veri toplayan, gündem belirleyen ve ekonomik değer üreten şirketlerin "tarafsız aracı" konforuyla hareket etmesi artık sürdürülebilir değil. Hızlı uyum, içerik denetimi ve yerel muhataplık, dijital egemenliğin asgari şartları hâline geliyor.
Sonuç olarak yeni sosyal medya yasası, ifade alanını daraltmaktan ziyade, sorumsuzluğu daraltmayı hedefliyor. Kimliği belirsiz hesapların terör estirdiği, iftiranın haber hızında yayıldığı bir ortamda özgürlükten söz etmek mümkün değil. Bu düzenleme, dijital kamusal alanı daha güvenli, daha hesap verebilir ve daha adil hâle getirme iddiası taşıyor.
Asıl sınav, bu iddianın tutarlı ve ölçülü biçimde uygulanıp uygulanamayacağı olacak. Ancak bir gerçek açık: Dijital alan kuralsız ve anonim ajandalara teslim edilemeyecek kadar önemli.