Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Epstein’in kankası Sulayem’in konteynerleri...

Giriş Tarihi:

Jeffrey Epstein e-postaları üzerinden kamuoyunun dikkati genelde siyasetçiler,akademisyenler veya kraliyet mensuplarına odaklandı. Oysa dosyalarda adı geçen en kritik figürlerden biri ne bir senatör ne de bir aristokrat. O bir "lojistikçi".
İsmi Sultan Ahmed binSulayem. Dünyanın en büyük liman ve konteyner operatörlerinden DPWorld'ün CEO'su olarak küresel ticaretin fiziksel omurgasını yöneten biri. Malumunuz mallar, silahlar, hammaddeler,insani yardımlar ve devletlerarası ticaretin görünmeyenyükleri bu sektörün içinden geçiyor. Tam da bu nedenle, Bin Sulayem'in Jeffrey Epstein postalarında yer alması basit bir tanışıklık olarak geçiştirilemez.
2009 tarihli bir Epstein e-postasında geçen "Nerdesin, iyi misin?İşkence videosuna bayıldım" ifadesi, dosyaların en karanlık satırlarından biri olarak duruyor. Epstein'in bu cümleyi kurduğu alıcı kişi, ABD Adalet Bakanlığı tarafından uzun süre redakte edilen kayıtlarda Sultan Ahmed binSulayem olarak görünüyor. Bu, sosyal medyada dolaşan bir söylenti değil; resmi dosyaların içinde yer alan bir yazışma. "İşkence videosu"nun ne olduğu, kimleri kapsadığı, hangi bağlamda üretildiği hâlâ açıklanmış değil. Ancak muhatabın çocuk kaçakçılığından cinsel istismara "marifetleri" dünyaca bilinen Epstein olduğu düşünülünce soruşturulması gereken bir durum olduğu açık.
Bin Sulayem, bir bankacı ya da finans spekülatörü değil; o bir konteynerimparatoru. Bu noktada şu kaçınılmaz soru da ortaya çıkıyor: Epstein gibi bir figür neden dünyanın en büyük lojistik ağlarından birinin patronuyla sürekli ve samimi bir temas hâlindeydi? Çünkü lojistik yalnızca taşımacılık değildir; kimin neyi, nereden nereye, hangi denetimlerden geçerek taşıdığını belirleyen stratejik bir güç alanıdır.
Konteynerler kapalıdır, içindekiler çoğu zaman sadece kâğıt üzerindedir ve küresel sistem, konteynerlerin içini kurcalamayı sevmez. Epstein'in dünyasında taşınan şeylerin yalnızca paradeğil, insanlar da olduğu düşünülünce sorulacak her soru meşrudur.
Kaldı ki ilginçtir, Bin Sulayem'in kamuya açık bir başka kimliği daha var. Kendisi UNICEF bağışçısı olarak geçiyor ve çocuklara yönelik insani projeleri destekleyen bir profili kendisi ilan etmiş durumda. Çocuk istismarıyla özdeşleşmiş bir suç ağının merkezindeki bir isimle yazışmaları bulunan bir figürün aynı anda çocuk hakları alanında saygın bir bağışçı olarak sunulmasından şüphelenmemeli miyiz? Kişisel hayırseverlikparavanının, küresel elitlerinbağış yoluyla dokunulmazlıkzırhı elde etme aracı olarak dakullanıldığından bihabermiş gibi mi davranmalıyız?
Size Bin Sulayem'in, kankası Epstein'e bir diğer e-postasını daha tercüme etmek ve yorumu size bırakmak istiyorum: "Moldovalı ve Ukraynalıgeldi. Moldovalı hayal kırıklığıama Ukraynalı çok güzel..."
Epstein dosyalarında adı geçen pek çok isim manşetlere taşındı, kamuoyu önünde tartışıldı. Buna karşın BinSulayem hattının ısrarla düşük profilde tutulması dikkat çekici. Küreselticaretin fiziksel akışını yöneten,devletler arası lojistiğin merkezindeduran ve aynı anda insaniyardım kimliği taşıyan bir figürünEpstein'le ilişkisi, dosyanın enstratejik başlıklarından biri olmalıydı. Çünkü bu dosyada mesele yalnızca ahlaki sapmalar değil; erişim, dolaşım ve dokunulmazlık ilişkileridir.
Epstein dosyaları, küresel sistemde kimin sorgulandığını ve kimin sessizce korunduğunu gösteren bir turnusol işlevi görüyor. Bir lojistikçinin bu dosyada bu kadar merkezi bir yerde durması tesadüf değil. Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir: Dünyayı taşıyan konteynerleriniçinde, kimsenin bakmadığı başkaneler vardı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin