Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Davos’taki menü

Giriş Tarihi:

Davos uzun süredir küresel siyasetin gerçek kararlarının alındığı bir merkez olmaktan çıkmıştı. Daha çok büyük başlıkların, risksiz ve zararsız cümlelerle dolaşıma sokulduğu bir üst düzey konfor alanına dönüşmüştü. Yapay zekâ oturumları, pandemi sonrası dersler, yeşil dönüşüm panelleri... Hepsi şık, hepsi parlak ama neredeyse hiçbiri iktidarın çekirdeğine dokunmuyordu. Asıl meseleler erteleniyor, küresel düzenin derin çatlakları bilinçli bir sessizlikle geçiştiriliyordu. Buyıl o sessizlik bozuldu.
Bu kez Davos'ta konuşulan teknoloji ya da sağlık değil, düzenin kendisiydi. Ve ilk kez bu tartışmanın merkezine, ABD'ye itiraz üretenbir Avrupa hattı yerleşti.
Kanada Başbakanı'nın sözleri bu kırılmanın en çıplak ifadesiydi. "Kurallara dayalı düzen"in kısmen bir kurgu olduğunu söyledi; ama asıl cümleyi sona sakladı: Ortagüçteki ülkeler birlikte hareketetmeli; çünkü masada değilsekmenüdeyiz. Bu bir ahlaki yakınma değil, soğuk bir jeopolitik muhasebeydi. Entegrasyon artık karşılıklı fayda üretmiyor; itaat üretiyor. Ve bu yeni düzende tek tek ayakta kalmak mümkün değil.
Bu teşhisin Avrupa'daki en sert yankısı Emmanuel Macron'dan geldi. Macron'un "kuralsız dünya" vurgusu bir analiz değil, doğrudan bir alarmdı. ABD'nin "itaat et ya dakaybet" yaklaşımı ile Çin'in devasa üretim kapasitesi arasında sıkışan Avrupa için asıl tehlikeyi tek kelimeyle tarif etti: Vassallaşma. Yani kâğıt üzerinde egemen, fiiliyattabağımlı bir kıta.
Ama Davos'un stratejik omurgasını kuran konuşma Ursula von derLeyen'den geldi. Von der Leyen'in 1971 göndermesi -doların altınlabağının koparılması- sembolik değildi. O gün ABD, tek taraflı bir kararla küresel düzeni değiştirmiş, dünya da buna uyum sağlamak zorunda kalmıştı. Bugün yaşanan sarsıntı da benzer bir kırılma anı. Von der Leyen'in iddiası büyüktü: Avrupa bu kez yalnızca uyumsağlayan değil, oyunun seyrineetki eden bir aktör olmakistiyordu. Elbette bu iddianın,Avrupa'nın özellikle İsrail politikasınedeniyle ciddi bir inandırıcılık sorunuda var.
Bu yüzden Davos'tan çıkan mesaj Washington'a dönük sessiz ama net bir itirazdı: "İtaat et ya da kaybet"paradigması artık tek seçenekdeğil. Aynı anda Pekin'le tüm köprüleri atmayan, küresel güneyle yeni ortaklıklar arayan, ticaret ve finans mimarisini çeşitlendirmeye çalışan bir Avrupa fotoğrafı verildi. Ne açık bir kopuş ne de kör bir hizalanma... Daha çok, çok taraflı bir konumarayışı.
Bu tabloyu tamamlayan parça Çin'den geldi. Davos'ta konuşan Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng,"Dünya güçlünün zayıfı avladığıbir orman kanununa geridönemez" diyerek, korumacılığa ve tek taraflı zorlamalara açık bir mesaj verdi. Çin'in yalnızca "dünyanınfabrikası" değil, aynı zamanda "dünyanın pazarı" olmak istediğini söylemesi de bu çerçevedeydi. Bu, Batı'ya yöneltilmiş bir davetten çok, alternatif bir küreselleşme vaadiydi: Belirsizlik çağında istikrar sunma iddiası.
Bütün bu konuşmalar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo net. Davos, belki de uzun zaman sonra ilk kez bir tatil mekânı gibi görünmedi. Düzenin sürdürülemezliği açık biçimde masaya yatırıldı. Orta güçlere "tek tek kurtuluş" hayalinden vazgeçmeleri söylendi. Avrupa, ABD merkezli hiyerarşiye itiraz eden; Çin'le tüm bağları koparmadan küresel güneye uzanmaya çalışan bir pozisyon arayışına girdi.
Asıl soru artık "Dünya değişiyormu?" değil. ZamanındaCumhurbaşkanımızın da söylediğigibi: Masada kim var, menüdekim var?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin