Somali'nin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile tüm diplomatik, askeri ve ekonomik bağlarını kopardığını ilan etmesi, tek başına bir "ikilikriz" değil; Kızıldeniz-Hint Okyanusu hattında uzun süredir biriken gerilimin açık bir kırılma anıdır. Liman işletmelerinden savunma anlaşmalarına uzanan geniş bir alanın aynı anda kapatılması, Mogadişu'nun artık"örtülü nüfuz ilişkileriyle"yoluna devam etmeyeceğiniilan etmesi anlamına geliyor.
Somali'nin resmi gerekçesi kısa ama ağır: "Zararlı eylemler." Bu ifade, özellikle Somaliland üzerindenyürütülen liman, güvenlikve askeri düzenlemelere işaret ediyor. Merkezi hükümeti by-pass eden, yerel aktörlerle yapılan ve fiilen ülkenin egemenliğini aşındıran bu hamleler, Mogadişu açısından artık tolere edilebilir sınırların dışına taşmış durumda. Yıllarca "zayıf devlet" muamelesi gören Somali, bu kez o kalıba açık bir itiraz yükseltiyor.
Bu tabloyu anlamak için Türkiyeile Suudi Arabistan'ı analizin merkezinekoymamız lazım. Çünkü AfrikaBoynuzu'nda bugün üç farklı yaklaşımyan yana duruyor. Birincisi, BAE'nintemsil ettiği model: Limanlar,askeri tesisler ve yerel güç odaklarıüzerinden parçalı nüfuz üretmek.
İkincisi, Türkiye'nin izlediğiçizgi: Merkezi devletle, açık anlaşmalarlave kurumsal kapasite inşasıüzerinden ilerlemek.
Üçüncüsü ise SuudiArabistan'ın temkinli ve giderekbelirginleşen yaklaşımı:Bölgesel istikrarı önceleyen, devletbütünlüğünü esas alan ve özellikleKızıldeniz güvenliğini merkeze alanbir hat.
Türkiye'nin Somali'deki varlığı uzun süredir biliniyor. Askeri eğitim üssü, güvenlik sektörü reformu, altyapı, sağlık ve kamu kurumlarına yönelik destekler; Ankara'nın Mogadişu ile ilişkisinin "proje bazlı" değil,devlet bazlı olduğunu gösteriyor. Bu yaklaşım, Somali açısından hayati bir fark yaratıyor: Muhatap alınan şey yerel güçler değil, merkezidevletin kendisi.
Suudi Arabistan ise son yıllarda Afrika Boynuzu'nda daha sessiz ama daha dengeli bir pozisyon arayışında. Riyad, özellikle Yemen savaşı sonrasında Kızıldeniz'in bir istikrarsızlık havzasına dönüşmesinin doğrudan maliyetini gördü. Bu nedenle Somali gibi ülkelerde ayrıştırıcı değil, birleştiricibir devlet yapısınınkorunmasını kendi güvenliğiyle bağlantılı okuyor. BAE'nin aksine, yerel aktörler üzerinden egemenliği zorlayan hamleler Suudi Arabistan açısından da riskli bulunuyor.
Somali'nin BAE ile ipleri koparırken Türkiye ve Suudi Arabistan'la ilişkilerini sürdürmesi -hatta derinleştirme sinyali vermesi- bu yüzden tesadüf değil. Bu tercih, "Kiminle çalışırsamdevlet olarak güçlenirim?" sorusuna verilmiş net bir cevap. Mogadişu, artık kısa vadeli liman gelirleri ya da güvenlik paketleri karşılığında egemenliğini pazarlık konusu yapmak istemiyor.
Bugün yaşanan kopuş, küçük bir diplomatik kriz değil; AfrikaBoynuzu'nda oyunun kurallarınınyeniden yazılma çabası. Somali, başkalarının jeopolitik projelerinin nesnesi olmaktan çıkıp özne olmaya çalışıyor. Türkiye ve Suudi Arabistan ise bu tabloda, devlet bütünlüğünü tanıyan ve muhatap alan aktörler olarak birbirine yaklaşıp öne çıkıyor.
Özetle mesele, Somali-BAE geriliminin ötesinde. Mesele, AfrikaBoynuzu'nda kimin devletle,kimin boşlukla çalıştığı. Ve görünen o ki Somali, bu kez boşluk siyasetine kapıyı kapatıyor.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.