Bekir Hazar

Bekir Hazar

Eksen ve merkez

Giriş Tarihi:

"Türkiye ekseni" denildiğinde bazı çevreler tedirgin oluyor. Çünkü bu kavram, alışılmış bağımlılık ilişkilerinin sorgulanması anlamına geliyor. Oysa mesele Batı'dan kopmak değil; Türkiye'nin kendi iradesini merkeze almasıdır. Uzun yıllar boyunca Türkiye, güvenlikte ve dış politikada edilgen yani bağımlı, pasif, korkak, ezik ve başkalarının ağzına bakan, kullanılan bir yol izledi. 1952'de NATO üyeliği elbette stratejik bir tercihti; fakat zamanla bu üyelik, Türkiye'nin çıkarları ile ittifakın çıkarları arasında oluşan farkları görünmez kılmaya başladı. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise küresel sistem değişti, fakat Türkiye'ye biçilen rol değişmedi: Kullanışlı "cephe ülkesi"ydik hep. 2000'li yıllarla birlikte dış politikada bağımlı kalmayı, kontrol edilmeyi, pasifliği reddeden bir çizgi ortaya kondu. "Stratejik derinlik" yaklaşımı, Türkiye'nin tarihî ve kültürel hinterlandını yeniden hatırlattı. Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Orta Doğu'dan Afrika'ya kadar geniş bir coğrafyada aktif diplomasi yürütüldü. Önceki iktidarlar döneminde Türkistan dediğimiz Orta Asya'daki soydaş ülkelerle dahi oyuna getirilmiş ve küstürülmüştük.

Bu ülkeden Türkistan'a "Birlik olacağız" diye gönderilenlerin CIA adına darbe girişiminde bulunduklarını dahi görmüştük. Ancak son yılların diplomasisi ve devlet aklı tüm bu olumsuzlukları çöpe atmakla yetinmedi. Hem küskünlükleri ortadan kaldırdı hem de "Türk Birleşik Devletleri" hamlesini hayata geçirdi. Ankara bunun semeresini de önümüzdeki yıllarda katlayarak alacaktır. Türkiye artık yalnızca Batı'nın güvenlik ajandasını uygulayan bir ülke değil; kendi güvenlik tehditlerini tanımlayan, sınır ötesi operasyon yapabilen, savunma sanayisini millîleştiren, Avrupa'nın güvenliği için dahi hayati bir aktör haline geldi. Yerli SİHA'lar, tanktan, uzun menzilli balistik füzelere, lazer ve elektromanyetik silahlara kadar, millî gemi projeleri dahil savunma teknolojilerindeki atılım, dış politika iddiasının altyapısını oluşturdu. S-400 hamlesiyle de dünyaya "Yeter. Biz artık tehdit algısını başka ülkelerin yönlendirmesine göre değil bağımsız olarak kendimiz belirleyeceğiz" mesajı verildi. Bizi ambargolarla durduracaklarını zannedenleri finalde ahmağa çevirdik. Kısa vadeli maliyetler, uzun vadeli bağımsızlık hedefinin bedeli olarak görüldü, kollar sıvandı, yerli ve milli savunma sanayimizin doğumuna şahitlik ettik. Prangalar kırıldı, tüm tehditlere ve engelleme çalışmalarına rağmen dünyanın sayılı silah üreten ülkeleri arasına girdik. Batı'nın ambargo koyduğu, tek kuruşluk bir mermi dahi vermediği ülkeler Ankara'ya koştu. Türkiye bir anda kendini sahipsiz, korumasız hisseden sayısız mazlum ülkenin hamisi ve ağabeyi konumuna geldi. Türk ve İslam Coğrafyası ile mazlum ülkeler Türkleri görünce "Nerede kaldınız" diye karşıladı. Yıllarca oralara gidecek ne yüzümüz ne de gücümüz vardı. Bizi bağımlı hale getirip, yalnızlaştırmışlar, sadece bir tek ülkeye gitmeyi marifet sanan Cumhurbaşkanları ile yönetmişlerdi. Şimdi her yere, elimiz dolu olarak gidiyoruz. Gönül coğrafyamızı kucaklıyor, var olan Yumuşak Gücümüzü toprak altından çıkarıyoruz. Stratejik Denge Sanatında dünyada at koşturuyoruz.

Rusya ve Çin'le sıkı fıkı olanların cezalandırıldığı bir dünyada Türkiye'nin Beyazsaray'da da Kremlin'de de saygı görmesi ve ağırlık merkezi haline gelmesi tesadüf değil. S.Arabistan, Pakistan'ın Türkiye liderliğinde "İslam Natosu" temellerini atması da boşuna değil. Çok kutuplu dünyada küresel oyuncuya dönüşen Türkiye yeni bir kutup başı olarak hak ettiği yeri alıyor. Dünya artık tek merkezli değil. ABD'nin mutlak hâkimiyet dönemi geride kalırken, bölgesel güçlerin öne çıktığı yeni bir denge oluşuyor. Türkiye bu tabloda geçmişteki gibi ezik değil, kurucu aktör olarak vitrine çıkıyor. "Türkiye ekseni", yalnızca jeopolitik değil, bir medeniyet iddiasıdır. Türkiye, tarihsel mirasını inkâr eden değil; onu modern devlet kapasitesiyle buluşturan bir çizgi izleyerek gönül coğrafyasını kucaklıyor. Bu yaklaşım, Batı karşıtlığı değildir. Ancak Batı merkezli dünya tasavvuruna mahkûm olmayı da reddeder. Türkiye hem NATO üyesi olabilir hem Türk dünyasıyla entegrasyonunu güçlendirebilir hem de İslam coğrafyasında söz sahibi olabilir. Bunlar birbirini dışlayan değil, tamamlayan kimliklerdir. Türkiye artık başkalarının çizdiği eksende hareket eden bir ülke değil; kendi merkezini inşa eden bir devlettir. Evet, bu süreç sancılıdır. Evet, ekonomik ve diplomatik maliyetleri vardır. Ancak bağımsızlık hiçbir zaman maliyetsiz olmamıştır. 20 yıldır devrilmek istenen iktidar "Türkiye kendi kararlarını kendi verecek" dediği için, küreselci karar vericilere "One minute" çektiği için saldırıya uğradı hep içeriden ve dışarıdan. Hiçbiri "Eksen ve yeni Merkez" olmamızı engelleyemedi şükürler olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin