Türkiye’de aile kurumu neden hedefte? “Ahlaksızlık” özgürlük olarak pazarlanıyor
Çizgi filmlerden sinema filmlerine, sosyal medyadan dijital platformlara kadar Türk aile yapısı çok cepheli bir saldırı altında. Uzmanlar, "özgürlük" adı altında pazarlanan ahlaksızlıkların ve "ben merkezli" yaşam tarzının toplumu yalnızlığa sürüklediğini belirtirken; sadakat, mahremiyet ve ebeveynlik gibi değerlerin sistemli şekilde değersizleştirilmesinin artık bir sosyolojik mesele değil, doğrudan bir "milli güvenlik sorunu" haline geldiğini vurguluyor.
Çizgi filmlerden dijital platformlara, sosyal medyadan haber diline kadar uzanan geniş bir alanda aile kurumunun sistematik biçimde hedef alındığı iddiası gündemde. Uzmanlar, aile yapısındaki çözülmenin yalnızca sosyolojik değil, milli güvenlik boyutu olan bir meseleye dönüştüğüne dikkat çekiyor. "Sorun özgürlük değil, gelecek meselesi" uyarıları yapılırken, A Haber bu kritik başlığı tüm yönleriyle mercek altına aldı.
GÖRÜNMEZ DİKENLİ TELLER VE MARKA KUŞATMASI
Günümüzde aile kavramının hiçbir dönemde olmadığı kadar büyük bir saldırı altında olduğunu ifade eden Uzman Aile Danışmanı Saliha Erdim, "Şu anda güzelleşmek için onların makyajına, değerli görülmek için onların sunduğu markalara ihtiyaç hissediyoruz. Bize bir model sunarak 'böyle olursanız gelişmiş olabilirsiniz' dediler ve bunu kanıksattılar" ifadelerini kullandı.
Toplumsal ayrışmanın medya eliyle derinleştirildiğine dikkat çeken Sabah Gazetesi Yazarı Yüksel Aytuğ, "Son dönemde seküler yaşam tarzı ile muhafazakar yaşam tarzı arasına sinemada ve televizyon dizilerinde görünmez dikenli teller çekiliyor. Biz birbirini anlayan, empati kuran bir millettik; ancak bu tablo bizi saygı terazisinden uzaklaştırıyor" sözleriyle tehlikeye dikkat çekti.
VİCDAN PUSULASI SUSUYOR: EGO OBEZİTESİ VE DEPRESYON
Saldırının sadece ekranla değil, psikolojik telkinlerle de yürütüldüğünü belirten uzmanlar, toplumun bir "ego obezitesi" kıskacına alındığını vurguluyor. Psikolog Dr. Rukiye Karaköse, aile ve manevi değerlerin insanı denetleyen birer vicdan mekanizması olduğunu hatırlatarak, "Utanmak kötü bir şey değildir; insanı toplum ve ailesi karşısında denetim altında tutardı. Bugün vicdanların kör olduğunu görüyoruz. Aile ve değerler ortadan kalktığında vicdan pusulası susuyor ve insanın karanlık tarafı devreye giriyor" değerlendirmesinde bulundu.
Bu bireyselleşme akımının Türkiye'yi depresyon ilacı kullanımında üst sıralara taşıdığına dikkat çekilirken, "sen varsın, seni üzeni hayatından çıkar" telkinlerinin insanlığı yalnızlığa mahkûm ettiği ifade edildi.