Çiğneme sesi neden sinir bozar? Anksiyete ve depresyonun gizli belirtisi

Giriş Tarihi:
ahaber.com.tr Haber Merkezi
Çiğneme sesi neden sinir bozar? Anksiyete ve depresyonun gizli belirtisi

Günlük hayatta çoğu insanın fark etmeden geçtiği sesler, bazı kişiler için dayanılması güç bir deneyime dönüşebiliyor. Özellikle çiğneme, yutkunma ya da kalem tıkırtısı gibi sıradan seslerin ani bir öfke ya da panik hissi yaratması, basit bir hassasiyet değil, bilimsel karşılığı olan bir durum olarak öne çıkıyor.

Uzmanlara göre bu durumun adı misofoni. Uzun süre kişisel bir "tahammülsüzlük" olarak görülen bu tablo, artık bilimsel olarak ele alınıyor. Misofonisi olan kişiler, özellikle belirli seslere karşı yoğun ve ani tepkiler veriyor. Bu tepkiler yalnızca rahatsızlıkla sınırlı kalmıyor; öfke, panik ve ortamdan uzaklaşma isteği gibi güçlü duygulara dönüşebiliyor.

Oxford Üniversitesi'nden klinik psikolog Jane Gregory, misofoninin yalnızca "ses sevmemek" olmadığını vurguluyor. Bu kişiler, çoğu insanın filtreleyebildiği sesleri zihinsel olarak bastırmakta zorlanıyor.

ARAŞTIRMALAR NE DİYOR? RUH SAĞLIĞIYLA GÜÇLÜ BAĞ

Bilimsel veriler, misofoninin tek başına bir durum olmadığını gösteriyor.

  • Anksiyete
  • Depresyon
  • Travma sonrası stres bozukluğu (PTSD)

gibi rahatsızlıklarla güçlü bir ilişki dikkat çekiyor.

Yapılan çalışmalara göre misofoni yaşayan bireylerin büyük bölümü en az bir başka psikolojik tanıya da sahip.

Misofoni, belirli seslere karşı gelişen güçlü duygusal tepkilerle tanımlanıyor. (Fotoğraf: A Haber Foto Arşiv)Misofoni, belirli seslere karşı gelişen güçlü duygusal tepkilerle tanımlanıyor. (Fotoğraf: A Haber Foto Arşiv)

BEYİN BU SESLERİ NEDEN "TEHDİT" OLARAK ALGILIYOR?

Uzmanlar, bu durumun beynin çalışma biçimiyle doğrudan ilgili olduğunu belirtiyor.

Tetikleyici bir ses duyulduğunda, beynin tehdit merkezi devreye giriyor ve "savaş ya da kaç" tepkisi oluşuyor. Normalde bu tepki kısa sürede sönerken, misofonide dikkat o seste takılı kalıyor.

Bu durum, kişinin zihninde sürekli tekrar eden bir düşünce döngüsü yaratarak öfkenin büyümesine neden oluyor.

GENETİK BAĞLANTI DİKKAT ÇEKİYOR

Araştırmalar yalnızca psikolojik değil, genetik bir bağlantıya da işaret ediyor.

Bilim insanları, misofoni yaşayan bireylerde bazı psikiyatrik rahatsızlıklarla ilişkili genlerin daha sık görüldüğünü ortaya koydu. Özellikle PTSD ile genetik örtüşme dikkat çeken bulgular arasında yer alıyor.

Bu durum, misofoninin "abartılı tepki" değil, biyolojik temelli bir süreç olduğunu güçlendiriyor.

Araştırmalar, ses hassasiyetinin psikolojik temelleri olabileceğini ortaya koyuyor. (Fotoğraf: A Haber Foto Arşiv)Araştırmalar, ses hassasiyetinin psikolojik temelleri olabileceğini ortaya koyuyor. (Fotoğraf: A Haber Foto Arşiv)

OTİZMLE BAĞLANTI SANILDIĞI GİBİ DEĞİL

Uzun yıllar boyunca misofoninin otizm spektrum bozukluğu ile bağlantılı olduğu düşünülüyordu. Ancak yeni veriler bu görüşü zayıflatıyor.

Araştırmalar, iki durumun genetik olarak büyük ölçüde bağımsız olduğunu ortaya koyuyor. Yani benzer belirtiler görülse de, altında yatan mekanizmalar farklı işliyor.

Her Ses Değil, Belirli Sesler Tetikliyor

Misofoni, genel bir ses hassasiyetiyle karıştırılıyor. Ancak arada önemli bir fark var.

Bu durumda sorun sesin yüksekliği değil, yapısı. Yani kişi sadece belirli seslere karşı yoğun tepki veriyor.

Ayrıca misofoni ile kulak çınlaması (tinnitus) arasında da dikkat çekici bir ilişki bulunuyor.

Bilimsel veriler, misofoninin nörobiyolojik temellere sahip olduğunu ortaya koyuyor. (Fotoğraf: A Haber Foto Arşiv) Bilimsel veriler, misofoninin nörobiyolojik temellere sahip olduğunu ortaya koyuyor. (Fotoğraf: A Haber Foto Arşiv)

MİLYONLARCA KİŞİ FARKINDA BİLE DEĞİL

Araştırmalar, misofoninin sanılandan çok daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen birçok kişi bu durumu tanımlayamıyor ve kendisini "aşırı sinirli" olarak değerlendiriyor.

Oysa uzmanlara göre bu durum bir tercih değil.

Kişiler öfkelenmeyi seçmiyor; sadece beyinleri bu uyaranları farklı şekilde işliyor.

BİLİM YENİ BİR KAPI AÇIYOR

Misofoniye dair artan bilimsel veriler, bu durumu yaşayan kişiler için önemli bir farkındalık yaratıyor.

Artık mesele sadece "rahatsız edici sesler" değil; beynin duyguları işleme biçimiyle doğrudan bağlantılı bir durum olarak ele alınıyor.

Bu da hem doğru tanı hem de etkili tedavi yöntemleri için yeni bir kapı aralıyor.

Mobil uygulamalarımızı indirin