MHP lideri Bahçeli'den Terörsüz Türkiye mesajı: Kim veya kimler dudak büküyorsa kukladır korkaktır
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin Bahçeli, "Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedefleri, Türk milletinin kaderine aracısız ve fazlasız sahip çıkma hamlesidir. Kim veya kimler bu hedeflere dudak büküyorsa kuraktır, kukladır, korkaktır, karanlıktadır." dedi. Özgür Özel'in erken seçim çağrısına da yanıt veren Bahçeli, "tam bir siyasi ahmaklıktır." ifadelerini kullandı. Konuşmasını net mesajla noktalayan Bahçeli, "Anadolu huzura Öcalan umuda Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir." şeklinde konuştu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu.
Bahçeli'nin konuşmasından satır başları...
Değerli dava arkadaşlarım, muhterem hanımefendiler, beyefendiler, bir haftalık aranın ardından Meclis toplantımızda sizlerle buluşmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Hepinizi hürmetle selamlıyor, huzurlu bir hafta geçirmenizi diliyorum.
MHP ve Cumhur İttifakı bütün Türkiye'nin hatta Türk İslam dünyasının siyaset kutbudur. Üç hilal sadece bugünün değil, yarınların da partisidir. Milletimiz şahsi çıkarların üstündedir.
Bizim çamur zihniyetlere yüzümüz dönük kapımız süngülüdür. Az ve öz söyleyip hafızalarda derin anlamlar bırakacak maharete sahip olmak lazım.
Türkiye'mizin geçtiği tarihi eşik hepimize ihmal edilemez sorumluluklar yüklemektedir. İnsanda iki adet şuur vardır. Biri adalet ve diğeri tarih şuurudur. Huzursuz bir dünyada kimse güvende değildir. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın yalanı alıcısı olmayan küflü mal gibidir.
Nitekim Allah'tan korkmayanın kuldan utanmasını beklemek boşuna bir hevestir. Biz hem Allah'tan korkan hem de kuldan utanan, mazisi 57 yılı bulan siyasi ve fikrî mücadelesiyle imanın, inancın ve milliyetçi iradenin muhik ve muteber burcu olan Milliyetçi Hareket Partisi'yiz. Kararlılıkla ifade etmem gerekirse Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, bütün Türkiye'nin, bütün Türk milletinin, hatta Türk-İslam dünyasının sadece bugünün değil yarınların da partisidir. Geçmişle geleceği birbirine bağlayan fazilet, feraset ve fikir köprüsüdür. Ez cümle millî umutların düşmeyecek sancağıdır. Bizim folluğumuzda kuluçkaya yatıp başka kümelerde yumurtlayanların, çıraklık dönemini aramızda geçirip gıcırdayan başka kapı diplerinde ustalık taslayanların milliyetçi-ülkücü hareketi hakkıyla idrak edip layıkıyla ifade etmeleri neredeyse imkânsızdır.
"BİZİM ÇAMUR ZİHNİYETLERE, ÇAMURLAŞMIŞ SİYASETE KAPIMIZ SÜNGÜLÜDÜR"
Hazreti Mevlânâ'nın dediği üzere her insan bir yağmur damlası gibidir, kimisi düşer çamura, kimisi düşer gül yaprağına. Çamurla karışan çamur atar, gül bahçesinde olan ise mis kokular yayar etrafına. Bizim çamur zihniyetlere, çamurlaşmış siyaset zıpçıktılarına yüzümüz dönük, kapımız süngülüdür. Ruhu bedenine egemen olan bir insanda görülecek davranış kalıbı öncelikle itidaldir; şayet insan itidalin pusulasıyla hareket ederse çetin imtihanları, zorlu engelleri birer birer aşacak yürekliliğe ulaşacaktır. Gerçek yüreklilik bilek gücü veya kas birikimiyle değil, aklın ve ahlakın adalet çizgisinde sapmadan ve savrulmadan ilerleyişiyle tecelli edecektir. İşte böylesi bir erdeme ve bundan mütevellit erinç hâline müstakim bir tutumla müstahak olanlar, yaptıkları her işle, attıkları her adımla, ağızlarından çıkan her sözle hayranlık ve hürmet uyandıracak, yanlışın ve yanılgının boşluğuna da hiçbir zaman düşmeyeceklerdir. Halk ozanımız Yunus'un dediği gibi, "Az söz erin yükü, çok söz hayvan yüküdür." Çok sözle yüzümüzü kızartıp mahcubiyet duyacağımıza, az ve öz söyleyip hafızalarda derin izler, vakitler bırakacak maharete sahip olmak lazımdır.
"TÜRKİYE, TARİHİ EŞİKTEN GEÇİYOR"
Yapılan konuşmalarda, paylaşılan görüş ve düşüncelerde bir mâkesin, bir de makusun şaşmaz gerçeğiyle karşılaşırız. Şayet sesimizi değil de sözümüzü yükseltir, üstelik bu yüksekliği millî ve manevî değer hükümleriyle perçinler, hepsinden mühimi ülkemizin menfaatini diğer bütün şahsî ve siyasî menfaatlerin önünde ve üstünde tutarsak, o zaman tezahür eden her söz, her düşünce, her görüş millet vicdanında mâkes bulacaktır, çünkü aziz millet varlığının basireti tıpkı tükenmez bir cevher gibidir. Fakat cümle cümle mağlubiyetle iade edilmiş, çelişki çukurlarına düşen açıklamaların, ahlaki safiyetten ve kalbî samimiyetten mahrum, ilke ve içerik yoksunu istismarcı çıkışların talihi, biliniz ki makustur. Bu makus düşünce ve ezberlerin millet huzurunda ne bir karşılığından ne de bir değerinden bahsedilebilecektir.
Hamasetin ilkesiz çekiciliği hakikat ve haysiyetin itibarlı çehresini gölgelerse, emin olunuz ki atılan hiçbir adımın, söylenen hiçbir sözün bağlayıcılığı ve kalıcılığı olmayacaktır. Türkiye'mizin geçtiği tarihî eşik, hepimize, özellikle siyaset müessesesine ve siyaset yapan zevata ihmal edilemez sorumluluklar yüklemektedir. Mâkeste buluşmak varken makusun tezgâhında bocalamak, akıl ve mantık ihlalinden başka bir şey değildir. Eğer taşımasını bildikten sonra insanda iki tür şuur hâli vardır. Birisi adalet şuuru, diğeri de tarih şuurudur. Kemale ermiş adalet şuuru bizi imanımızla bütünleştirip Allah'ın yolundan ayırmayacak, tarih şuuru ise vatan ve millet sevgisinin ana yatağı olacaktır. Deniz fenerini andıran, aydınlık bir meşaleyi çağrıştıran bu yatakta oluşacak ve ortaya çıkacak fikrî atılımın tanım ve tarifi de elbette ve kesinlikle milliyetçiliğin ta kendisidir.
Türk milliyetçilerinin süresel ölçekli iddia ve hedefleri her zaman vardır ve bilinmektedir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE TERÖRSÜZ BÖLGE HEDEFİ
Tasavvur, tahayyül ve tekniklerimizin ana çerçevesinde de "nasıl bir dünya, nasıl bir Türkiye" sorularına verilecek kalıcı ve kader belirleyici cevaplar oluşturulmalıdır. Kuru bir taklitçilik yerine özgün, özgüvenli ve öz değerlere bağlı fikir ve politika atılımlarıyla bezenecek müstesna projelerin arayışında olmak, bunları ekonomik, sosyal ve siyasal olayların akışıyla eklemlemek, medeniyet müktesebatımızın bize yüklediği başlıca sorumluluktur. İnsanlığı zorlu bir gelecek beklemektedir, bu nedenle gerek millî kaderimiz gerekse küresel kaderimiz üzerinde söz ve iddia sahibi olmaktan başka diğer tüm seçeneklere kapalı olmak durumundayız.
Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedefleri, Türk milletinin kaderine aracısız ve fazlasız sahip çıkma hamlesidir. Kim veya kimler bu hedeflere dudak büküyorsa kuraktır, kukladır, korkaktır, karanlıktadır. Kim veya kimler söz ve eylemleriyle bu hedefleri baltalama baçındaysa maksatlıdır, marazlıdır, mahsurludur, maşadır. Kim ve kimler mâkesin yerine mâkusu tercih ediyor, gülün yerine çamura başvuruyorsa, bu surette terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedeflerini sekteye uğratmak için tetikte bekliyorsa, ülke ve millet aleyhine tertip içinde olan güdümlü işbirlikçilerdir.
Değerli arkadaşlarım, demokrasimizin, özgürlükleri ve insan hakları politikalarını el birliği ve iş birliği ile geliştirmenin makul ve mümkün yollarını bulup hayata geçirmek hem zorunlu hem de önemlidir. Milliyetçiliğin fikir prizmasından baktığımızda; demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının istismarına fırsat verilmeden, sinsi ve hain emelleri maskelemesine dikkat ve uyanıklık göstererek güçlendirilmesi kuşkusuz vazifemizdir. Aynı şekilde ülke ve millet bütünlüğü ile demokrasiyi, birbiriyle çelişen değil birlikte gelişen bir bakış açısıyla ele almalıyız. Yine demokratik hukuk devletinin, bütün Türk vatandaşlarının bir arada daha mutlu ve daha huzurlu yaşamasının asgari şartlarından biri olduğu konusunda tereddüt uyandırmayacak bir samimiyetin ve saydamlığın sergilenmesine ihtiyaç olduğunu unutmamalıyız. Siyaset kurumunun inisiyatif ve itibar kaybının temel sebeplerinden biri olan seviyesiz ve tutarsız günübirlik söylem ve davranışlardan mutlak surette uzak durulmalıdır. Siyasetçinin siyaset alanını daraltma değil, siyaseti zenginleştirme ve itibar kazandırma gibi esaslı bir işlevinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Siyaset alanına ve siyaset etme tarzına dair böyle bir duruş ve kararlılık, hepimizin müşterek sorumluluklarının en başında gelmektedir. Bilinmelidir ki cumhuriyet ile demokrasi, temiz, seviyeli, ahlaklı ve ilkeli siyasetle birbirlerinin sigortasıdır. Türk milletinin hangi kökenden, hangi meslekten, hangi mezhepten olursa olsun bütün mensuplarının bir arada kardeşçe yaşamasını temin ve teşvik etmek demokratik rejimin asli görevidir. Bu sürecin önünde engel ve sıkıntı oluşturan kurumsal ve yasal düzenlemeleri iyileştirmek de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin temel varlık sebeplerinden biridir. Birliktelik ve dayanışma kültürünün önemini kabul etmeyenlerin ya da ediyor gibi görünüp sürekli çark edenlerin, farklılık ve çatışma noktalarının kurumsallaşmasına sürekli vurgu yapması demokrasiye değil anarşiye çanak tutmaktır, gerçek duygusal kopuş da aynen böyle doğacaktır. Çünkü özünü milletimizin ortak değerleri ve özlemlerinin belirlediği kamu ruhu ve alanını taşa tutmanın ve tartışmayı açmanın ne demokrasiye ne de ülkemize bir faydası dokunamayacaktır.
Özel'in Suriye ve Şara açıklaması hezeyandır. Erken seçim diye bir şey asla gündemde değildir, seçimin ne zaman yapılacağı bellidir.
"ERKEN SEÇİM DİYE BİR ŞEY ASLA GÜNDEME ALINMAYACAKTIR"
CHP Genel Başkanı'nın erken seçim ezberine takılması ve şahsıma beyhude çağrılar yapması tam bir siyasî ahmaklıktır. Seçimin ne zaman yapılacağı bellidir, erken seçim diye bir şey asla gündeme alınmayacaktır. CHP Genel Başkanı seçim kapısını aralamaya vursa da biz Cumhur İttifakı olarak arayacağımız kapının Türkiye'nin ve Türk Yüzyılı'nın cümle kapısı olduğunu biliyoruz.
ABD İRAN GERİLİMİ
ABD'nin silaha ve zora dayalı müdahaleleri, sömürüye ve yayılmaya dayalı mütecaviz talepleri, bağımsız devletlerin egemen eşitliklerini tartışmaya açacak noktaya kadar gelmiştir. Venezuela'dan sonra İsrail'in tahrik ve tacizleriyle Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a karşı gündeme aldığı askerî operasyon ihtimali, sadece komşu ülke İran ve bölgemiz için değil, dünyanın tamamını yakıcı şekilde etkileyecek asli bir tehlikedir. İran'a askerî hareket yoluyla sözde ılımlı, gerçekte zincirlenmiş ve devşirilmiş köstebek liderleri iş başına getirme senaryosu çok vahim sonuçları peş peşe tetikleyecektir. Venezuela'dan sonra sırayı İran'ın alması felaketlere açık davetiye çıkarmaktır. Siyonizmin dürtmesiyle Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ı vurması hiçbir şekilde kabul edilemez bir emperyalist vandallık olacaktır, böylesine bir hak ve yetki hiçbir ülkenin uhdesinde değildir. Model olarak tedavüle sokulan, sipariş edilmiş, boyunduruk altına alınmış kukla yönetici sisteminin gayrimeşruluğu, gayrihukukiliği ve gayriahlakiliği tartışılmaz bir gerçek olarak karşımızdadır. İran'ın ve diğer egemen eşitliğe haiz bağımsız devletlerin geleceğini müessir şekilde tayin ve temin edecek tek güç, kendi halklarının irade haysiyetidir.
"CUMHURBAŞKANIMIZIN TARAFLARI UZLAŞTIRMA VE YATIŞTIRMA ÇABASI SAYGINDIR VE TAKDİRE LAYIKTIR"
Bu itibarla ABD ile İran arasında diyalog ve toplumsal diplomasya öne çıkmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın tarafları uzlaştırma ve yatıştırma çabası saygındır ve takdire layıktır. İran'ın huzur ve güvenliği, aynı şekilde Suriye'nin huzur ve güvenliği bölgesel istikrarın kilit taşıdır, bu taşı yerinden oynatmak, İran'a askerî operasyon yapmak, zincirleme ve altından kalkılması kolay olmayan sorunları dalga dalga gün yüzüne çıkaracaktır. Rusya ve Ukrayna'dan sonra İran'ın da işin içine alınması, savaş ve sıcak çatışma havasının küresel boyut kazanması hâlinde kâbus senaryolarının kuvveden fiile geçmesi anlamına gelecektir. Katar'ın arabuluculuğu ve Türkiye'nin yoğun gayretleri, ABD ile İran arasındaki anlaşmazlığa sebep olan konu başlıklarının mutlaka çözümüne katkı sağlamalıdır. Bölgemiz yeni bir savaşı kaldıramaz, tarafları aklıselime çekecek orta bir yolun bulunması barışçıl ortama musallat olan sisi dağıtacaktır.
Anadolu huzura Öcalan umuda Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.

