Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'den Türk İHA'ları ve NATO açıklaması! Rol model ülkeyiz
TSK Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, NATO üyeliği sürecindeki Finlandiya ve İsveç'in yaklaşımı hakkında açıklamalarda bulundu. Türk SİHA'larının dünya çapındaki yankılarını değerlendiren Genelkurmay Başkan Güler, "İHA/SİHA merkezli taktiklerle TSK’nın bu alanda birçok gelişmiş ülke silahlı kuvvetleri için rol model konumda olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim" dedi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Genelkurmay Başkanlığı makamında görev yapan ve 47 yıldır üniformasını taşıyan Orgeneral Yaşar Güler, önemli açıklamalarda bulundu.
Türkiye'nin Silahlı / İnsansız Hava Araçlarını (S/İHA) kullanımına değinen Orgeneral Güler, TSK'nın bu konuda gelişmiş ülke orduları için rol model olduğunu belirtti. S/İHA kullanımında dünyanın en önlerinde yer aldıklarını belirten Güler, "Millî imkânlarla geliştirilen ve üretilen İHA'ların TSK tarafından icra edilen harekâtlarda uzun süredir kullanılmasından dolayı elde edilen taktik ve teknik tecrübeler sayesinde dünyada İHA kullanan ülkeler arasında en önlerde yer almaktayız. Diğer ülkelerle kıyaslandığında, harekât ortamında geliştirilen İHA/SİHA merkezli taktiklerle TSK'nın bu alanda birçok gelişmiş ülke silahlı kuvvetleri için rol model konumda olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim." dedi.
"Gelecekte gelişmiş dünya ülkeleri silahlı kuvvetlerinin kullandığı sistemlerin büyük bir çoğunluğunun insansız sistemlerden oluşması söz konusudur. Bu nedenle birçok gelişmiş ülke, gelecek 20-25 yılın İHA vizyonunu oluşturmaya çalışmaktadır.

Millî imkânlarla geliştirilen ve üretilen İHA'ların TSK tarafından icra edilen harekâtlarda uzun süredir kullanılmasından dolayı elde edilen taktik ve teknik tecrübeler sayesinde dünyada İHA kullanan ülkeler arasında en önlerde yer almaktayız. Bu kapsamda geliştirdiği insansız savaş araçları, değiştirdiği doktrin ile TSK'nın dünya orduları arasında öncülüğünü devam ettireceğini söylemek mümkündür.
Bölgemizde yaşanan son gelişmeler, Türkiye'nin hem NATO hem AB hem de bölgesel istikrar için ne kadar önemli olduğunu yeniden gözler önüne sermiştir. Bu doğrultuda, NATO nezdinde de Türkiye'nin kritik stratejik rolünün iyi kavrandığını düşünüyorum. Türkiye'nin NATO'ya sağladığı askerî katkı ile TSK'nın etkin, caydırıcı ve saygın gücünün bölge ülkeleri tarafından yeniden farkına varılmış olması bizim açımızdan sevindiricidir.
Günümüz savaşlarının artık şehirleşme oranının yükselmesi sebebiyle geleneksel harp alanlarının dışına çıkarak meskûn mahallerde gerçekleşeceği beklenmektedir. Esas itibarıyla meskûn mahal harekâtı TSK için yeni bir kavram değildir. Bu çerçevede, son yıllarda kazandığı tecrübeler ve mevcut imkân kabiliyetleri ile TSK dünya orduları arasında öne çıkmaktadır. "
Bu sözler, küresel sistemde çok sert askeri hesaplaşmaların yaşandığı bir dönemde, 2018'den günümüze uzanan zaman diliminde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Genelkurmay Başkanlığı makamında görev yapan 47 yıldır üniformasını taşıyan Orgeneral Yaşar Güler'e ait.
Orgeneral Güler, Türkiye'nin köklü savunma-strateji yayın organı M5 Ulusal Güvenlik, Savunma ve Strateji dergisine konuştu:
21'inci yüzyıl, barındırdığı teknolojik birikim, ekonomik küreselleşmenin getirdiği karşılıklı bağımlılık ve yüksek şehirleşme zemininde, askerî çatışmalar açısından nasıl bir karakter sergilemektedir?
Bizim bildiğimiz kocaman dünya ve sınırları olmayan harekât alanları ile bilginin dönüşüm ve değişim hızının artması harekât alanının sınırlarını ortadan kaldırmış, bir zamanların kocaman dünyası küçücük bir dünyaya dönüşmüştür. Günümüzde ve gelecekte bu değişime ayak uyduran ordulara sahip ülkeler, muharebe sahasının da kazananları olacaktır. Hızlı gelişen durumlara süratle reaksiyon veren, proaktif davranan, 360 derece yaklaşımını benimseyen ve farklı harekât çeşitlerine geçişi sağlayabilen ordulara sahip olmak ön plana çıkacak ve caydırıcı olacaktır. Teknolojinin gelişimi, ekonominin küreselleşmesi, sosyal medyanın yaygın kullanımı ve şehirleşmenin artması gibi olgular bölgesel ve küresel ortamı hızla değiştirmekte ve buna bağlı olarak güvenlik kavramını da yeniden şekillendirmektedir. Güvenlik artık askerî tedbirlerin yanında siyasi, sosyal ve ekonomik faktörlerle birlikte değerlendirilmektedir. Klasik askerî çatışmalar, günümüz dünyasında farklı bir yapıya bürünmüştür. Küreselleşen dünyada çatışmaların yanında düzensiz göç, siber saldırılar, istihbarat ve algı yönetimi faaliyetleri, su/gıda kaynaklarının azalması da güvenliğe yönelik diğer tehdit/riskler olarak karşımıza çıkmaktadır. TSK; simetrik, asimetrik ve hibrit tehditlere karşı her türlü caydırıcı önlemi almakta ve bu tehditleri bertaraf etmek için kabiliyetlerini geliştirmektedir. Teknolojiyi kuvvet çarpanı olarak kullanmak ve yeni teknolojik gelişmelerden kaynaklı tehditlere etkili tedbirler getirmek, olmazsa olmazımızdır. Bazen küçük bir yenilik, bir silah sistemi, bir platform veya üstün yeteneklere sahip küçük bir birlik muharebelerin seyrini değiştirebilmektedir. Bu sebeple küçük ayrıntıların fark yaratacağını her zaman zihnimizin bir köşesinde bulundurmalıyız. Ülkemiz, son yıllarda elde ettiği kazanımları muharebe sahasına aktarma konusundaki yeteneğini Afrika'dan Kafkaslar'a kadar göstererek savunma sanayisindeki gücünü tüm dünyaya kanıtlamıştır. TSK; geliştirilen deniz, hava ve kara platformları ile güç aktarımını en iyi şekilde uygulayan ve iletişim teknolojileri alanındaki yeniliklerle muharebe sahasının her yerinde bilgiyi kullanıp işleyerek karar vericilere yön veren bir yapıya dönüşmüştür. Klasik savaşın kuralları hâlen geçerliliğini korumaktadır. Ancak zafer, karşılaşılan farklı durumlara entegrasyon sürecini en iyi idare eden orduların olacaktır.

İNSANSIZ HAVA ARACI MUHAREBE ALANININ VAZ GEÇİLMEZ UNSURUDUR…
"Bilişim teknolojisinin" askerî teknolojilere olan güçlü desteği, "siber hesaplaşma stratejilerinin" öne çıkan varlığı, "insansız savaş araçlarının" geleceğini nasıl belirlemektedir?
İnsansız Hava Araçlarına (İHA) geleceğin savaşları için farklı bir anlam yüklendiği ve bu yönde bir rol biçildiği görülmektedir. 1990'lar ile başlayan dönemi; İHA'ların kullanımındaki yoğunluk dikkate alındığında "İHA Çağı" olarak da adlandırmak mümkündür. Bu sistemlerin, yarattığı avantajlarla geleceğin muharebelerinde hâlen mevcut olan pek çok silah sisteminin ve askerî yeteneğin yerini alacağı öngörülmektedir. Gelecekte gelişmiş dünya ülkeleri silahlı kuvvetlerinin kullandığı sistemlerin büyük bir çoğunluğunun insansız sistemlerden oluşması söz konusudur. Bu nedenle birçok gelişmiş ülke, gelecek 20-25 yılın İHA vizyonunu oluşturmaya çalışmaktadır. Gelecek dönem içinde, İHA teknolojilerine yapılan yatırımların çok daha artması beklenmektedir. Bu kapsamda, birçok ülke tarafından İHA'ları geliştirme yönünde adımlar atılmakta ve çeşitli iş birliği projeleri yürütülmektedir. Yaşanan bu gelişmeler göz önüne alındığında, millî İHA teknolojisi geliştirilmesi zorunluluk hâline gelmiştir.
İHA'lar sahip oldukları gelişmiş kameralar, algılayıcılar, radarlar ve silah sistemleri ile gerçek zamanlı hedef tespiti ve muharebe değerlendirme kabiliyetiyle komutanlara bilgiye erişim noktasında önemli imkânlar ve esneklikler sunmakta, önemli bir kuvvet çarpanı olarak harekât alanında yerini almaktadır. Bu sistemlerin; Bosna Hersek, Kosova, Irak, Afganistan, Suriye, Libya ve Azerbaycan başta olmak üzere pek çok çatışma ortamında kullanılması da İHA'ların harekât alanında vazgeçilmezliğini göstermektedir. Konvansiyonel bir harekâtta, düşman ülke ağırlık merkezlerine yönelik ateş gücünün bir bölümünün İHA'lar tarafından karşılanacağı göz önüne alındığında, yüksek beka kabiliyetine sahip (Silah sistemleriyle donatılmış, düşük görünürlük, yüksek sürat, sürü İHA'lar, kendini onaran sistemler, yüksek irtifa İHA'lar vb.) İHA'lara ihtiyaç duyulacağı öngörülmektedir. Harekât alanında insansız silah platformlarının yaygın kullanımı bilişim teknolojilerine olan bağımlılığı her geçen gün artırmaktadır. Bilişim teknolojilerine artan bağımlılık ise beraberinde siber tehditleri getirmektedir. Nükleer savaşlardan sonra en etkili stratejik silah olarak siber savaş anılmaktadır. Siber savaş; çok daha az maliyet ve iş gücü gerektirmesi, saldırıyı yapan açısından düşük risk içermesi, sınır tanımadan küresel ölçekte uygulanabilir olması ve asimetrik özellikleri ile ön plana çıkmaktadır.
Bu kapsamda dijitalleşen dünyada ülkelerin geliştirdikleri stratejilerin ana unsurlarından biri de hiç kuşkusuz güçlü bir siber altyapıya sahip olmak ve olası siber hesaplaşmalardan kaynaklı hasarı asgari seviyede tutmaktır. Siber savaşta, sadece silah sistemleri ve tesisleri değil, başta kritik altyapı sistemleri olmak üzere, ulusal siber uzayda yer alan bütün unsurlar tehlike altındadır. Özellikle kritik altyapılara yapılacak saldırılar sonucunda, sivil can kayıplarının oluşabileceği aşikârdır. Nitekim en gelişmiş ülkeler ve ordular için bile siber saldırılar, tehdit olmaya devam etmektedir. Siber tehdidin varlığı ve ciddiyeti elbette insansız platformların yaygınlaşması için bir engel teşkil etmemektedir. İnsansız savaş platformları siber tehditler göz önüne alınarak güvenlik sistemleri ile birlikte dizayn edilmektedir. Siber güvenlik, en öncelikli konularımızdan birini teşkil etmektedir. Dünya, bilgisayar tabanlı yıkıcı siber saldırılara maruz kalınabilecek "Siber Hesaplaşma Stratejisi (Cyber Conflict)" çağının eşiğindedir. Siber alanı iyi kullanan muharebe sahasında gücü elinde bulunduran olacaktır. TSK sahip olduğu siber ve elektronik harp yeteneği ile sahada rakipleri ile boy ölçüşen bir konuma gelmiştir. Bilişim teknolojisinin gelişmesi ile birlikte dördüncü nesil savaş olarak tanımlanan "İnsansız Savaş Araçları"nın geliştirilmesi maksadıyla devletimiz ve birçok gelişmiş devlet çalışmalara devam etmektedir. İnsansız savaş araçları ile yapılan müdahaleler, çatışma süresi ve askerî kayıp miktarını önemli ölçüde azaltmaktadır. Bununla birlikte teknoloji dünyasından savaş alanına sıçrayan siber saldırılar ile insansız bir savaş aracının bir bilgisayar tarafından ele geçirilebileceği hususu da göz ardı edilmemelidir. Bu maksatla "İnsansız Savaş Araçları"nın geliştirilmesi ile paralel veya öncelikli olarak "Bilişim Teknolojisi" ve "Siber Güvenlik" konularında da saldırıları önleyici nitelikte gelişmenin sağlanması gerektiği aşikârdır.






