Turkuvaz haber ekibi deprem bölgesinde! "Çocuklar çıkarılırken çocuklarım aklıma geliyordu"
Türkiye dünyanın sayılı afetlerinden birini yaşadı. Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6'lık deprem 10 ili birden etkiledi. Binlerce vatandaşımızı kaybettiğimiz asrın deprem felaketinin ilk gününden beri, en yakından takip eden Turkuvaz Medya muhabirleri yaşadıkları o anları anlattı. İşte A Haber, atv ve Sabah muhabirlerinin insanlık-vicdan ve gazetecilik dengesini nasıl gözettikleri, haberlerine yansıtamadıkları duyguları ve yaşadıkları en özel anları...
Ülkemiz sadece kendi tarihinin değil dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük, en can yakan felaketlerinden birini yaşıyor. 10 ilimizi etkileyen, binlerce insanımızı kaybettiğimiz Kahramanmaraş depremi tüm Türkiye'yi tek vücut haline getirdi...Ülkemizin bütün insanları kalpleriyle, ruhlarıyla, yardımlarıyla orada... Yaraları devletle birlikte vatandaşlarımız da hızla sarmaya çabalıyor...
Ama bir de, bu can yakan afetin ortasında vicdanları bir kenara bırakmadan, sırf halkımız haber alsın diye canla başla çalışan gazeteciler var... İnsan olmanın inceliğiyle mesleklerini icra etmenin dengesi arasında gözyaşıyla çalışıyorlar.
Turkuvaz Medya da; A Haber, atv ve Sabah'ın muhabirleriyle ilk andan itibaren deprem bölgesinde. Bölge muhabirlerimizin bir kısmı da depremzede... Yani yakınları, aileleriyle depremi bizzat en ağır şekilde yaşayanlardan...
Acılarını içlerine gömüp mesleklerini icra ediyorlar... Muhabirlerimiz, haberlerine yansıtamadıkları izlenimlerini, duygularını, vicdan ve meslek dengesini anlattılar...
ESRA ARPA (aHaber Muhabiri / Malatya)
"SEVİNÇLİ BİR HABER YORGUNLUĞUMU ALIYOR"
"Erzurum'da depremle uyandık. Ne olduğunu bile anlamadan ekip arkadaşım Yükselen Akalan ile buluşup yola çıktık. Bize en yakın il olan beş saatlik mesafedeki Malatya'ya yoğun tipi altında ulaştık. Su en büyük sorunumuzdu. Devletin desteğiyle su ve yemek ihtiyaçlarını gidermeye çalıştık. Çadırlar var ama kimse girmiyor. Dondurucu soğuğa rağmen herkes enkazların başında bir iyi haber için bekliyor. Uyku derseniz kimsenin aklına gelmiyor. Bir iyi haber tüm yorgunluğumuzu alıyor. Ama bir çocuk cesediyle kahroluyoruz. Telefonunuzu bilen mesaj yağdırıyor, 'Şu bölgede tanıdığım var. Bilgi verebilir misiniz?' Bakıyorsunuz oradan canlı çıkan yok ama dönüp cevap yazamıyorsunuz. Çok zor... Henüz yedi aylık muhabir olarak ilk kez böylesine bir haberde görev yapıyorum. Ben de etten kemikten bir insan olduğum için yayına bağlandığımda, yanımızda birçok ceset varken, annesini bekleyen bir çocuğun "Anne ne olur çık" feryadı arasında yutkunmakta bile zorlandım."
FİLİZ UÇAN (a Haber Muhabiri / Kahramanmaraş)
"BOĞAZIM HEP DÜĞÜM DÜĞÜM"
"Bir çocuk var, annesi yok. Bir anne var, evladı enkazda. Kimin acısını paylaşacağımızı, kimi teselli edeceğimizi şaşırırken, bir yandan da bunları izleyicilerimize aktarmanın sorumluluğu... Bırakın yemek yemeyi su içmeye bile utandığımız, uyumaya utandığımız, anne babamızla konuşmaya çekindiğimiz günlerdi. Uyumamız söz konusu değildi; uyumak bir ihtiyaç olmaktan çıktı. Biri daha canlı çıkar diye ayakta durmak zorundaydık. Hele yakınları orada dimdik ayakta beklerken uyumak onlara ihanet olur diye hissediyordum. Daha önce çok habere gittim, burada gerçekten gazeteci olduğumu hissettim. Haberleri aktarırken her seferinde kendimi ağlamamaya hazırlıyordum. Ancak boğazın düğüm düğüm deyiminin ne olduğunu öğrendim!"
YASİN ANZERLİ (aHaber Muhabiri / Adana)
"TEMİZ KIYAFET GİYMEYE UTANDIM!"
"Antalya'dan gelirken yanıma birkaç kıyafet almıştım. Yayına çıkarken üstünüze başınıza dikkat etmeniz gerekiyor. Bugün fark ettim ki, getirdiğim hiçbir şeyi giymemişim. Herkes gibi üstüm çamur toz. Ki ben en ufak kir tozda üstümdekini değiştiririm. Ancak burada temiz bir şey giymeye utanıyorum. Buradaki insanların yaşadıklarını tarif edemem. Mümkün değil. Burada battaniyeden nefret ettim. Neden biliyor musun? Çünkü eğer battaniye isteniyorsa, yine biri enkazdan canlı çıkamamış demek. (Ağlayarak görüşmeye son veriyor.)"