ABD–İran hattında savaş gerilimi! A Haber sıcak noktada! Bölgede son durum ne?

Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
ahaber.com.tr Haber Merkezi
ABD–İran hattında savaş gerilimi! A Haber sıcak noktada! Bölgede son durum ne?

Son dönemde tırmanan ABD-İran gerilimi hız kesmeden sürerken, karşılıklı sert açıklamalarla tansiyon en üst noktaya çıktı. A Haber, savaş geriliminin hissedildiği Tahran sokaklarında yaşananları anbean aktararak gelişmeleri sıcak bölgeden takip ediyor. Öte yandan A Haber’e konuk olan uzmanlar, olası savaş senaryolarının perde arkasını masaya yatırdı.

Son dönemde tırmanan ABD–İran gerilimi hız kesmeden sürerken, karşılıklı sert açıklamalarla tansiyon en üst noktaya çıktı.A Haber Muhabiri Ekber Karabağ Tahran'dan son durumu aktarırken, canlı yayına katılan uzman isimler bölgedeki son duruma ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

CANLI ANLATIM

> 19dk önce

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA ARTAN GERİLİMİN PERDE ARKASI

A Haber’e konuk olan gazeteci Yusuf Alabarda, ABD’nin İran’a karşı askeri değil, deniz güvenliği, elektronik harp ve asimetrik savaş dengeleri üzerinden çok katmanlı bir baskı stratejisi yürüttüğünü vurguladı. Alabarda, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimin sıcak çatışmadan çok, mayınlar, elektronik harp ve deniz lojistiği üzerinden şekillendiğine dikkat çekti.

Gazeteci Yusuf Alabarda’nın analizinden öne çıkan satır başlıkları şöyle:

"Bir NAVTEX ilanı yapılmadan, havacılık güvenliği açısından NOTAM (Notice to Airmen) yayımlanmadan atışlı tatbikat gerçekleştirmek mümkün değildir. Aksi hâlde sivil ya da askeri bir hava aracının zarar görmesi, doğrudan savaş sebebi sayılır. Bu nedenle İran’ın olası tatbikatları, ancak gerekli deniz ve hava uyarıları yayımlandıktan sonra anlam kazanır. Tek başına NAVTEX ilanı, sahadaki dengeleri kökten değiştirmez.

Asıl dikkat çekici gelişme, Amerika Birleşik Devletleri’nin iki büyük uçak gemisini bölgeye sevk etmesidir. Washington bu hamleyle açık bir güç gösterisi yapmaktadır. Bu, “hazırım” mesajı verilen bir bilek güreşi de olabilir, fiili bir müdahalenin ön hazırlığı da. Ancak ABD’nin İran’a karşı geçmişte izlediği askeri doktrine bakıldığında, bu hamlenin tesadüfi olmadığı görülür.

ABD, bölgede genellikle “Carrier Strike Group” (Uçak Gemisi Taarruz Grubu) olarak adlandırılan yapıyı devreye sokar. Bu yapı yalnızca bir uçak gemisinden ibaret değildir; destroyerler, kruvazörler, denizaltılar ve hava unsurlarıyla entegre çalışan çok katmanlı bir vurucu güçtür. Bu grupların görevi sadece İran’ı hedef almak değil, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını sağlamaktır.

Bu noktada mayın tehdidi öne çıkar. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatma senaryosunda özellikle boğazın en dar ve en sığ noktalarını hedef alır. Açık denize kıyasla dar alanlarda daha az sayıda mayınla maksimum etki elde etmek mümkündür. Üstelik İran, klasik zincirli mayınlardan ziyade sensörlerle donatılmış “akıllı mayınlar” konusunda ciddi mesafe katetmiş durumdadır. Bu mayınlar her temasta patlamaz; geminin akustik izi, pervane sesi ya da manyetik alanı üzerinden aktive olabilir ve hedef seçebilir.

İran’ın bu stratejisi, 1980’lerde ABD’ye karşı yaşadığı “Operation Praying Mantis” (Peygamber Devesi Operasyonu) sonrasında şekillenmiştir. Tahran yönetimi bu operasyondan şu sonucu çıkarmıştır: ABD ile simetrik bir savaş yürütmek mümkün değildir. İran’ın uçak gemisi sayısı, hava gücü ya da teknolojik kapasitesi ABD ile bire bir çatışmaya girecek seviyede değildir.

Bu nedenle İran, bilinçli olarak asimetrik savaş doktrinine yönelmiştir. Bu doktrinin merkezinde Hürmüz Boğazı’nı işlevsiz hale getirmek, çok sayıda küçük unsurla büyük hedefleri baskı altına almak vardır. Bu kapsamda yüzlerce intihar botu, insansız ya da insanlı deniz araçları devreye sokulabilir. Tek bir botun bir uçak gemisine zarar vermesi mümkün değildir; ancak “saturasyon” etkisi yaratılarak savunma sistemlerinin kapasitesi zorlanabilir.

Bu yaklaşım, İsrail’in çok katmanlı hava savunma sistemlerine rağmen yaşadığı doygunluk saldırılarını hatırlatmaktadır. Yeterli sayıda eş zamanlı saldırı gerçekleştirildiğinde, en gelişmiş savunma sistemleri bile zorlanabilmektedir. Açık kaynak istihbarat raporlarında, İsrail’in hava savunma mühimmat stoklarını korumak amacıyla bazı operasyonları ertelediği yönünde değerlendirmeler yer almıştır.

ABD ise bu riske karşı yalnızca kinetik güçle değil, elektronik harp unsurlarıyla da hazırlıklıdır. Uçak gemilerinden kalkan EA-18G Growler tipi elektronik harp uçakları, İran’ın radar ve komuta-kontrol sistemlerini devre dışı bırakabilecek kapasiteye sahiptir. Bu tür sistemler devreye girdiğinde, mekanik altyapılar çalışmaya devam etse bile radarlar, haberleşme ağları ve sensörler işlevsiz hale gelebilir.

Nitekim benzer elektronik harp yeteneklerinin daha önce Venezuela’da yaşanan ve faili net olarak açıklanmayan bazı altyapı çöküşlerinde rol oynadığı iddia edilmiştir. Venezuelalı yetkililer, bu tür sistemlerin devreye girmesiyle radar ekranlarının tamamen karardığını ifade etmiştir.

Sonuç olarak sahada görünen tablo, klasik bir sıcak çatışmadan ziyade; deniz yolları, elektronik harp, mayın temizleme ve lojistik üstünlük üzerinden yürütülen çok katmanlı bir güç mücadelesine işaret etmektedir. Hürmüz Boğazı bu mücadelenin merkezinde yer alırken, taraflar askeri olduğu kadar ekonomik ve stratejik sonuçları da hesaplamak zorundadır."

> 23:20

HÜRMÜZ KRİZİ KİMİ DAHA SERT SARSAR

A Haber’e konuk olan Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, Hürmüz Boğazı tartışmalarına tersinden bakılması gerektiğini vurgulayarak, boğazın kapatılmasının İran için sürdürülemez olduğunu, asıl riskin ABD’nin lojistik ve finansal baskıyı artırması halinde ortaya çıkacağını söyledi.

Enerji Uzmanı Altuğ Karataş'ın açıklamalarından öne çıkan satır başlıkları şöyle:

"Hürmüz Boğazı tartışmalarına genellikle tek yönlü bakılıyor: “İran boğazı kapatırsa ne olur?” Oysa asıl kritik soru şu olmalı: Böyle bir adım İran için ne kadar sürdürülebilir?

Çünkü Hürmüz Boğazı’ndan yalnızca küresel enerji akışı değil, İran’ın döviz gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i geçiyor. İran ekonomisinde enerjinin payı gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 25’i düzeyinde. Bu nedenle boğazın kapatılması, sadece küresel piyasaları değil, doğrudan İran’ın kendi ekonomik damarlarını da kesmek anlamına geliyor.

Diğer taraftan ABD’nin elindeki en güçlü araç askeri değil, lojistik ve finansal baskı mekanizmaları. Washington’un gölge petrol transferlerini (ship-to-ship / shadow fleet) engellemesi, sigorta ve navlun kanallarını kapatması ya da finansal sistemi sıkılaştırması halinde, İran’ın gelirlerinde yüzde 40–50’ye varan bir düşüş yaşanması olası. Bu senaryoda Tahran yönetiminin kamu maaşlarını ödemesi, iç piyasadaki maliyetleri sübvanse etmesi ve sosyal dengeyi koruması ciddi şekilde zorlaşır.

Bu noktada şu soru öne çıkıyor: İran açısından daha riskli olan nedir? Hürmüz Boğazı’nı kapatmak mı, yoksa ABD’nin İran’ın lojistik ve finansal boğazını kademeli olarak sıkması mı?
Enerji ve ekonomi verileri, ikinci seçeneğin İran için çok daha yıpratıcı olduğunu gösteriyor.

ABD açısından bakıldığında da benzer bir tablo var. Washington’un temel hedeflerinden biri, askeri bir çatışmaya girmeden gölge enerji ticaretini durdurmak. Bu başarılabilirse, ABD bir taşla iki kuş vurmuş olur: Hem İran’ın gelirleri düşer hem de küresel piyasalar tam ölçekli bir savaş riskine girmeden baskı altına alınır.

Elbette Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemi tartışmasız. Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’si, küresel LNG ticaretinin ise yaklaşık yüzde 25’i bu dar geçitten taşınıyor. Bu sadece İran’ı değil; Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Basra Körfezi’ndeki tüm üreticileri doğrudan ilgilendiriyor. Özellikle Katar kaynaklı LNG, Avrupa Birliği için hayati öneme sahip.

Burada kritik kırılma noktası LNG tarafında yaşanabilir. Son yıllarda Avrupa’nın LNG tedarikinde ABD’ye bağımlılığı ciddi biçimde arttı. Ancak ABD’de uzun süren sert kış koşulları, LNG üretim ve sevkiyat kapasitesini düşürebiliyor. Böyle bir dönemde Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak olası bir aksama, Avrupa’yı çifte şokla karşı karşıya bırakır: Hem Körfez LNG’si kesintiye uğrar hem de ABD’den beklenen sevkiyatlar gecikir.

Bu senaryoda fiyat etkisi de zamana yayılır. Hürmüz Boğazı’nın 2–3 hafta boyunca fiilen kapanması, petrol fiyatlarının varil başına 130 dolar ve üzerine çıkmasına yol açabilir. İlk aşamada ise risk primi, navlun ve sigorta maliyetleri nedeniyle varil fiyatlarında yüzde 10–20 bandında artış görülebilir; 85–90 dolar seviyeleri test edilebilir.

Ancak kriz uzadıkça tablo değişir. 130 dolar ve üzeri bir petrol fiyatı, yalnızca bir enerji krizi değil; küresel bir enflasyon dalgası anlamına gelir. Avrupa’dan ABD’ye, Türkiye dâhil tüm ithalatçı ülkelerde enflasyonla mücadele ciddi biçimde sekteye uğrar.

Özetle; Hürmüz Boğazı yalnızca askeri değil, ekonomik ve finansal bir kaldıraçtır. Ancak bu kaldıraç, İran açısından kullanıldığında karşı tarafı olduğu kadar kendi ekonomisini de sarsma riski taşımaktadır. Bu nedenle olası senaryolarda askeri çatışmadan çok, lojistik, finans ve enerji akışları üzerinden yürütülen görünmez bir savaş öne çıkmaktadır."

> 22:33

İRAN SOKAKLARINDA NELER YAŞANIYOR?

Tahran’dan A Haber ekranlarına bağlanarak son gelişmeleri aktaran muhabirimiz Ekber Karabağ, bölgede yaşananları değerlendirdi.

İşte muhabirimiz Karabağ’ın aktardığı bilgiler:

"Tahran’da atmosfer, haziran ayındaki tabloya kıyasla belirgin şekilde farklı. İran sokaklarında şu an net bir savaş havası hissedilmiyor. Yetkililer bir kenara bırakıldığında, halk arasında son protesto olayları ve uzun süreli internet kesintisi nedeniyle hüzün, öfke ve duygusallık hâkim. İran’da 19 gün boyunca internet erişimi sağlanamazken, bağlantı ancak dün itibarıyla yeniden mümkün oldu. Bu durum ülke ekonomisinde ciddi kayıplara yol açtı ve etkileri doğrudan vatandaşın günlük yaşamına yansıdı. Geçim sıkıntısı yaşayan halk, bu nedenle tepkili.

Protestoların yoğun olduğu dönem geride kalmış olsa da, çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle sokaklarda duygusal bir atmosfer sürüyor. Yeni görüntülerin ortaya çıkması, toplumda üzüntüyü artırıyor. Vatandaşların gündeminde ise ağırlıklı olarak protestolar, internet kısıtlamaları ve ekonomik sıkıntılar yer alıyor. ABD’nin İran’a olası bir saldırısı ise halk arasında öncelikli bir konu olarak öne çıkmıyor.

İnternet kesintileri, özellikle ticaretle uğraşan kesimleri derinden etkiledi. İranlı yetkililer günlük 30-35 milyon dolarlık ekonomik zarardan söz ederken, bu rakamın gerçekte daha yüksek olduğu değerlendiriliyor. Devletin protestolara ilişkin attığı adımlar ise henüz toplum nezdinde yeterli görülmüyor. Protestoları belirli bir çerçeveye oturtmaya yönelik çalışmaların Meclis gündeminde olduğu, ancak henüz onaylanmadığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail dışındaki bölge ülkeleri, İran’a yönelik olası bir askeri operasyona karşı çıkıyor. Katar, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye başta olmak üzere birçok ülke diplomatik temaslarını sürdürüyor. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile İranlı mevkidaşı Abbas Irakçi arasında da görüşmeler gerçekleştirildi.

ABD’nin İran’a yönelik nükleer faaliyetler, füze kapasitesi ve bölgedeki gruplara destek konularında dört temel talebi bulunuyor. İran ise bu talepleri “mantık dışı” olarak değerlendirerek kabul etmeye yanaşmıyor. İranlı yetkililer son açıklamalarında, müzakere yerine savunmaya odaklandıklarını vurguladı.

Tüm bu gelişmeler piyasalar üzerinde etkisini göstermeye devam ediyor. Döviz kurları son haftalarda ciddi yükseliş kaydederken, bu artışta protestolar, internet kesintileri ve savaş senaryolarının etkili olduğu belirtiliyor. Protestoların başladığı dönemde yaklaşık 140 bin tümen olan dolar kuru, bugün 160 bin sınırına yaklaşmış durumda.

Sokaklarda güvenlik önlemleri ise protestolara karşı alınmış durumda. Ana caddelerdeki polis ve güvenlik görevlisi sayısında son günlerde belirgin bir azalma gözlemlenirken, ülke genelinde kademeli bir normalleşme sürecine girildiği ifade ediliyor."

 

Mobil uygulamalarımızı indirin