Kanlı 250 yıl: ABD'nin savaş ve işgal sicili! Dünya genelinde sonu gelmeyen bir kaosun hikayesi

ABD’nin 250 yıla yayılan savaş ve müdahale politikaları yeniden tartışma konusu oldu. Vietnam’dan Irak’a, Afganistan’dan Orta Doğu’ya uzanan süreçte milyonlarca insan hayatını kaybederken, Washington yönetiminin küresel güç stratejisi eleştirilerin odağında. Uzmanlar, ABD’nin askeri ve ekonomik hamlelerinin dünya genelinde kalıcı istikrarsızlık yarattığına dikkat çekiyor.
Küresel düzende "Dünya Polisi" rolünü tek taraflı olarak üstlenen Amerika Birleşik Devletleri, 250 yıllık tarihine onlarca savaş, işgal ve darbe sığdırdı. Kurulduğu 1776 yılından bu yana kan dökmekten bir an olsun geri durmayan Washington yönetimi; Vietnam'dan Irak'a, Afganistan'dan son olarak İran'a kadar uzanan kirli bir sicile sahip. ABD başkanlarının emirleriyle ateşlenen bu fitiller, milyonlarca masumun canına, geride kalanların ise gözyaşına mal oldu. İşte sömürgeci reflekslerle inşa edilen "ABD merkezli" dünya düzeninin kan donduran kronolojisi...
ABD'NİN KANLI HİKAYESİ İÇERİDE BAŞLADI
Amerika'nın savaşlarla dolu serüveni aslında sanıldığı gibi deniz aşırı topraklarda değil, kendi merkezinde başladı. 1812-1815 yılları arasında Büyük Britanya ile girilen savaşta başkent Washington işgal edilirken, Beyaz Saray alevlere teslim oldu. Dönemin Başkanı James Madison, "Beyaz Saray'dan yükselen alevlere" tanıklık ederken, bu yıkım ABD'nin ileride bir "savaş makinesine" dönüşeceğinin ilk sinyaliydi. Yaklaşık 30 yıl sonra ise James K. Polk'un emriyle Meksika toprakları ilhak edildi. 1860'larda patlak veren ve Abraham Lincoln döneminde ülkeyi ikiye bölen İç Savaş ise, ABD'nin "gerektiğinde güç kullanma" refleksini bir devlet politikası haline getirdi.

MİLYONLARIN CANI ÜZERİNE KURULAN "DÜNYA GÜCÜ"
ABD'yi bölgesel bir aktörden "Dünya Polisi"ne dönüştüren süreç, milyonların can verdiği iki büyük dünya savaşıyla yaşandı. Woodrow Wilson ve Franklin D. Roosevelt'in talimatlarıyla küresel çatışmalara dahil olan Washington, galibiyetin ardından doları küresel sisteme entegre ederek ekonomik bir boyunduruk inşa etti. Gazeteci İrfan Sapmaz'ın, "ABD yönetimi, doları küresel sisteme entegre ederek büyük bir ekonomik avantaj sağladı ve bu geliri savaş endüstrisine akıtarak askeri üstünlüğünü artırdı" tespiti, kurulan bu kanlı çarkın özetini oluşturdu.

VİETNAM VE KORE: KARANLIK KABUSUN ADI
1950'li yıllarda Soğuk Savaş'ın ilk sıcak çatışması Kore'de yaşandı. Harry S. Truman, "Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin çoğunluğunun Kore'de barışı tesis etmek için askeri müdahaleye destek verdiğini" iddia ederek 3 milyona yakın insanın ölümüne yol açan süreci başlattı. Hemen ardından gelen Vietnam faciası ise ABD tarihine "kara bir leke" olarak geçti. Dwight Eisenhower'ın fitilini ateşlediği, John F. Kennedy'nin özel kuvvetlerle derinleştirdiği savaşta, Lyndon B. Johnson,"Tonkin Körfezi'ndeki düşmanca eylemler, bölgeye Amerikan güçlerini sevk ederek yanıt vermemizi gerektirdi" diyerek bombardıman emirlerini yağdırdı. Richard Nixon döneminde çekilme başlasa da, Gerald Ford, "Vietnam Savaşı sona erdi, birçok açıdan üzücü ve trajikti" ifadeleriyle acı mağlubiyeti itiraf etmek zorunda kaldı.
ORTA DOĞU'DA BİTMEYEN KOVALAMACA: KÖRFEZ VE IRAK İŞGALLERİ
yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başı, ABD'nin Ortadoğu'yu bir ateş çemberine alışına sahne oldu. George H. W. Bush, 1991'de "Kuveyt özgürleştirildi, Irak ordusu yenildi" sözleriyle zafer ilan ederken, oğlu George W. Bush 2003'te "Irak'ı silahsızlandırmak ve dünyayı tehlikeden korumak için operasyon başlattık" diyerek ülkeyi bir yalan üzerine işgal etti. Kitle imha silahları iddiasının asılsız çıkması, 200 binden fazla sivilin hayatına mal olan bu yıkımı bir "insanlık suçuna" dönüştürdü. Afganistan'da 20 yıl süren ve kaosla sonuçlanan işgal ise, Joe Biden'ın, "Tarihin en uzun savaşını sona erdirdik" açıklamasıyla büyük bir fiyasko olarak noktalandı.
"BARIŞ" MASKEYLİ OPERASYONLAR: LİBYA, SURİYE VE İRAN
Sözde demokrasi vaadiyle gelen Barrack Obama, Libya'yı kaosa sürükleyen harekatın emrini verirken, "Uluslararası toplumun otoritesi uygulanmalıdır, ABD ordusu benzersiz yeteneklerini ortaya koyacaktır" diyerek Kaddafi'nin sonunu hazırladı. Obama'nın Suriye'de DEAŞ'ı bahane ederek başlattığı bombardımanlar ise binlerce sivili evsiz bıraktı. Donald Trump dönemi ise "Nobel Barış Ödülü" iddialarıyla başlasa da Yemen'in bombalanması ve Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun kaçırılarak yargılanmasıyla devam etti.
SAVAŞIN YENİ DURAĞI: 28 ŞUBAT İRAN BOMBARDIMANI
ABD'nin kanlı ajandasında son durak ise İran oldu. 28 Şubat'ta İsrail ile koordineli şekilde İran'ın nükleer tesislerini vuran Washington, bölgeyi bir kez daha ateşe verdi. Donald Trump, "İran'da büyük çaplı muharebe operasyonları başladı, nükleer tesisler tamamen yok edildi" diyerek saldırının boyutunu gözler önüne serdi. Askeri liderlerin bir saat içinde etkisiz hale getirildiğini savunan Trump, "İran askeri liderlerini ortadan kaldırmak için dört hafta öngörmüştük ancak bu bir saatte gerçekleşti" ifadelerini kullandı. ABD'nin bu son hamlesi, "Sıradaki kim?" sorusunu bir kez daha dünya gündeminin en başına yerleştirdi.


