Çok da sevmem aslında yazıya böyle girmeyi; "Aman ben 3 puan alayım da futbol önemli değil." Bu yılda 3-4 kez olabilecek bir şeydir. Sürekli olursa uzun vadede bu söz anlamsız hale gelir ve başarıyı elde edemezsiniz. İkinci deplasmanı bu Fenerbahçe'nin bu şekildeki... Bir Kayseri, bir de Osmanlıspor maçı... Özellikle Galatasaray maçında mental ve fiziksel olarak yıpranan Fenerbahçe için birçok oyuncusu eksikken, bir de Markovic'in sakatlanmasına rağmen ilk 20 dakika oyun üstünlüğünü alıp pozisyonlar da buldu. 20. dakikadan sonra Osmanlıspor, "önde baskı yapayım" diye düşünüp oyunda dengeyi kurdu ve rakibini uzun topa zorladı. İlk 20 dakikadan sonra oyun ortadaydı. Sadece o bölümde Fernandao'nun vurduğu pozisyonda orta, yardımcı ve kale arkası hakemi eli göremeyince, Fenerbahçe'nin penaltısı verilmedi. İlk yarının son bölümünde duran toplarla pozisyon bulmaya çalıştı Fenerbahçe.
İkinci yarıda ilk yarının son 28 dakikası gibi başladı. Osmanlıspor önde basmak istiyordu. Fenerbahçe ise çabuk çıkmaya çalışırken Alper'i topla buluşturdu ve golü buldu. Alper'in geçen yıl da böyle bir golü vardı ve yine benim çok sevdiğim gollerden birisini attı. Sarı kartlı Hakan'ın üstüne sürdü topu, üst iç vurarak şahane bir gol attı. Kalecinin de yapacağı bir şey yoktu pozisyonda.
Bu golden sonra Osmanlıspor forvet üstüne forvet alarak skoru değiştirmeye, Fenerbahçe ise savunma ağırlıklı isimler alıp skoru korumaya çalıştı. Osmanlı ceza sahası önüne kadar gelebildi ama savunma oyuncuları ve Mehmet Topal çok fırsat tanımadı. Cılız şutları da Volkan kolayca yakaladı. Özellikle son yarım saati sadece fiziksel diyemem, mental olarak da "Ne olursa olsun 3 puan" diyen (bu kez haklı olarak) bir Fenerbahçe izledik. Alper, Fenerbahçe adına en etkili oyuncu... Gol attı, pozisyona girdi. Oyunun hemen başında Hakan'a kart gösterilmesine sebep oldu. Onun dışındaki oyuncular iyi top oynamadılar ama defansif konsantrasyonları yüksekti.
Fenerbahçe, en azından savunmayı iyi yaparak Kasımpaşa, Kayseri ve Osmanlı maçlarını 1-0 kazandı ama şampiyonluk yarışında olabilmek için ikinciyi, üçüncüyü kovalamak lazım. Bu da hem psikolojik hem de fiziksel olarak rahat hissettiklerinde olacak. En azından defansı iyi yapmak artı ama uzun vadede bu oyunun yetmeyeceği aşikar...
Hamza hoca doğru yaptı Kadıköy'de 11 oynamayan 6 oyuncu maça başladı. Hem rakibin kadrosunun zayıflığı, hem de Eskişehirspor'un yetersiz oyunu karşısında net favoriydi ama maçtan önce. Eskişehir'e saygısızlık algılanmasın, bu dediğimi Eskişehirliler de anlayacaktır. Geçen haftaki Benfica ve Fenerbahçe maçlarında da reaksiyon göstererek efor sarf etmişti. Her şeyiyle muhteşem bir maç oldu Galatasaray için. Özellikle Hakan Balta'nın biraz dinlenmesi gerekiyordu. Wesley Sneijder de istese böyle denk gelmez... İstediği maçta ceza oldu, kartlarını da temizlemiş oldu. Tek taraflı bir maç olacağını bekliyorduk. Eskişehirspor ilk 15 dakika sonrasında gelmeye çalıştı ama arkasında da pozisyonları verdi. Direkler, pozisyonlar... Galatasaray da 3 farkın rehavetiyle biraz müsaade etti buna. İsmail Kartal'ı bulduğu pozisyonlar aldatmamalı, Galatasaray 3-0'dan sonra buna müsaade etti. Normal bir gidişatta bu pozisyonlar olmazdı. İsmail Kartal'ın işi hiç kolay değil... Bir an önce devre arasına kendisini atıp mutlak suretle transfer yapmaları lazım. Şu halde yapabileceği fazla bir şey yok.
Zorlu bir periyot başlayacak Galatasaray için. Bu maç Hamza hocanın doğrusuydu ve tam yerine denk geldi. İlk 15 dakika yapılan mükemmel tempoyla maç çözüldü. 4 saatlik bir Lizbon seyahati var. Sonra Atletico Madrid deplasmanı... Bu yüzden Eskişehir maçındaki rotasyon mantıklıydı, hocanın da tam istediği gibi oldu.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.