Ergün Diler

Ergün Diler

Büyük silah

Giriş Tarihi:

CumhurbaşkanıErdoğan'laWashington'a geldik.
Andrews Hava Üssü'ne indikten sonra otele doğru yola çıktık. Konvoy ilerlerken daha uçakta e-maillerle dolaşıma sokulan BÜYÜKPROTESTOLAR
OLACAK algısı küçük de olsa bir merak uyandırdı.
En azından bende...
"Kim gelecek?", "Nekadar gelecek?" ve "Nediyeceklerdi?"Araçlar otele geldiğindekalabalık vardı. Ama buTürk bayraklarını dalgalandıranburadaki vatandaşlarımızdı.
Geleceği söylenen, büyük protesto yapacak denilenler 3 kişiydi.
Abartmıyorum.
Giresun Yağlıdere olduğu gibi gelmiş, geleceği söylenenler ise para ile adam arıyormuş!
Sabah Türkiye'deki haberlere bakınca güldüm. Nasıl da haberleri eksik, ters ve yanlış servis ediyorlardı...
Medya demişken devam edelim... Soru cevaplarla...
11 Eylül saldırısını"Ladin yaptı" diye açıklayankimdi?
Amerikan basını.
Brüksel, Paris, CharlieHebdo saldırılarının faillerini ilkduyuran kimdi?
Amerikan medyası ve arkasından CIA kontrolündeki BATILI medya...
Avrupa'daki teröreylemlerini henüz tek birkanıt bile yokken Müslümangençlere yıkan kimdi?
Amerikan basını...
Neden?
Çünkü kurmayı düşündüğünüz oyunu da, devrilmesini istediğiniz lideri de, ele geçirmeye çalıştığınız ülkeyi de, yani amaçlarınızı medya ile yerine getirebilirsiniz.
Medya üniversiteleri, sokakları, kahvehaneleri, işverenleri, azınlıkları, askerleri, finans piyasasını yani hedefe ulaşmak için kim işe yarıyorsa ONUN ZİHNİNİ ELE GEÇİRİR.
Sonrası kolay. Kendin için istediğin aslında başkasının EMRİDİR. Anlamazsın...
Bir anda herkes "DİKTATÖR,SULTAN " diye manşetleratar. Zihnimize ulaşıp kendioperasyonlarını yapmak için...
Devam...
Brüksel ve Paris'i CIA ile NATO havaya uçurdu. Kimseden "TIK " yok. Orada bombalarla, silahlarla burada ise hem bombalarla hem manşetlerle sonuca gitmek istiyorlardı...
Geçen hafta Brüksel'de PKK'nın kurduğu çadır yakıldı.
Öncesinde de tepkiler üzerine kaldırılmış sonra tekrar yerine konmuştu.
Terörle sarsılan DEVLETbir ülkenin canını yakan teröredestek veriyordu.
Çadır yine geri geldi.
Manşetlerden de duyuruldu.
Yani NATO merkezi Brüksel, Ankara'ya "Terörle dahauğraşacaksınız. Kürt kartıbenim istediğim şekildeçözülmedikçe de canınızyanacak" mesajı veriyordu.
Fehriye Erdal'a orada kol kanat gererek de "Hem PKK'ya hem de operasyonlarımda kullandıklarıma sahip çıkarım" diyordu.
Gözaltına alınan Rıza Sarraf olayı da böyleydi... "Ankaraistenilen dış politikaçizgisine gelsin" diye sopa olarak kullanılıyordu.
En azından belli gruplar ve muhalifler tarafından...
Tabii biz burada Amerika'yı adalet dağıtan mekanizmanın kendisi olarak görüyorduk...
Irak'a, Suriye'ye, Libya'ya, Afganistan'a, Bosna'ya bakmadan... Büyük devletler sadece çıkarlarına bakar.
Bizim içimizdekilerin onlar adına bu kadar çırpınmaları garip.
Sarraf olayı da böyle...
Babek Zencani, İran Merkez Bankası Başkanı'nın şoförlüğünü yapıyordu.
Güvenilir bir isimdi. Belli ki çalıştığı kurum ve kişiler destek verdi. Önü açıldı.
Zencani ambargo altında inleyen İran'ın petrollerini paravan şirketlerle satmaya koyuldu. Böyle onlarca şirket vardı.
Hepsi devletin güvendiği kişilerden seçiliyordu.
Babek'in sattığı şey BEYTÜL MAL yani devletin malıydı.
Zencani bir süre sonra raydan çıktı. Tankerler açıkta beklerken İran'a mesaj gönderip "Alıcıülke acilen indirim istiyor" diyordu. Öyle büyük indirimler alıyordu ki Tahran çaresiz kalıyordu.
İndirimler servet olarak Babek'e geliyordu.
Babek fiyatı düşürdükçe, ambargo altındaki yönetim mecburen "evet" dedikçe Zencani paraya para demiyordu...
Götürülen, daha doğrusu çalınan İran'ın petrolden alacağı olan paraydı...
Tabii manşetler bu olaylara böyle bakmıyordu.
Zencani, İran'da yalnız değildi.
Pek çok önemli isim ile iç içeydi.
Yan yanaydı.
Eğer Sarraf-Zencani ortaklığı varsa bu İran'ın iç meselesiydi.
Çünkü onların başı ağrıyacaktı...
Paranın miktarıbilinenden çok dahafazlaydı...
Ama medya verdiği gözlüğü kullanmamızı isterdi. Engellerdi.
Amerika'nın ne yapıp edip İran'ı böleceği konuşulmazdı. Atılan manşetler, yapılan yayınlar beynimizin bir LOB'unun küçük kısmına hitap ederdi...
Operasyon buydu.
"Zihni ele geçirdik mi ülkene ki" diye bakarlar...
Dönelim tekrar Brüksel'e...
Patlamalara...
Bombalar ne zaman patladı?
22 Mart'ta...
NATO'nun en üst rütbeli ve en önemli isimleri o gün izinliydi.
Bu kadar da değil üstelik. Bu isimlerin asistanları da o gün ortada yoktu.
Mesela NATO'daki gücü bilinen General Mark Schissler o gün izinliydi.
Mazereti de kendisi de ortada yoktu. Amerika'nın NATO'daki çok etkili askeri olan General Philip Breedlove da 22 Mart'ta ortalarda görülmeyenlerdendi...
İlginç değil mi!
Dahası, saldırı daha güçlü bir şekilde Almanya'da olacaktı.
Son anda vazgeçildi. Birileri Almanlar'ı otomobil gazıyla vurmanın yanında bombalarla da vurmayı düşünmüş...
Saldırılardan hemen sonra Danimarka, İrlanda, Polonya, İspanya, İsveç ve Hollanda gibi ülkeler BİRLİK'ten çıkmak istediklerini söyledi. Almanya- Fransa her türlü teminatı verdi.
"Burnunuz kanamayacak!"dedi. Bakalım şimdi neolacak? Söz yerine mi gelecekya da o sözü birileri birilerineyedirecek mi!
FIFA'yı hatırlayın. Avrupa'nın kontrolündeki futbol bile ellerinden alındı. CIA'nın çok özel yetiştirdiği avukatlarla...
Para üzerinden gidildi, karakter suikastlarıyla sonuca varıldı.
Şimdi çok daha kapsamlısını BANKALAR üzerinden yapacaklar. Petrol şirketlerinin üstüne basarak gelecekler...
Rakip, daha doğrusu hedefteki BANKA ve ENERJİ şirketlerine de içeriye yerleştirdikleri adamlarıyla darbe vuracaklar...
Ta ki Avrupa dağılıp Ortadoğu yeni sınırlarına kavuşuncaya kadar...
Silahlar belli, oyun belli...
Erdoğan'ın kaldığı otelin önüne gelen ÜÇ kişi durumuna düşmek istemiyorsanız oyunu anlayın. Savaşın boyutları ortada... Sonra geç olur...
Telafisi de olmaz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin