Türk sinemasını 'korku' bastı

Türkiye’nin korku sinemasında patlama yaşanıyor. Neredeyse her hafta bir film vizyona giriyor. Deccalli, cinli bu filmlerin sadık bir seyirci kitlesi de oluştu. Bugün vizyona giren yeni korku filmi “Vesvese: Cin Tuzağı”nı vesile bilip eleştirmenlerle korku filmlerinin ‘kalite’ çıtasını değerlendirdik.

Türk sinemasını 'korku' bastı
Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta üç yerli film vizyona giriyor. Zeki Demirkubuz'un yazıp yönettiği ancak eleştirmenlerce pek beğenilmeyen 'Bulantı' filmi ile Mahmut Kaptan'ın yönettiği ve 12 Eylül olaylarında haksız yere cezaevlerine atılan ve işkenceye maruz kalan gençlerin hikayelerini anlatan Kafes filmi... Gösterime giren üçünü Türk filmi ise "Vesvese: Cin Tuzağı" ki, asıl konumuzu oluşturuyor. Türk sineması son 10 yıldır ardı ardına çekilen korku filmlerine sahne oldu. Yönetmen Hasan Karacadağ'ın şu sıralar vizyonda olan ve serinin altıncı filmi 'Dabbe', korku sinemasında bir çığır açtı. Azazil-Düğüm, Deccal, Cin Tarikatı, Üç Harfliler arka arkaya geldi. Önemli bir seyirci potansiyeline sahip bu filmler... Üç Harfliler üç günde 30 bin seyirci çekti örneğin... Dabbe 5'i 840 bin kişi izlemiş... Genelde 15-30 yaş arası bir izleyici kitlesine sahip olan Türk korku sineması en parlak dönemini yaşıyor. Peki ama kalite açısından durum ne kadar 'parlak.' Konuşmaya değer bir konu... Popüler sinema eleştirmeleri bu sorumuzu cevapladı.

SERDAR AKBIYIK

Biraz daha zaman verelim

Türk sineması 2000 sonrasında korku filmleriyle tanıştı. Hasan Karacadağ'ın önderliğini yaptığı bu tür halkın kültürü ve din algısıyla kendine has bir tarza ulaştı. Büyük bir ihtimalle Uzakdoğu korku sinemasının Hollywood ve Batı sinemasını etkilediği gibi bir durumu bizim korkumuzda da yaşayacağız. Bunun ipuçlarını yavaş yavaş görüyoruz. Mesela çekilen korkularımızın çoğu yurt dışında gösterilmeye başlandı. Problem ise konu darlığı ve genel olarak sinemamızın gişe yapımlarının kalite düşüklüğü. Son dönemde sürekli cin konusunun işlenmesi bir bıkkınlık ve tekdüzelik yarattığı söylenebilir. Ama aslında bu duygu filmlerin kalite düşüklüğünün bir yansıması. Çünkü dünya sinemasında da korku türü şeytan kovma veya intikamcı ruh gibi iki konuda daralmıştır. Ama orada "Hep aynı konular çekiliyor" diye bir sızlanma duymayız. Cin, din ve folklorik öğelerle harmanlanan Türk korkusuna biraz daha zaman vermek gerektiğine inanıyorum. Şunun şurasında neredeyse bir 10 yıllık süreçten bahsediyoruz.

MURAT TOLGA ŞEN

Seyirci cin furyasından çok sıkılmaya başladı


Korku filmleri, ticari sinemanın karasularında yüzerler. Seyirciye etkileyici bir seyirlik sunarken aynı zamanda da iyi gişe yapmanın peşindedirler. Bu sebeple, ortada bir furya varsa bunun peşine en çabuk takılıp çok hızlı ürünler veren, konfeksiyon üretime müsait bir türdür korku sineması... Bizim sinemacıların en büyük maharetlerinden biri de tutan bir işin peşine düşüp onlarca aynı türde eser vermeleridir ama söz konusu "cinli korku filmleri" olduğunda sinemacı olmayanlar bile bu tür filmler yaparak para kazanmanın peşine düştü. İş öyle bir hale geldi ki sinemanın A-B-C'sini bilmeyen amatörlerin elinden çıkma berbat korku filmleri izler hale geldik ve kalite sürekli düşüyor. Uzakdoğu korku sineması kuyudan çıkan siyah saçlı kız ikonuna sıkışarak tükendi. Bizimkilerin sonunu da cin furyası getirecek çünkü seyirci çok sıkıldı. Korku filmleri çoğalıyor ancak 2-3 sinemacının yaptıklarının dışında kalanlar vizyonda bir hafta bile duramıyor. "Korku filmi çekersek iyi para yaparız" düşüncesinin tükenmesini dilemekten başka çare yok.

ALPER TURGUT

Bizde zombi yok, cin verelim!


Memleket sineması, bir asrı devirdikten sonra, daha kaliteli ve zamansız projelere yönelir diye ummuştum kendi adıma... Lakin tam tersi oldu, sabun köpüğü, ucuz, salt tüketim malzemesi yapımlar, beyazperdeye resmen bulaştı. Vasatın altı romantik şeyler ve gülünç işler, elbette başı çekiyor, ancak korku filmi diye sinemalarda gösterilen, cin temalı yapıtlar da hatırı sayılır bir sayıda, belirtelim. Yabancıların vampir ve zombi tipi seyirlikleri, bizde pek karşılık bulmadığı için, yani kültürümüzde yer almadığı için, üç harflilere abanıyor sinemacılar, ne yazık ki... Bolca cin, biraz deccal, azıcık mezarlık, bir miktar -haliyle batı özentisi- bak gençlerin başına ıssız yerde ne geldi hikayesi ve al sana yerli tipi korku sineması... Yapımcılar, bu uyduruk projelerin birkaç yüz bin seyirci toplayabildiğini kavradı ve filmleri gişede kazandırdıkça bu gereksiz ısrar da sürecek, bu besbelli. Bir arkadaşım var, korku filmleri tutkunu, o şöyle dedi geçenlerde; eskiden cinlerden çok korkardım, bu absürt filmleri izledikçe ürperti geçti, artık gülüyor ve eğleniyorum. Mesele biraz da böyle...

TUĞÇE M. DİZİCİ

Kötü reji ucuz efekt ve görsellik

Kalite konusunda olumlu hiçbir şey söyleyemeyeceğim. Hatta kızgınım çünkü bu korku filmleri aracılığı ile bizlerle artık dalga geçildiğini düşünüyorum. Türk korku sineması özensizliğin kurbanı olmaya devam etmektedir ve "Bu korku işi karlı" diye düşünen yatırımcı yapımcıların egemenliği altındadır. Bu yapımcı egemenliği, kötü reji, ucuz görsel efektler ve komik oyunculukları beraberinde getirmektedir. Zaten ülkemizde bu türle ilgili başarılı bir senaryo henüz hiç oluşturulamamıştır. Kafa şişiren efektli bu filmlerden sıkıldık. Çığlıklarla, garip kamera hareketleriyle seyirciyi korkutacaklarını düşündüklerine inanmak istemiyorum. Orijinal bir hikaye üretilmeyecekse de en azından biraz Uzakdoğu veya İspanya semalarından kopya çekmeyi deneyebilirler.

Bedir Acar / STAR