Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 'Gündem Özel'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Kasım seçimlerinde milletin tercihini yaptığını kaydederek, "Şimdi milletin bu tecelli eden tercihi bana göre; istikrar ve güven tercihidir. Şimdi bu istikrar ve güven tercihiyle birlikte dikkat edin böyle basit bir yükselme yok. Yüzde 41'den sizi tekrar yüzde 49,5'e çıkarıyor. Ben de bıraktığımda partimizi yüzde 49,5 civarında bir oranda bırakmıştık. Şimdi de böyle bir oranla tekrar milletimiz iktidara AK Parti'yi getirdi" dedi.
Erdoğan, ATV ve A Haber ortak yayınına katılarak, gündeme ilişkin soruları cevapladı.
Seçimden sonra böylesi bir canlı yayında milletle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, seçimden sonra gerçekleştirdikleri G20 Liderleri Zirvesi'nin kendilerine ayrıca bir mutluluk verdiğini anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Zira dünyanın gayri safi milli hasılada yüzde 85'ini teşkil eden, aynı zamanda temsil eden ve nüfus itibarıyla da yüzde 75'ini temsil eden ülkeler buradaydılar. Bu ülkelerle bir arada olduk. Davet ettiğimiz ülkelerin liderleriyle, aynı zamanda uluslararası kurumların başkanlarıyla, koordinatörleriyle bir arada olduk ve gerçekten dolu dolu bir 3 gün şahsım geçirdi ama tabii arkadaşlarımın oradaki çalışma süreçleri daha da fazlaydı" diye konuştu.
"Size göre 1 Kasım'da sandıktan çıkan mesaj neydi?" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki farkın iyi analiz edilmesi gerektiğini söyledi.
- "Güven ve istikrar olunca o toplum uçuşa geçer"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
AK Parti ile Türkiye'nin 2002'den bu yana yeniden tek parti dönemini yakaladığını aktaran Erdoğan, "3 Kasım 2002'deki bütün parametreler, her yönden, ekonomik, demokratik bütün konularda alın yatırın masaya, Türkiye neredeydi, bugün Türkiye nerede? Şöyle bir 13 yılın analizini yaptığımız zaman nereden nereye geldiğimizi, nasıl geldiğimizi 2 kavram ifade eder. Bunlardan birisi istikrardır, bir diğeri güvendir. Güven ve istikrar kavramı hakim olunca o toplum uçuşa geçer. Bizde de böyle oldu. Bütün ekonomik parametrelere bakıyorsunuz hep bire üç, bire dört, bazı bire beş, bu tür yükselmeler hamdolsun oldu" ifadelerini kullandı.
- "Duraksama havası esti"
Koalisyon görüntüsünün olduğu 7 Haziran'dan sonraki 4,5-5 aylık dönemde Türkiye'de adeta bir "duraksama havası" estiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
"Yapılan koalisyon görüşmelerinde de tabii belli ki bazı dayatmalar oldu ve oralardan bir netice çıkmadı. İşte bu arada bakın 'hayırcılar' türedi. Öbür taraftan 'şöyle olursa böyle olur' bu türedi. Bunun neticesinde bana görevi Sayın Başbakan iade edince, şimdi kalan orada bir hafta 8 günlük bir süreç var. Bu süreç içinde bana Anayasa'nın verdiği bir yetki vardı. Bu yetkiyle benim yeniden bir yetkilendirme yapmam ve zaten kendileriyle görüşmeler yapılmış olan bu siyasi partilerin bir tanesi çıkıyor diyor ki, 'Şunlarla beraber zaten hiç olmam.' Dolayısıyla burada yeni bir arayışın içine girmenin anlayışı yoktu. Demek ki parlamento kendi içinde bu işi çözemedi, öyleyse bu işi en iyi çözecek yer neresiydi, mili iradeydi, yani halktı."
Zaman kaybetmeden TBMM Başkanı İsmet Yılmaz'la da görüşerek, "Milli iradeye müracaat edelim. Millet yeniden tercihini yapsın" dediklerini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
"Millet de yeniden tercihini yaptı. Şimdi milletin bu tecelli eden tercihi bana göre; istikrar ve güven tercihidir. Şimdi bu istikrar ve güven tercihiyle birlikte dikkat edin, böyle basit bir yükselme yok. Yüzde 41'den sizi tekrar yüzde 49,5'e çıkarıyor. Ben de bıraktığımda partimizi yüzde 49,5 civarında bir oranda bırakmıştık. Şimdi de böyle bir oranla tekrar milletimiz iktidara AK Parti'yi getirdi. İkinci anamuhalefet partisine bakıyorsunuz durumu hemen hemen aynı, üçüncü, dördüncü bakıyorsunuz orada bir yer değişikliği oluyor, yer değişikliği, oy oranından dolayı değil, milletvekili sayısı itibarıyla oluyor. Böyle bir tabloyla da şu anda bir istikrar güven ortamı çıktı ve ben bu istikrar güven ortamının milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.
Özellikle de şu mutluluğumu milletimle paylaşmak istiyorum. G20'de bunu gördüğümüzde çok mutlu oldum. Bir defa dünya ülkelerinin Türkiye'ye bakışındaki hava farklılaştı. Bir taraftan o G20'deki başarıyı gördüler, o organizasyondaki başarıyı gördüler, bundan dolayı hem tebriklerini yaparken bir taraftan da bu seçim neticesiyle ilgili olarak da bunu bütünleştirdiler. Bir tebrik yaptılar ve Türkiye'nin dünyadaki belirleyici rolü G20'de çok daha öne çıkmış oldu. Bunu zaten bütün ana başlıklarda, çalışma yemeklerinde de gayet güzel bir şekilde değerlendirme fırsatını bulduk."
BİR DEV... BİR LİDER...
Bunun muhalefet partilerinin kendi iç meselesi olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bu iç meseleyi kendi içlerinde nasıl çözerler, o onların sorunudur. Ben bir Cumhurbaşkanı olarak kalkıp da 'şöyle olursa iyi olur, böyle olursa iyi olur' diyemem. Orada da herkes demokratik haklarını savunmak suretiyle parti içi çeşitli hak arayışlarının içerisine girebilirler. Bunlar tabi benim tamamen ilgi alanımın dışında olan şeylerdir. Temennimiz odur ki; hayırlı kararlar alsınlar ve ülkemizin demokratik mücadelesine inşallah katkı sağlasınlar" diye konuştu.
- "Sadece İran'ın burada Esed'in yanında yer alışı gibi bir durum söz konusu"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de yapılması planlanan seçimlere ilişkin soru üzerine, "Viyana Zirveleri"nde işin buraya doğru yönlendirildiğini belirtti.
Türkiye, Amerika, Rusya ve Suudi Arabistan'ın katıldığı zirvenin ardından gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda, "18 ay sonra bir sandık Suriyelilerin önüne gelsin" kararına varıldığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bu arada tabi 3 - 6 ay gibi limitler ayrıca kondu. Bütün bu limitlerle birlikte Suriye'de Esed'in işin başından çekilmesi ve bu işlenirken de 6 ayda bu süreç hallolmalı, bir taraftan anayasa hazırlanmalı ve 18 ay sonra yapılacak olan seçimlere de Esed'in girmemesi... Çünkü bu konuda ısrarlı olan ülkeler var. Sadece İran'ın burada Esed'in yanında yer alışı gibi bir durum söz konusu. Tabi şu anda gelişmeler ne gösterecek bunu göreceğiz. Önümüzdeki haftalarda tekrar bir Viyana Zirvesi zannediyorum olacak. Belki farklı bir ülkede de olabilir ama ilk durum böyle."
Erdoğan, 18 aylık süreci takip edeceklerini vurgulayarak, "Ama bir 3 aylık, 6 aylık dilimleri var. Bunlar da önem arz ediyor. Temennimiz o ki artık Suriye halkı, 'ben sandığa gidiyorum, kendi irademle oyumu kullanıyorum', bunu derken acaba Suriye'nin dışındakilerin durumu ne olacak" ifadesini kullandı.
Bunun da çok önemli olduğunu, 2 milyon 200 bin insanın Türkiye'de bulunduğunu aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bunun yanında bakıyorsunuz Lübnan'da bize yakın insan var. Ürdün'de onların yarısı kadar insan var. Farklı yerlerde yine şu anda Suriyeliler var. Acaba onlar bulundukları ülkede mi oy kullanma imkanı yakalayacaklar, yoksa geri getirilmeleri mümkün mü? Bu da bir sıkıntı. Bunların çok iyi analiz edilmesi lazım. Bunlar neticesinde de bir karara varılması gerekiyor. Temennimiz odur ki, içeride ve dışarıda bütün bu Suriye halkının oy kullanmasını sağlamak. Suriyelilerin 7 milyonu yaklaşık Suriye içinde değişik yerlere gitmiş durumda. Ama bir 5 milyonu Suriye dışına çıkmış vaziyette. Böyle bir durum söz konusu. Bunlar da üç ülkede ağırlıklı olarak var. Türkiye, Lübnan, Ürdün."
"Türkiye, Lübnan, Ürdün'de belki bu iş çözümlenebilir ama dışarısı ne olacak" diyen Erdoğan, "Bütün bunlara yönelik de ayrı bir çalışmanın yapılması lazım ki oradaki milli irade, oradaki demokratik irade tam teşekkül etsin. Bu silahların gölgesinde de olmaması lazım diye düşünüyorum. Şu anda bütün çalışmalar buna yönelik. G20'de yaptığımız görüşmelerde, ağırlıklı olarak bunları müzakere ettik, tartıştık. Dışişleri bakanlarımız yoğun bir şekilde bunları zaten şu anda tezekkür ediyorlar, müzakerelerini de yapıyorlar. İnşallah bundan da hayırlı neticeler çıkar diye temenni ediyoruz."
- "DAİŞ, ülkemiz için bir tehdit unsuru olmuştur"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin açıklamasının hatırlatılıp, DAEŞ'e yönelik bir operasyonun söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine, şöyle konuştu:
"DAİŞ olayı zaten şu anda böyle bir hedef noktasında, hedefte. Niye hedefte? Çünkü DAİŞ şu anda ülkemiz için bir tehdit unsuru olmuştur. Ülkemizin içinde ve dışında, sınırlarımızda. Dolayısıyla buna karşı bizim de koalisyon güçleriyle bir adım atmamız söz konusu. Bu yapılacak. Neden? Çünkü bir tehdit unsuru. Ne zaman yapılır o ayrı konu. Benim sürekli işlediğim bir konu var. Üç başlık çok çok büyük önem arz ediyor. Bir uçuşa yasak bölge, iki terörden arındırılmış güvenli bölge, üç eğit-donat. Bunların adımının atılması gerekiyor. Şu anda ilgili birimlerimiz bunların çalışmalarını yürütüyorlar, yapıyorlar. Fakat zamanlama noktasında ne zaman olacak meselesi ayrı bir konu ama olay, süreç şu anda kontrol altındadır."
"Bu adım atılacak, özellikle orada bazı alanlar söyleniyor" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Mesela ben bütün görüştüğüm dostlara şunu söylüyorum. Suriye'den çıkışı engelleyeceksek, bizdekilerin kendi topraklarına dönmesine imkan hazırlayacaksak, o zaman burada yapılması gereken bir şey var. Nedir? O terörden arındırılmış güvenli bölgede, süratle yoğun bir şekilde onların yerel mimarisine de uygun olarak konutlar inşa etmek ve o konutlara bu insanları yerleştirmek. Orada da onlara yine çadır hayatı sunacaksak veya konteyner hayatı sunacaksak, bırakalım burada kalsınlar. Oraya geçtikleri zaman hakikaten adeta onların yerel mimarisiyle konutlar yapılıp, detaylarına girmeyeceğim. Eğer o konutlara yerleşirlerse bütün sosyal donatı alanlarıyla birlikte inanıyorum ki oraya onlar çok daha huzur içinde gideceklerdir. Bir de uçuşa yasak bölgede olacağı için orada bir güvenlik de onlar için tesis edilmiş olacak. Kara harekatına karşı da zaten şu anda o harekatı yapabilecek güçler var. Bu noktada bir sıkıntı yok. Eğit-donat zaten şu anda sürüyor, yapılıyor. Dolayısıyla bu iş çözülür. Yani 4 sene, 5 sene şu anda zaten kaybedilmiş. 4 sene, 5 sene şu anda devamlı negatif, eksi böyle gidiyor. Şu anda biz burada eğer ciddi bir adım atarsak, pozitif gelişmeleri kısa zamanda ele geçiririz diye düşünüyorum."
DAEŞ TEHDİT UNSURUDUR, HER ADIM ATILIR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sayın Başbakan Davutoğlu, kabineyi size sunacak. Nasıl bir kabine beklemeliyiz? Siz nasıl bir kabine beklersiniz?" sorusu üzerine, kurulacak yeni hükümet konusunda açıklamalarda bulundu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bir çalışma yürüteceğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
"Burada Sayın Başbakan bir defa çalışmasını yürütecek. Kendine göre herhalde o da arkadaşlarıyla istişarelerini yapar. Ondan sonra da bize kendi hazırlıklarını sunacaktır. Bu hazırlıkları sunduktan sonra da tabii bizler kendisiyle bazı şeyleri paylaşırız, paylaşmayız ama bu arkadaşların kahir ekseriyeti tanıdığımız, bildiğimiz arkadaşlar. Burada bir Cumhurbaşkanı olarak, cumhurun başı olarak benim de tabii tek derdim şudur; geleceğe yönelik başarılı bir kabine oluşması. Çünkü bu başarılı kabinenin oluşmasında Cumhurbaşkanı, Başbakan ortak hareket etmesi, ortak bir çalışma performans ortaya koyması ülkenin geleceği için önemli. Cumhurbaşkanı başka telden çalarsa, Başbakan başka telden çalarsa o zaman biz bir netice alamayız. Bu bakımdan bizim özellikle yani burada senkronize olmamız çok çok önemli. Temennim odur ki, şu anda kendileri bu çalışmalarını zaten yapacaklar, bu çalışmalarını yaptıktan sonra zaten bugün kendileri de açıkladılar, fazla uzatmadan, kısa bir zaman içinde, süratle inşallah kabine listesi bize gelir, biz de kabine listesi üzerinde hemen çalışmamızı yapar, kendilerine 'hayırlı olsun' deriz. Kaldı ki Pazar günü 22'sinde Meclis Başkanlığı seçimi de var. Şu anda Meclis Başkanlığı için müracaatlar yapılıyor. Pazar günü Meclis Başkanlığı seçimi de yapılmasıyla yeni Başkan belli olmuş olacak. Yeni Başkanın belli olmasıyla birlikte divan teşekkülü, vesairesi ondan sonra parlamento yasama organı olarak, onların da devreye girişi hemen yürütmenin çalışmalarında inşallah hızlandıracaktır."
- "60 madde az bir şey değil"
"Yeni Meclis'le yeni anayasa beraberinde gelebilecek mi? Siz daha önce yeni anayasa konusunda sinyaller vermiştiniz. 'Hatta başkanlık sistemi tartışılsın' demiştiniz. Yeni anayasayı bu sefer Meclis kendi iradesiyle gerçekleştirebilir mi?" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, bu konuda gerçekçi olunması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Şu anda Meclis Başkanı'nı bir kenara koyduğumuz zaman 316 milletvekili var AK Parti'nin. Eğer referandumla bir çözüm bekleniyorsa burada en az 330 gerekiyor. Bu 330 olmadan referanduma gitmesi mümkün değil. Dolayısıyla burada tabii ki gizli oylamayla oluyor ama diğer gruplardan buraya bir desteğin olması lazım ki yeni anayasa bu oylamada geçsin. Ben yalnız şuna inanıyorum, yani referandumla eğer yeni anayasayla ilgili hazırlıklar, metin geçerse millet bunu kesinlikle onaylar. Buna inancım sonsuz. Fakat ben buradan bir başka çağrı yaparım. O da şudur. Bugün muhalefette olan siyasi partiler, biliyorsunuz dönemimde bir anayasa çalışması yaptık. Bu anayasa çalışmasında aklımda kaldığı kadarıyla 60 madde, 4 siyasi partinin çalışmasıyla paraf edildi, onların paraflarından geçti. Şimdi bu 60 madde az bir şey değil. Burada yapılması gereken nedir? Şu andaki yine muhalefet partileriyle iktidar partisi, acaba ikili görüşmeleriyle bu 60 madde ve bunun dışındaki maddeler vesaire bu çalışmayı ele alıp burada süratle bir adım atmak ve artık bir yani darbe anayasasıyla değil de milli iradenin ortaya koymuş olduğu bir anayasayla geleceğe yürümeyi ister mi istemez mi? Şimdi bugün sadece anamuhalefetin vereceği destekle bile hiç milli iradeye başvurmadan, milli iradenin parlamentodaki temsilcileriyle burada şöyle 1 ay bile sürmez, bu değişiklikler süratle parlamentodan geçebilir. Şimdi bu olayın matematik yönüdür, realist yönüdür. 'Milletimize bunu götürelim'... Millete de gittiği zaman ben inanıyorum ki milletimiz de zaten böyle bir metni kesinlikle ben milletime inanıyorum, onaylayacaktır."
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN:SONUÇ ALININCAYA KADAR ARA VERİLMEYECEK
- "Başkanlık sistemini bırakalım millet tartışsın"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçmişte 26 maddelik bir anayasa değişikliği metnini 330'u aşan bir oyla parlamentodan geçirerek millete götürdüklerini ve milletin onayını aldıklarını aktararak, şöyle devam etti:
"Milletimiz yüzde 58 ile o zaman bunu onayladı ve bu anayasa değişiklikleri hemen uygulamaya geçti. Şimdi burada da yine benzer bir adım çok daha güçlü bir şekilde, çok daha farklı bir şekilde atılabilir? Bütün mesele bizim ortak paydamız nedir? Biz darbe anayasasıyla gitmeyiz. Şimdi ben bir Cumhurbaşkanı olarak diyorum ki; mademki bir darbe anayasasıyla gitmeyiz. Öyleyse yani milletin adeta bir hakkı durumuna gelmiş olan bu anayasa konusunda, parlamentodaki siyasi partiler kaldıkları yerden devam etsinler ve önce paraf ettikleri bu 60 madde üzerinde bir adım atsınlar, süreç devam etsin. Mesela ben başkanlık sistemi olayını gündeme getirdim, getiriyorum yine de getireceğim. Ancak o anayasa değişiklikleri içerisinde de başkanlık sistemi olayı vardı. Orada başkanlık sistemi henüz müzakere edilmemişti, ona gelinmemişti. Fakat şu anda diğerleri üzerinde bir mutabakat sağlandıktan sonra, yani başkanlık sistemini, kendileri kabul etmiyor, kabul edip etmemeleri önemli değil. Önemli olan bir şey var. Bu başkanlık sistemi nedir? Bunu millet bırakalım tartışsın, akademisyenler tartışsın, siyasetçiler tartışsın. Ülkemize kazandırır mı, kaybettirir mi? Bunu görelim. Bundan niye çekiniyoruz. Bundan çekinmeye gerek yok. Birçok sıkıntıların altında aslında sistem krizi yatıyor. Bizim bu sistem krizinden kurtulmamız lazım. Dünyada bugün işte G20'yi yaptık, G20'ye katılan ülkelerin kahir ekseriyeti başkanlıkla yönetiliyor. Hepsinde de bu noktada bir başarı, bir grafik, başarıyla da dolu bu görülüyor."
- "Bu benim şahsi meselem değil"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, birilerinin başkanlık sistemini "Bu Erdoğan'ın kendi meselesidir" şeklinde lanse etmeye çabaladığını ifade ederek, şu görüşleri dile getirdi:
"Bu benim şahsi meselem değil. Ülkemin meselesi olarak görüyorum. Milletimin meselesi olarak görüyorum. Biz ülkemize, milletimize daha faydalı nasıl oluruz, bunu düşünerek bu adımı atıyoruz. Bizim tarihimize baktığımız zaman o başarılarla dolu olan tarihte aslında bunun örnekleri var. Kaldı ki geçtiğimiz siyasi liderlerde, ebediyete intikal etmiş olanların birçoğunun gündeminde hep başkanlık sistemi vardır. Gazi Mustafa Kemal'in uygulamalarında başkanlık sistemi vardır. Dönelim milletin önüne getirelim, millet bu noktada tercihini yapsın. Ne diyorsa millet biz de 'baş göz üstüne' deriz, böyle yürüyelim.
Şu anda bakın, 5,5 ay veya 4,5 ay kaybettik. Yazık günah, bu millet bunları kaybetmesin. Sandığa gittik, sandıktan ne çıktıysa hemen uygulamaya konulur. İtalya, bakın şimdi yeni bir adım attı. Yüzde 40'la tek başına iktidarı yakalayabilecek. Böyle bir duruma geldi. İngiltere yüzde 34-35'le bugün tek başına iktidarı yakaladı. Herkes istikrara götüren yol nereden geçiyor, buna bakıyor. 'Yüzde 35-36 ile de olsa tek başına iktidarın yollarını açalım' diyor. Muhalefet 'hayır' olmaz demiyor, ülkesi için ne gerekliyse bunu yapalım diyor. İtalya'da aynı şey oluyor. Bunlar bize yakın Avrupa ülkeleri. Bunları artık görelim. Bunları gördüğümüz zaman olay çok farklı olur. Bizim anayasamıza baktığımız zaman, geçmişten bu yana 1924'ten alalım bu tarafa doğru, bir kısmı hemen çıkarılmış, yerine bir şeyler konmuş, çıkarılmış bir şeyler konmuş falan... Adeta bir yamalı bohçaya dönmüş. Artık bu işi tertemiz, pırıl pırıl, bir yeni anayasa olarak belki milletimize sunma zamanı gelmiştir diye düşünüyorum."
Bir soru üzerine Türkiye'nin, G20 Liderler Zirvesi'nde başarılı bir organizasyon gerçekleştirdiğini dile getirerek, emeği geçen herkese teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikramların saat 02.00-03.00'lere kadar devam ettiğini, Türkiye'de eksiklik olmayacağının gösterildiğini ifade ederek, "Bazı misafirlere organizasyonu nasıl bulduklarını sorduğumda, 'Daha nasıl olacak' dediler.' Bu bakıldığında belki çok ince bir şey ama o inceliği yakalamak, o bam telini bu milletin evladının ortaya koymasıyla süreç devam etti. O bakımdan hepsine çok teşekkür ediyorum" diye konuştu.
Tüm personelin yorulma bilmeden sürekli koştuğunu anlatan Erdoğan, güler yüzlerinin hiç eksik olmadığını, herkesin işini büyük bir ciddiyetle yaptığını anlattı.
Erdoğan, G20 toplantılarının yapıldığı bölgedeki tüm otellerin işletmecilerine de teşekkür ederek, şunları söyledi:
"Onlar da bunu bir milli mesele olarak ele aldılar ve otellerini de sonuna kadar bu hizmete sundular. Toplamda 70 otel hizmet verdi. Güven konusunda en ufak bir arıza yaşanmadı. Bundan dolayı o bölgedeki yatırımcılara da ayrıca teşekkür ediyorum. 40 bin civarında hizmet veren insan vardı. Hepsi bu hizmeti yürekten ve coşkuyla verdi. Bizim bu sektörle iftihar ettim. Çünkü her taraf pırıl pırıldı. Bir eksiklik olduğunda anons yapıldı ve eksiklikler anında giderildi."
- "Azerbaycan toplantıya önemli katkılar sundu"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20'ye asli üye ülke sayısının 19+1 olduğunu hatırlatarak, Türkiye'nin ev sahibi olarak Azerbaycan'ı ekstra davet ettiğini ve Azerbaycan'ın da toplantıya önemli katkılar sunduğunu belirtti.
Erdoğan, zirveye katılan ülke ve uluslararası kuruluş sayısının 33'e yükseldiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Zirvede yapılan toplantı sayısı 5. İkisi ana toplantıydı, üçü çalışma yemeği şeklindeydi. Hepsine de başkanlık yaptım ve toplantıları sağlıklı bir şekilde geçirdik. Zirveyle ilgili bir milyon tweet atıldı. Birinci çalışma yemeğinde kalkınma ve iklim değişikliği konuları ele alındı. Birinci oturumda ise kapsayıcı büyüme, küresel ekonomi, büyüme stratejileri, istihdam ve yatırım stratejileri konuları öne çıktı. İkinci çalışma yemeğinde küresel sınamalar, terörizm ve mülteci krizi değerlendirildi. Bazıları mülteci krizi ile terörizmi karıştırıyor. Bunları birbirinden ayırmamız lazım. Terörizm ayrı bir şey, mülteci olayı farklı bir şey. Mültecilik, terörizm niye var? Bunları iyi düşünmek lazım. Öyle bir mülteci akımı vardı ki, yoksulluktan yapar. Ama terörizm her zaman yoksullukla iç içe değildir. Çok farklı girdi ve çıktıları vardır. O nedenle bunları birbirinden ayırmak gerekiyor. Bir diğer oturumda finansal düzen, uluslararası vergi, yolsuzlukla mücadele ve IMF reformu ele alındı. Üçüncü çalışma yemeğimiz ise ticaret, enerji, bildirgenin kabulü ve Çin dönem başkanlığının sunuşu şeklinde ilerledi. Bizden sonra Çin, G20 dönem başkanlığını alacak."
- "Bakışı derin olanların işidir, başını kuma sokanların işi değildir"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbaşa yaptığı görüşmelere de değinerek, "17 ülkenin lideri ile başbaşa ikili görüşmelerim oldu. Ortalama en az yarım saat sürdü. Bazıları 1-1,5 saati buldu. Bu başbaşa görüşmelerin dışında heyetler arası görüşmeler de yapmış olduk. Bu görüşmelere bizim bakanlarımız ve o ülkelerin bakanları katıldı. Bunların dışında BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile de görüştüm. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ile AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker görüşmemiz oldu. Toplama baktığınız zaman 23 görüşme yaptık" diye konuştu.
Erdoğan, G20 liderleri olarak, ülke ekonomilerinin potansiyel büyümesini yükseltmek, istihdam oluşumunu desteklemek, dayanıklılığı güçlendirmek, kalkınmayı teşvik ve politikaların kapsayıcılığını artırmak için beraber hareket etmeyi sürdürmek konusunda karar aldıklarını vurguladı.
Bu dönemde üç ana başlık getirdiklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
"Kapsayıcılık, uygulama ve yatırım. Biz kapsayıcılığa da bir anlayış getirdik. 'Kadın20, Genç20 ve adalet kavramını buraya oturtalım, bunların hepsini kapsayıcılık içinde değerlendirmeye alalım' dedik ve bu işlendi. Kapsayıcılığı büyümeyle de bir araya getirmek suretiyle Çin kendi başlıkları arasına aldı. Bir şeyler yapıyorsunuz ama bunu uygulama noktasında takibi yapılamazsa netice alamazsınız. G20 Sekretaryası'nın bunu takip etmesi lazım. Bunu karar altına aldık. Üçüncüsü yatırımlar. Bu yatırımlar nelerdir? Alt yapı yatırımları. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için 2030 hedefli olarak belirlenen rakam 80 ile 100 trilyon dolar arasında. Bu rakam nereden gelecek? Bu konuda atılması gereken bir adım var. Aslında Türkiye, bunun en güzel örneklerinden bir tanesi. Kamu-özel işbirliği ile bu başarılabilir. Örneğin 3. havaalanını yapıyoruz. Burada 12 milyar avro devletin cebinden çıkmayacak. Özel sektör bunu yapacak. Ama burayı işlettiği 25 yıl süresince de 22 milyar avro da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne kira ödeyecek. İşte mesele bu. Projenin tamamı 2023'te bittiğinde 150 milyon hatta 200 milyona çıkacak yolcu kapasitesi olacak. Dünyanın ilk üç havalimanından biri olacak. 2018'in ilk çeyreğinde ilk etabı bitiyor. Bize artık Atatürk ve Sabiha Gökçen havalimanları yetmiyor. Bu adımları atmamız şart ve attık. Aynı şekilde 3. köprü."
- "Marmaray'da 100 milyon yolcu taşındı"
Marmaray'da 29 Ekim 2013'ten bu yana 100 milyon yolcu taşındığını belirten Erdoğan, "Kimse farkında mı bunun, değil. İstanbul'un trafiği şu an 'Yandım Allah dedirtiyor mu?' dedirtiyor. Bir de bunların trafikte olduğunu düşünürsek, halimizin ne olduğunu anlayın. Aynı şekilde İstanbul-İzmir otoyolu. Onun da köprüsü hızla bitmek üzere. Bunların hepsi kamu-özel sektör çalışmaları. Aynı şekilde bunları yaparsak dünya alt yapısını da güçlü kılarız. Çanakkale'de törenlere gittiğimizde hep sıkıntı yaşıyoruz. Ama şimdi orada köprüyü yaptığımız zaman o sıkıntılar olmayacak. İzmir'e giden gelip İstanbul'dan üzerinden geçmeyecek. Avrupa'dan gelen direkt İzmir'e geçecek."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bütün bu çalışmaların "başını kuma gömenlerin değil, bakışı derin olanların işi" olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin gerekli adımları attığını ve G20'de Türkiye'nin bu anlamda güzel bir örnek teşkil ettiğini kaydetti.
Paris'teki terör saldırılarının ardından Antalya'dan Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ı aradığını hatırlatarak, "O da bizi aramıştı. Aradım ve kendisine 'geçmiş olsun' dileklerimi ilettim. 01.30'da da basın toplantısı yaptım. Niye? Çünkü teröre karşı uluslararası mutabakat sağlamamız lazım. Bunu başarmamız lazım'' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paris'teki terör saldırısının herkesin canını yaktığını belirterek, şöyle devam etti:
"Ama burada bir şey çok önemli. Benim canımı yakan da odur. Şimdi Ankara'da bu olay olduğu zaman, daha iki dakika olayın üzerinden geçmişti ki, açıklama yapan bazı siyasiler oldu, hatırlayın. 'Katil devlet' dediler. Bununla kalmadı, 'Katil Beştepe' dediler. Paris'teki saldırıdan sonra bunları duydunuz mu? Medyada, oradaki ölen insanlarla ilgili bir resim gördünüz mü? Bunlar, bunu yapıyor da benim ülkemin yazılı ve görsel medyası bunu neden yapmıyor? İşte milli duruş budur. Biz buna hasretiz. En hassas dönemde en kritik dönemde. 'Acaba ben buradan ne kadar yağ çıkarırım' diye, bunun gayreti içine girenler var. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı, ülkesinin başkentinde böyle bir terör eyleminin olmasını isteyecek veya Başbakanı böyle bir terör eyleminin olmasını isteyecek. Böyle bir şey olabilir mi? Ne oldu? Buradan yağ çıktı mı size? Çıkmaz. Niye? Bu milletin feraseti buna müsaade etmez. Nitekim etmedi. Artık dürüst olalım. Her yerde faturayı devlete çıkar. Gel Erdoğan'a çıkar, gel Başbakana çıkar. Olmaz böyle bir şey. Bu tür şeylerin karşısında milli bir duruş sergilememiz lazım. Dayanışma içinde olmamız lazım. Medyasıyla, her şeyiyle olmamız lazım. Olacağız ki, daha güçlü bir Türkiye'yi kuralım. İşte 'ilk 10 içindeki Türkiye' derken, 'milli ve yerli' derken, bunu kastediyorum. Bunu hep birlikte başarmamız lazım."
- "DAİŞ'in para kaynağı nereden? Bunun üzerinde ısrarla durduk"
G20'de terörizmle ilgili konuların da ele alındığını anımsatan Erdoğan, terörizmin herhangi bir din, milliyet, uygarlık veya etnik bir grupla ilişkilendirilmeyeceğinin ifade edildiğini söyledi.
Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'ın "Ülkemdeki azınlıklara karşı herhangi bir tavır takınılmasını asla kabul etmiyoruz" sözünü hatırlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Mesele budur zaten. Bir yerlere kalkar da fatura keserseniz olmaz. Her inanç grubunun, her etnik grubun iyisi vardır, kötüsü vardır. İyileri hedef almalıyız. Onları güvence altına, koruma altına almalıyız. Kötülerle ilgili, suç işleyenlerle ilgili, yakalarsın, gereği neyse onu yaparsın. Ve bir diğer konu. Uluslararası yükümlülüklere dikkati çekildi. Terörizmin mali kaynakları ile mücadele etme kararlılığını vurguladık. Bu çok önemliydi. Nereden geliyor bu paralar? Bunun üzerinde ısrarla durduk. DAİŞ'in para kaynağı nereden? Bunun üzerinde ısrarla durduk. Terör eylemlerinin propagandası ve teşvikinin önlenmesine dikkati çekildi. Yabancı terörist savaşçılarla ilgili kaygı da ifade edildi. Buna karşı özellikle ülkeler arasındaki giriş çıkışların, artık elektronik dünyasında yaşıyoruz. Bunun takibinin yapılmasını da masaya yatırdık."
- "Bölgede aklıselim vatandaşlar terör örgütünden şikayetçi oldu"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa'daki sokağa çıkma yasağına değinerek, "Fransız vatandaşı sokağa çıkma yasağıyla ilgili ne diyor biliyor musunuz? 'Devlet benim için bu kararı aldı' diyor. Bakın bu çok manidardır. 'Benim güvenliğim için bir kararı aldı' diyor. Olaya buradan bakmak gerekiyor. Ama bizimkiler maalesef. Siyasetin kirli yanı var biliyorsunuz. Bu açıklamalarla hareket ediliyor" dedi.
Güneydoğu'daki olaylara ilişkin görüşlerini de aktaran Erdoğan, şunları söyledi:
"Acaba bir yerel yönetim kalkıp da sorumlusu olduğu yeri kanallarla delik deşik eder mi? Delik deşik eder. Ne için eder? Atık su kanalı açmak için eder, içme suyu için eder, atık su kanalı açmak için eder, enerji hattı geçirmek için eder. Yoksa, orada terör estirmek için değil. Ve bunu belediyenin iş makineleri ile yapıyorlar. Ya bu nedir? Yönettiği o halka zulümdür. İçine bombalar yerleştiriliyor uzaktan kumandalı. Vakti saati geldiğinde de onları patlatıyorlar. Bakın şunu açık ve net söylüyorum. Kesinlikle terörün estirildiği bu bölgelerde devletimiz sonuç alana kadar operasyonlara ara vermeyecektir. Kimse bunu bizden beklemesin ve buralarda hangi ilçe olursa olsun, orada sokağa çıkma yasağı ilan edildiği anda sonuç alınıncaya kadar oralardaki bütün aramalar hepsi devam edecektir."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgede aklıselim vatandaşların terör örgütünden ve yapılanlardan şikayetçi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Şimdi burada bizim bütün bu yaptıklarımız ne için? Vatandaşımızın güvenliği için. Düşünün, okullar bombalanıyor, camiler delik deşik ediliyor. Vatandaşın bütün hayat hakkı veya yaşam koşulları ile ilgili kurumlar, birimler, neler varsa bunlar yok ediliyor. Şimdi bugün işte Nusaybin'de, burada çok ciddi bunlar acımasız operasyonlar yaptılar. Şimdi bunların üzerine siz acıyarak gitmeye kalkarsanız, bu vatandaş yarın size güvenmez. Çünkü vatandaş ne diyor? 'Devletim nerede?' Devletin buna vereceği cevap nedir? 'Devletin burada. Hiç endişe etme, rahat ol, ben senin yanındayım arkandayım, her zaman da yanında olacağım.' Bu güveni bizim bir defa vatandaşımıza vermemiz lazım. Ve şu anda biz bunu vermenin mücadelesi içindeyiz. Askerimizle, polisimizle jandarmamızla, geçici köy korucularımızla, hep birlikte dayanışma içerisinde bunu sürdüreceğiz."
- Asgari ücret
Erdoğan, G20'de ağırlıklı olarak patronların ve işverenlerin bulunduğunu ifade ederek, "Ben orada şunu söyledim. Çok fazla kazanın. Ama kazancınızın şöyle ciddi bir bölümünü sizi buraları getiren veya buralara sizi taşıyan işçilerle paylaşmasını da bilin. Orada ben paylaşımcılığa girdim. Çünkü ben dünya ekonomisindeki paylaşımcılığı çok önemsiyorum. Yani çalışana böyle ölmeyeceği kadar bir şey vermek doğru olmaz" dedi.
Şu anda Avrupa'da asgari ücretin alt tabanının 200 avro olduğunu anımsatan Erdoğan, "Bizde siyasiler biliyorsunuz 1300 lirayı söylediler. 1300 lira nereden bakarsanız bakın 400 avronun üzerinde. Biz onlardan iyi konumdayız. İyi bir noktadayız. Fakat asgari ücret dediğimiz şey, bir taban belirlemedir. Yani sen bunun üzerinde ne verirsen ver. Ama herkes bunu verecek diye bir şey yok. Asgari ücret, bir tabandır. Peki bunun altında veren var mı? Maalesef var. Mesela taşeron firmalar bunun da altında ödemeler yapıyorlar" diye konuştu.