Çakallara bedelini ödetiyoruz

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Antepliler, Maraşlılar, Urfalılar, 'Türk mü Kürt mü?' diye yanlarına bakmadılar. Hepsi bizim istiklalimiz, bizim namusumuz için ayağa kaktılar. Şimdi de 'vurun' demiyoruz, düşman işgalinde değiliz ama gelin birlik günüdür, gelin omuz omuza verme günüdür, bugün namus günüdür, birlik günüdür. Namusunu koruyamayanlar birliğini koruyamaz. Birliğini koruyamayanlar namusunu koruyamaz" dedi.

AK Parti İstanbul İl Başkanlığında yapılan sivil toplum kuruluşları (STK) buluşmasında konuşan Davutoğlu, ülkenin hangi köşesinden gelinirse gelinsin, herkesin her şeyden önce İstanbullu olduğunu söyledi.

Hemşehri derken bilerek, özellikle bu hitapla seslendiğini, salonda Türkiye'nin her köşesinden, milletin güzel bir numunesinin bulunduğunu dile getiren Davutoğlu, "Hangi şehirden olursanız olun hepiniz hemşehrimizsiniz. Çünkü bizim için şehirler, bölgeler, ilçeler arasında herhangi bir şekilde fark yoktur. Hepimiz bu aziz ülkenin vatandaşlarıyız. Hepimiz bu toprakların evlatlarıyız" dedi.

Davutoğlu, toplantıya katılanların listesine baktığında büyük bir gurur duyduğunu, İstanbullu olmak yanında ülkenin her köşesinden gelen katılımcıları saygıyla selamladığını belirtti.

"Bugün çok müstesna bir gün yaşadık ve bu müstesna günü böyle aziz bir toplulukla bir arada tamamlamaktan da büyük bir onur duyuyorum" diyen Davutoğlu, ülkenin 7 Haziran sonrasında yeni bir seçime yürürken, kampanyalarını Almanya Düsseldorf'da başlattıklarını, sonra Samsun ve Erzurum'a gittiklerini, özellikle de bugünü İstanbul'a ayırdıklarını kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, bugün sabah namazını Eyüp Sultan Camisi'nde kıldığını, ardından belediye, il ve ilçe başkanlarıyla buluştuğunu, daha sonra Fatih sokaklarında dolaştığını, 4. sınıfa kadar öğrenim gördüğü Hacı Süleyman Bey İlkokulu'na gittiğini, ardından da buradaki komşularını ziyaret ettiğini aktardı.

Davutoğlu, "Aynı okulda okuduğum Siirtli Yusuf'la, İbrahim'le ve birçok Siirt'ten arkadaşımla yıllar sonra tekrar görüşmenin mutluluğunu yaşadım. Ben Konyalıydım, komşumuz Trabzonlu. Sokak arkadaşım Siirtli ya da ülkenin herhangi bir yerinden. Kimisi Kuzey'den, kimisi Orta Anadolu'dan, kimisi Doğu'dan. Emin olun o yıllarda hiçbirimiz birbirimize 'hangi ırktansın, hangi kökendensin' diye sormazdık. İstanbul sokaklarında 60'lı yıllarda her lehçe, ağız konuşulurdu ama ağızlardan nefret sözü çıkmazdı. Ağızlardan 'sen şucusun, bucusun' diye sözler çıkmazdı" şeklinde konuştu.

Kur'an-ı Kerim'i kendisine öğreten Erzurumlu Ali Çiçek Hoca'nın huzurunda bulunduğunu, ondan önce de Tokatlı Emin Saraç Hoca'yı ziyaret ettiğini anımsatan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Tokatlı, Kafkas kökenli, Erzurumlu, Siirtli, Konyalı hepimiz ortak bir hamurun mayası halinde asırlarca bu topraklarda yerleşmiş bir kültürün bugünkü yürüyen sahipleriyiz. Hepimiz başka ırmakların kıyılarından, başka dağların eteklerinden İstanbul'a geldik. İstanbullu olmaya geldik. İstanbul'da başka bölgelerden gelen kardeşlerimizle kaynaşmaya geldik. Anam rahmetlinin bir yere gittiğinde beni, bugün ziyaret ettiğim Beyhan teyzeye, kendi evladını hiç çekinmeden nasıl emanet ettiğini bilirim ya da Beyhan teyzenin ona. Aynı aşa kaşık salladığımızı bilirim. Siirtli, Konyalı, Diyarbakırlı olmak farklı bir şey değildir, yine değil. Kim bu şehirlerin arasına ayrım sokmaya kalkışırsa kalkışsın, kim ülkemizde farklı kimlik ve bölgeler üzerinden nefret tohumu ekmek isterse istesin işte şu salon dahi ve bu salonda hemen hemen 81 vilayeti temsil eden derneklerin temsilcileri dahi varlıklarıyla bütün bu tuzakları boşa çıkaracaklarının işaretini veriyorlar. Allah sizden razı olsun."

- "Kim fitne sokabilir bu topluluğun arasına?"

Ahmet Davutoğlu, Fatih'te Çarşamba pazarında yürüdüğünü, buranın çocukluğundaki gibi hala cıvıl cıvıl olduğunu belirterek, ne olursa olsun pazarların yerinden oynamaması gerektiğini, orada herkesin kaynaştığını, büyüyen şehir kültürünün, AVM'lerin insanları katmanlara böldüğünü söyledi.

Vatandaşların pazarlarda, camilerde, bayramda, iftarda, doğumda, nikahta, cenazede bir araya geldiğini dile getiren Davutoğlu, "Kim fitne sokabilir bu topluluğun arasına? Hayatı boyunca bir arada olanları ayırmak mümkün mü?" diye sordu.

Başbakan Davutoğlu, bugün Fatih'te yürürken yanına Suriyeli ve Iraklı vatandaşların geldiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Niyaz ile dua ile bu ülkeye bağlılıklarını ifade ettiler. Her sarılan yaşlı teyzem, amcam ya da genç bir kardeşimden bu ülkeye ait tek bir sitem duymadım. Tek kişiden öfke duymadım. İşte İstanbul kendisinde buluşanları dost eder. İstanbul kendisinde birleşenleri gönüldaş eder. İstanbul'a aşık olan İstanbulluya da aşık olur. Hem her birimiz bulunduğumuz şehri temsil etmekle gurur duyuyoruz hem de İstanbullu olmakla gurur duyuyoruz. Eğer şunu yaparsak, bulunduğumuz, geldiğimiz yerleri ortak kimliğini abartıp İstanbululuğu unutursak bir müddet sonra herkes kendi bölgesine, şehrine sıkışır kalır. Ama İstanbullu olmakla birlikte kendi şehrimizi unutursak bu sefer de sılayırahime saygı göstermemiş oluruz. Hem her birimiz geldiğimiz şehri temsil edeceğiz hem de hepimiz İstanbullu olacağız. İşte onun için günü öyle anlamlı bir şekilde noktaladık ki bütün bu tecrübelerden sonra Fatih Sultan Mehmet Hazretlerinin huzuruna da Ebu Eyyüb el-Ensari'nin de. Bütün bu ortak değerler etrafında Tillo grubuyla, bu mübarek insanlarla günü noktalamak da ayrı bir anlam ve önem taşır. Hepsine saygılarımı, muhabbetlerimi sunuyorum."

Tillo grubuyla Kurban Bayramı'nda, Hasan Paşa Hanı'nda bir araya geldiklerini hatırlatan Davutoğlu, arife günü Konya'da sılayırahim yaptığını, bayram namazını da Diyarbakır'daki Ulu Cami'de eda ettiğini söyledi.

Davutoğlu, toplantıda Diyarbakırlı dernek üyelerinin de bulunduğuna işaret ederek, "Emin olur Diyarbakır Ulu Cami benim için Mescid-i Aksa kokusunun sindiği mübarek bir mekandır ve oradaki kardeşlerim Mescid-i Haram'da omuz omuza verdiğimiz, asırlarca aynı kıbleye yöneldiğimiz o aziz kardeşlerim, ezeli ve ebedi kardeşlerimizdir. Hepimiz birbirimizin kardeşiyiz. Biri derse ki 'Şu Diyarbakır Ulu Cami'yi Bursa Ulu Cami'den ayıralım' Allah şahit, Mescid-i Aksa'yı Mescid-i Nebevi'den ayırmak mümkün değilse, Bursa Ulu Cami'yi Diyarbakır Ulu Cami'den ayırmak mümkün değildir. Buna da izin vermedik, vermeyeceğiz. Biri derse ki 'Diyarbakır Ulu Cami benimdir. İstanbul Süleymaniye ya da Edirne Selimiye senindir' ya da tersini söylerse birisi işte onlar bu vatana ihanet ederler. Onlar Ulu Cami'ye sinmiş ruha ihanet ederler" diye konuştu.

Diyarbakır Ulu Cami'de binlerce Diyarbakırlıyla kucaklaştığını ve her birinin kulağına "Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Bunlarla, bu bizi ayıranlarla mücadelenizde yanınızdayız" dediğini anlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ben Konya'da Hz. Mevlana'nın huzurunda ne kadar Konyalıysam, Diyarbakır'da Ulu Cami'de o kadar Diyarbakırlıyım. İstanbul'da Ebu Eyyüb el-Ensari'de o kadar İstanbullu, Fatih Camisi'nde o kadar Dersaadetliyim. Bizim ortak değerlerimiz. O Diyarbakır Ulu Cami'deki mübarek bayram namazından sonra Hasan Paşa Hanı'na geçtik, orada Grup Tillo bizi bekliyordu. O güzel ezgilerini bize orada da okudular. Ne kadar yürekten söyledi. Ne kadar yürekten konuştu Mustafa Kadaş gardaşımız. Bir marangoz, esnaf grubu olarak içlerinden gelen sesle bu grubu kurmuşlar. Hikayelerini dinledik. Ne güzel söyledi 'Bir değil bin canım olsa bu vatana feda olsun' dedi. İşte Diyarbakırlının sesi bu. Biz de diyoruz ki Mustafa Kadaş gardaşımız ve diğer tüm kardeşlerimiz adına, bir değil bin canımız olsa kardeşliğimiz adına feda olsun. Böyle güzel, aziz bir toplulukla beraber olmak başlı başına büyük bir gurur."

- "Dedelerimiz aynı namus davası için yola çıktılar"

Başbakan Davutoğlu, İstanbul'da yapılan siyasetin Türkiye'nin bütününü kapsadığını dile getirerek, "Rize'de, Eskişehir'de, Tokat'ta siyaset yapıyorsanız, o ili temsil edersiniz, o ile hitap edersiniz. O da çok büyük, aziz bir görevdir. Ama İstanbul'da siyaset yaptığınız zaman tüm Türkiye'ye hitap etmek zorundasınız. Tek bir bölgeye hitap etmeniz yetmez. İl başkanımıza teşekkür ediyorum beni böyle bir toplulukla bir araya getirdiği için. Çünkü burada size hitap ederken biliyorum ki Türkiye'de 81 vilayete hitap ediyorum. Bu başka hiçbir yerde mümkün değildir. Allah sizden razı olsun" dedi.

Bunun aynı zamanda, İstanbul'un insanları birleştirdiğine işaret eden bir gösterge olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"İstanbul bizi birleştirirken sakın ola ki mahallelerimizi, sokaklarımızı, kimliklerimizi ayırt etmeye çalışanlara fırsat vermeyelim. Burada siyasetin ötesinde bir şey söylüyorum. Mahallelerimiz nasıl eskiden beri ortak bir mayayı barındırmışsa hep barındırsın. Modern sitelerde yaşıyor olabiliriz. O siteleri İstanbul'un mahalle kültürüne dönüştürelim. Kimse evini başka bir komşusuna kapatmasın. Kimse yanındaki komşusunun dünyasından bihaber olmasın. İşte o zaman bu vatan, işte o zaman bu İstanbul yaşanır olur. Hele daha güzeli, bırakın annesinden Türkçe ninni dinleyerek büyürken çocuk, Diyarbakırlı komşusundan Kürtçe ninni duysun. Yunus Emre'nin deyişiyle, Feqiye Teyran'ın deyişi birbirine karışsın, ne zarar var bundan? Kime ne zarar gelir? İşte bizim İstanbul'u hakkıyla İstanbul kılarsak, bizi birleştiren bir şehir kılarsak, Türkiye'nin de bütünlüğünü de teminat altına alırız. Allah aşkına hangi Hakkarili İstanbul'dan vazgeçebilir? Kim bölücülük adına İstanbul'u Mardin'den koparmak isterse hangi Mardinli İstanbul'un Mardin'den koparılmasına razı olabilir? Olmaz. Çünkü bir Hakkarilinin, Hakkari'deki hakkı neyse İstanbul'daki hakkı odur. Bir İstanbullunun, Edirnelinin, İstanbul'daki hakkı neyse Hakkarilinin de odur. Çünkü Çanakkale Savaşı'nı veren o dedelerimiz bu haklar paylaşılsın, neredeyse miras kavgasına düşülsün diye o şehitlik şerbetini içmediler. Bir arada olunsun diye... Aynı namus davası için yola çıktılar. Allah aşkına Sütçü İmam'ın namus davasından, Şanlıurfa'daki namus davasına 'vurun Urfalılar namus günüdür' diyenler, Türk günü, Kürt günü, Alevi günü, Sünni günü demediler, 'vurun' dediler, 'namus günüdür, istiklal günüdür' dediler. Antepliler onun için ayağa kalktı. 'Vurun Antepliler' derken onlar hep bunu seslendirdiler. Antepliler, Maraşlılar, Urfalılar, 'Türk mü Kürt mü?' diye yanlarına bakmadılar. Hepsi bizim istiklalimiz, bizim namusumuz için ayağa kaktılar. Şimdi de 'vurun' demiyoruz, düşman işgalinde değiliz ama gelin birlik günüdür, gelin omuz omuza verme günüdür, bugün namus günüdür, birlik günüdür. Namusunu koruyamayanlar birliğini koruyamaz. Birliğini koruyamayanlar namusunu koruyamaz."

Davutoğlu, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı'nda düzenlenen sivil toplum kuruluşları (STK) buluşmasındaki konuşmasında, AK Parti dışında başka hiçbir partinin Türkiye'nin her yerinde aktif teşkilatı bulunmadığını dile getirerek, kim ne baskı yaparsa yapsın Türkiye'nin her ilçesinde AK Parti bayrağının dalgalanmaya devam edeceğini söyledi. Davutoğlu, AK Parti'nin Türkiye'nin birliğinin mayası, geleceğinin hamuru olduğunu vurguladı.

Salonda Karadenizliler ile Akdenizlilerin, Mezopotamya çocukları ile Balkan çocuklarının, Kafkas çocuklarının, Ege çocuklarıyla kardeş olduğunu ve kardeş kalacağını ifade eden Davutoğlu, salondakilere, "Sizden ricam, ola ki farklı partilere oy verenler olmuş olsa bile aranızda ya da çevrenizde, herkese bu mesajı iletin. Bu mesele, bir parti meselesi değil, siyasi tavır meselesi değil, artık bu mesele bir memleket meselesidir, memlekete sahip çıkma meselesidir. AK Parti, bir memleket meselesinin, memleket davasının adıdır" şeklinde seslendi.

Başbakan Davutoğlu, 13 yıllık AK Parti iktidarları döneminde hiçbir ilin, hizmette ikincil, tali ya da ötekileştilmiş olmadığını, her yere bölünmüş yol, havaalanı yapıldığını anlatırken, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yüksekova'ya da yapıldı. Terör tehdidiyle bir müddet inişlere ara verildi ama talimat verdim en kısa zamanda tekrar açılacak. Yüksekova'ya da yapıldı, Ordu'ya, Giresun'a da yapıldı. Hiçbir yere ayrımcılık yapılmadı. Baraj mı yapıldı, her yere yapıldı. Hatta terör örgütüne rağmen, bombalamalara, kaçırmalara, mayınlamalara rağmen Silvan Barajı yapıldı. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, biz Silvan Barajı'nı tamamlayıp halkımızın hizmetine sunacağız. Onlar ne kadar Yüksekova'yı, Hakkari'yi havaalanından mahrum etmek isterlerse istesinler, biz o havaalanını çalıştıracağız. Barış içinde o yaylalara inilecek, o mezralara çıkılacak. Her yere aynı aşkla hizmet ettik, her evladımıza aynı nazarla baktık. Diyarbakır'dan kaçırılan o güzel çocuklarımızı da şehit düşen yiğit kardeşlerimizi de hep bizim evlatlarımız olarak gördük. Yüreğimiz hepsine yandı. 'Gerekirse baldıran zehiri içeriz' diye Cumhurbaşkanımız bunun için zikretti. Emin olun, eğer bir gençliği kurtarmak mümkün olacak ise baldıran zehrinin kendisini de içmeye hazırız, hiçbir şekilde tereddüt etmeyiz. 'Bir can kurtulacaksa bizim canımız feda olsun' deriz."

- "Mesele, memleket meselesi"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, 7 Haziran seçimlerinden sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Hiçbir hükümette yer almayız" açıklaması yaptığını, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "AK Parti ile olmaz, bir blok var" dediğini, HDP'nin de AK Parti'ye karşı açık tavır sergilediğini ifade ederek, "Birisi 'Blok' dedi. Biri 'Hayır' dedi. Diğeri 'Terör' dedi. Ona karşı biz 'Birlik, dirlik, kardeşlik' dedik, 'Birlik ve uzlaşma siyaseti' dedik" ifadesini kullandı.

Hiçbir zaman millete küsmediklerini dile getiren Davutoğlu, ülkede herhangi bir yönetim boşluğu oluşmadığını, ülke ekonomisinde başıboşluk hissedilmediğini, terör saldırıları üzerine "Ülke sahipsiz" diye bir kanaat uyanmadığını söyledi.

Kendileri için meselenin, memleket meselesi olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Maalesef onlar için bir parti meselesiydi. Önemli olan AK Parti dışında bir parti bloğu oluşturmaktı CHP için. Bahçeli için sorumluluk almamaktı. Hele hele HDP için... Türkiyelileşmek diye halkımızdan oy alan bu parti, 9 Haziran'dan itibaren 'Silahlanın. Ayaklanın. Biz terör örgütüne sırtımızı yasladık' diye apayrı bir havaya girdi. Neden? Çünkü dışarıdaki bazı odaklar 7 Haziran seçimleriyle birlikte Türkiye'de bir belirsizlik olduğu, Türkiye'nin AK Parti'nin dışında bir yola gireceği gibi bir vehime kapıldı. Çakallar puslu havayı severlermiş. Hemen bu çakallar, Türkiye'de DEAŞ, DHKP-C, PKK, 20 Temmuz'da hepsi birden saldırıya geçti. DEAŞ, 32 vatandaşımızı katletti. Bölücü terör örgütü Adıyaman'da askerimizi, Ceylanpınar'da 2 polisimizi şehit etti, sırf sakallı diye bazı sivil vatandaşlara saldırılar oldu. Öbürü de İstanbul sokaklarında silahlı gösteri yapmaya kalktı. Burada bulunan bütün vatandaşlarımızın, hemşehrilerimizin geldiği yerlerde kaygılar duyulmaya başlandı. 'Mademki bu çakallar puslu havayı sever, biz de o çakallara puslu havanın bedelini ödetiriz' dedik ve gereğini yaptık. 'Mademki bu çakallar bize bedel ödetmeye, kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışıyorlar onlara biz o bedelin daha fazlasını ödetiriz' dedik, Kuzey Irak'ta Kandil'de PKK'yı, Suriye'de DEAŞ'ı, Türkiye'nin içinde de bütün şer odaklarıyla mücadeleye karar verdik ve kararlılıkla bugüne kadar da sürdürdük."

Davutoğlu, salonda bulunanlara huzur içinde işlerini yapmaları tavsiyesinde bulunarak, "Türkiye'ye olağanüstü bir hal yaşatmayız. Demokrasiden, insan hak ve özgürlüklerinden bir an dahi taviz vermeyiz. Hiçbir şekilde 13 yıllık kazanımlardan geriye dönüş olmayacak. Bu ülkede hiç kimse etnik ve kimliği dolayısıyla dışlanmayacak, ötekileştirilmeyecek, tahkir edilmeyecek, ayrımcı bir muameleye uğramayacak. Herkes Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin eşit vatandaşları olma onurunu yaşayacak. Kürtçe konuşsun, Türkçe konuşsun, hangi dilde konuşursa konuşsun, yeter ki kardeşlik diliyle, muhabbet diliyle konuşsun" dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Davutoğlu, 1 Kasım seçimlerinin önemli olduğunu ifade ederek, "Hepsi tekrar çekilseler köşelerine, 1 Kasım'dan önce veya sonra hepsi tekrar küçük siyasi hesaplar içine girseler dahi bir an bile bencilce şahsımızın, partimizin hesabını yapmayacak, memleket meselesi ortada dururken, hiçbir başka meselenin peşinden yürümeyeceğiz" diye konuştu.

1 Kasım'da Çanakkale'de omuz omuza verenlerin torunlarının bir araya gelip omuz omuza vermesi gerektiğini anlatan Davutoğlu, sadece oy istemediğini belirterek, "Sizden memlekete, memleket meselesine sahip çıkmanızı istiyorum. Memleket bir oy meselesi değil ama bir oyla memlekete sahip çıkılacağının iradesini göstermenizi istiyorum. 1 Kasım'da eğer bu konuda bir tereddüt gösterilirse, 1 Kasım'da hepimizin ait olmak dolayısıyla şerefyar olduğumuz bu aziz ülkenin kaderi üzerinde oyun oynamak isteyenlere fırsat verecek o puslu havaların devamı söz konusu olursa, bedelini çocuklarımız öder. Puslu havaları dağıtalım, aydınlık bir geleceğe hep beraber el ele yürüyelim" diye konuştu.

7 Haziran'da baskıların olduğunu, şimdi ise tüm tehdit ve baskıların karşısında dimdik ayakta durma vakti olduğunu dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Hepimizin ortak namus davamızı koruma vaktidir. Bu dava vatanın bekası, birliği davasıdır. Birileri Türkiye'yi etrafındaki ülkeler gibi kaosun içine çekmek isterse ona karşı da dimdik durur, o kaostan ülkemizi uzak tutmaya, bütün bu kaostan kaçıp gelen o mazlumlara sahip çıkmaya da devam ederiz. Ama güçlü bir Türkiye olmazsa bu topraklarda sağlam adımlarla yürümeyiz. Türkiye herhangi bir ulus devletin adı değildir. Türkiye mazlum milletlerin adıdır.Türkiye Selçuklu'dan Osmanlı'ya, hatta ondan öncesinde hicret yürüyüşünü gerçekleştiren sahabeden bugüne kadar gelen bir değerler silsilesinin adıdır. Silahlı kuvvetlere peygamber ocağı, askerine Mehmetçik diye Hazreti Peygamber'in adına veren başka bir ordu var mı? Mehmetçik Kürtse de Mehmetçiktir Türkse de Mehmetçiktir. Balkan muhaciri Boşnaksa da Mehmetçiktir, Kafkas muhaciri Çerkezse de Mehmetçiktir. Sünni de olsa Alevi de olsa Mehmetçiktir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir etnik grubun, bir ırkın devleti değil ortak geleneğin devletidir.

Bana sordular; 'Herkesin devleti var. Niye Kürtlerin yok?' Bunu diyenler tarih bilmez. Kürtlerin bir devleti var. O devletin adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Başka da bir devlet yok. Madem ki İstiklal Harbi'nde beraberdik, madem ki Çanakkale'de beraberdik. Bir Konyalı olarak bu devlette ne kadar hak sahibiysem, Toroslar'da bir Türkmen, Yörük çocuğu olarak bu devlette ne kadar hak sahibiysem, Fırat kenarındaki, Dicle kenarındaki bir Kürt kardeşim de benim kadar bu devlette hak sahibidir, hak sahibi olmaya devam edecektir. Eğer onların hak sahibi olmalarına bir nebze halel gelirse Kürtlerden önce ben, Toros çocuğu olarak kalkar ona gereken cevabı veririm. Yine soruyorlar; 'Kobani'nin sahibi kim?' Bayırbucak Türkmenlerinin sahibi ne kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'yse, Hasaki'nin, Kobani'nin, Erbil'deki Kürtlerin de sahibi o derece Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Başka da bir sahibe ihtiyaç yoktur. Kerküklü kardeşlerimiz bugün kucaklaştı. Kerkük'teki Türkmen, Arap, Kürt hepsi dönüp yönlerini niye Türkiye'ye geliyor. Niye Arap olduğu için başka bir ülkeye gitmeyip de Suriyeli, Türkiye'ye geliyor. Niye Kürt Suriye'den, Kobani'den kaçtı da Türkiye'ye geliyor, başka bir yere gitmiyor? Çünkü biliyor ki Anadolu, ana kucağıdır. Çünkü biliyor ki İstanbul hepimizin ortak payitahtıdır. Çünkü biliyor ki bu topraklara sığınıldığında kucak açılır."

- "Çıktığımız yoldan dönmedik, dönmeyeceğiz"

New York'taki temaslarına da değinen Davutoğlu, Türkiye'nin Suriyelilere sahip çıkmasından dolayı bir kez daha gurur duyduğunu dile getirdi.

BM'de Filistin'in devlet olarak tanınması ve Filistin bayrağının göndere çekilmesinden dolayı duyduğu mutluluğu anlatan Davutoğlu, Türkiye'nin güçlü olması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Onun için saldırıyorlar. Emin olun biz Filistin'i savunmasaydık, Suriyeli mazlumlara, Somali'ye sahip çıkmasaydık, Arakan'a gidip Arakanlı'ya Esselamu Aleyküm demeseydik, belki bugün bu terör belasını başımıza sarmazlar, belki sayın Cumhurbaşkanımızı, beni ve AK Parti'yi böyle kara listelere almazlar, dünyada saldırıya maruz kalmazdık. Ama biz saldırıya maruz kalmak pahasına, her türlü tehdide maruz kalmak pahasına, gerekirse canımız pahasına çıktığımız yoldan dönmedik, dönmeyeceğiz."

Yaşanan acıların ancak istikrar, güç ve merhametle deva bulabileceğini kaydeden Davutoğlu, herkesi 1 Kasım'da vatandaşlık görevini yapmaya davet etti.

Başbakan Davutoğlu, konuşmasını, "Biz o devanın adresinin AK Parti olduğunu biliyoruz, siz de biliyorsunuz. Herkesi sandık başına gitmeye, vatandaşlık vazifesini yapmaya davet edin. Biz size güveniyoruz, biz bu ülkenin her bir vatandaşına, her bir kardeşimize güveniyoruz. Allah kardeşliğimizi baki, devletimizi kaim, milletimizi daima hak yolunda yolcu ve daim eylesin" diye tamamladı.

AA

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin