Şimdi de azot kirliliği çıktı
Su, hava, nükleer kirlilik derken, yaşamın vazgeçilmez elementi azotun da kirliliği var. Endüstrileşmenin istenmeyen ürünlerinden olan azot kirliliği her geçen gün artıyor…
ALEV RİGEL / alev.rigel@paradergi.com.tr
İSTER İngilizce "nitrojen", ister Fransızca "azot" deyin. Gaz halindeki bu madde olmadan insanoğlu yaşamını sürdüremezdi. Soluduğumuz havadaki yüzde 78 oranıyla, yüzde 21'lik oksijeni dengeliyor ve rahat nefes almamızı sağlıyor. Azot olmasaydı, oksijen ciğerlerimizi yakardı.
Elde edilme maliyeti çok düşük olduğundan akkor lambalarda argon gazına alternatif olarak kullanıyoruz. Aksi halde yüz milyonlarca insan pahalı argon lambaları satın alamaz, karanlıkta kalırdı.
Gıda maddelerinin paketleri içine koyuyoruz. Uzun süre dayansın ve taze kalsın diye. Yoksa ağız tadımız bozulurdu. Saf azottan, katkı maddesi olarak bile yararlanıyoruz. Son zamanlarda Avrupa Birliği, E941 kod numarasıyla azotu, besin maddelerinin katkı maddesi olarak kabul etti.
Gübre yapımında kullanıyoruz. Kullanmasaydık, milyarlarca insanı doyuracak kadar besin maddesi yetiştiremez, üretemezdik.
Paslanmaz çelik yapımında önemli bir madde. Azot olmasaydı yüksek ve sağlam binalar yapamaz, barajlar, köprüler inşa edemezdik.
Uçak lastiklerinin güvenli olmasından yakıt sistemlerine, yüksek voltaj ekipmanlarından elektronik malzemelere, soğutucu olarak bilgisayar donanımlarından dermatolojiye, farklı biyolojik örneklerin dondurularak korunmasından korozyonun önlenmesine kadar aklınıza ne gelirse azotun katkısı ve rolü çok büyük.
Ama bu kadar geniş ve faydalı kullanım alanı olan azotun, kirliliğe yol açacağını hiç düşünmüş müydünüz?
Denizleri, gölleri, akarsuları olan her ülke, bu sorunla karşı karşıya. Ama en çok denize kıyısı olan yerleşim birimleri tehdit altında. Azot ve fosfor, sudaki ekosistemin bir parçası. Ne var ki fazlası, hem havada hem suda kirliliğe neden oluyor. Havadaki azot kirliliğini pek göremiyoruz ama sular, bu kirlilikten dolayı yeşil renk alıyor veya köpürüyor. Çok fazla azot, suda yosunların hızla çoğalmasına yol açıyor. Ekosistem, bu kadar çok yosunla başa çıkamıyor. Bu da suyun kalitesini bozuyor, sudaki diğer canlıların yaşamalarına yetecek oksijen bırakmıyor. Bu durum insanlar için de tehlikeli. Bakteri ve toksin içeren bu sularla temas edenler, içme suyu kaynağı olarak kullananlar, bu sularda dolaşan balık ve diğer canlıları yiyenler hasta oluyor.
ABD'de yetkililer, sorunu halka anlatmak için büyük çaba harcıyor. Çünkü bu sorun, diğer çevre kirliliği yaratan sorunlardan daha ciddi. Bu sular, yeraltı içme sularına sızdığında, milyonlarca insanı tehdit eder hale geliyor. Zira içme suyunda çok az miktarda bulunabilecek azot miktarı bile binlerce insanı hasta etmeye yetiyor.
Amerikan hükümeti, "Yeşil su mu, temiz su mu?" kampanyasıyla halkı bilinçlendirmeye çalışıyor. Yeşil, doğa için istenen bir renk. Ama su için değil. Rengi yeşil sular gördüğünüzde bunu bir "doğa harikası" olarak görmeyin. O sular masum değil. ABD'de plajlara uyarı levhaları asılarak halktan yardımcı olması isteniyor. Bunun için kıyılardaki sulara 0-100 arası numara veriliyor. 100, en mükemmel, en sağlıklı su demek. Çevrenizdeki suyun 0 not almasını istemezsiniz. Üstelik bu ölçüm, bakteri oluşumlarını hesaba katmıyor.
Pekiyi bu azot kirliliği nereden kaynaklanıyor? Neredeyse her yerden. Göz alabildiğine uzanan tarlalar, bu tarlalarda aşırı gübre kullanımı, toprağın erozyona uğraması, orada burada kalmış çöp yığınları, arıtma tesisleri, karayollarındaki aşırı trafik, elektrik üretimi, endüstriyel etkinlikler, fosil yakıt tüketiminin artması, sabun/deterjan kullanımı ve neredeyse her tür insan faaliyeti, bu kirliliğe sebep oluyor. Havadaki kirlilik de, görüş mesafesinin kısalması, bitkilerin büyümesini yavaşlatması, nefes alma güçlükleri olarak kendini belli ediyor. Havadaki azotun da yağmurlarla diğer su kaynaklarına karışması, sorunu daha da ağırlaştırıyor.
Çeşit çeşit kirlilik
Hava
Dünyanın oluşumu kadar eski bir kirlilik. Çünkü rüzgarlarla atmosfere karışan toz da istenmeyen bir durum. İnsanoğlu ilk kez ateş yakmayı başardığında da bu kirliliği körüklediğinden habersizdi. Yine de İngiltere'de 1760'larda başlayan, 1840'lara kadar süren Sanayi Devrimi'ne kadar insanlar rahat nefes alabiliyordu. Fakat devrimle bütün dünyada tütmeye başlayan yüz binlerce fabrika bacası, bazı kasabaları yaşanmaz hale getirdi. Bir örnek vermek gerekirse, ABD'nin Pennsylvania eyaletindeki Pittsburg kenti, 1960'lara kadar baca dumanlarının kabus gibi çöktüğü bir kentti. 1987'de ABD'nin en temiz havası olan üçüncü kenti olarak rekor kırdılar.
Su
Suyun kalitesini ve saflık derecesini düşüren her tür kirlilik. Kimyasal maddelerin suya bulaşmasıyla da ortaya çıkıyor, bakterilerin üremesiyle de. Okyanuslarda, göllerde, akarsularda ve yeraltı su rezervlerinde bile görülebilir. Toprak erozyonundan, çöp ve benzeri atıkların doğru ve sağlıklı bir şekilde toplanıp imha edilememesinden, organik maddelerin çürümesinden kaynaklanabilir. Bu durum, bütün dünya sularının sadece yüzde 3'ünü oluşturan içme suyu kaynaklarının da tehlikeye düşmesi anlamına gelir.
Toprak
Toprağı, ekilemez, ağaç yetiştirilemez ve faunayı (ekolojik olarak belirlenmiş bir yaşam alanında bulunan hayvan türlerinin tamamını) destekleyemez hale getiren kirlilik. Toprağa başka bir hafriyattan alınmış toprakları yığmak, zararlı atıkları bilinçli ya da bilinçsiz biçimde dökmek, madencilik çalışmaları yapmak, ağaçları kesmek, evlerin bulaşık ve çamaşır deterjan atıklarını doğaya salmak, bu kirliliğin başlıca sebepleri. Bu kirlilik, çölleşmeye kadar uzanabilir.
Gürültü
İnsan etkinliklerinden kaynaklanan ve kabul edilebilir ses düzeyini rahatsız edici biçimde aşan kirlilik. Sebepleri; kara, hava ve demiryolu trafiği, fabrikalar, üretim tesisleri, inşaat veya yıkım işleri, konserler vs'dir. Bu kirliliğin bir kısmı geçici bir kısmı da kalıcıdır. İnsanlarda işitme kaybına, yaşam tarzında kalitenin düşmesine neden olur. Vahşi yaşam bile bundan olumsuz etkilenir.
Radyoaktif
Nadir görülen, fakat görüldüğü zaman da öldürücü olabilen kirlilik. Bu tür kirliliğin verdiği zararları tersine çevirmek imkansız denecek kadar zor olduğundan bunlar hükümetlerin başlıca meselesidir. Nükleer santrallerdeki kazalardan ve sızıntılardan, nükleer atıkların zararsız bir şekilde depolama güçlüğünden, uranyum madenlerindeki faaliyetlerden kaynaklanabilir. En gerçekçi örnek, Çernobil kazasıdır. Ukrayna'da 1986'da oluşan patlama sonrasında bugün hala santral çevresinde sebebi anlaşılamayan yangınlar çıkıyor. İnsanlar radyasyondan hayatını kaybediyor.
Termal
Aşırı sıcaklığın neden olduğu ve istenmeyen etkileri uzun vadede görülen kirlilik. Dünyanın zaten doğal bir ısı dönüşümü bulunuyor. Bu dönüşümü bozmak, daha doğrusu ısıyı artırmak, dengeleri altüst ediyor. Bazı termal kirlilikler belirli bir bölgeyle sınırlı. Bazıları da çok daha geniş alanları etkiliyor. Elektrik santralleri, hava kirliliğinin atmosferde hapsettiği ısı, ormanlık alanların talan edilmesi, gelişigüzel kentleşmenin neden olduğu beton yığını binalar, ısıyı artıran etkenler.
Işık
İhtiyaç olan ışıktan fazlasının kullanılmasıyla oluşan kirlilik. Mega kentler, reklam panoları, gece yapılan sportif faaliyetlerin ışıklandırması, eğlence hayatının gösterişli ışık bolluğu, insanları rahatsız ediyor. Büyük şehirlerde ışık kirliliği yüzünden komşular birbiriyle mahkemelik bile oluyor. Birkaç bin kişinin yaşadığı kırsal kesimlerdeki yerleşim birimlerinde ise böyle bir sorun olmuyor.
Görsel / Kişisel
İstenmeyen, çirkin görüntülerin sebep olduğu kirlilik. Sağlık açısından pek fazla sakıncası olmasa da çirkin bir binayı, sokağımızda direkten direğe uzanan onlarca sarkık kabloyu, billboard'ları, terk edilmiş yerleri, ihmal edilmiş bölgeleri görmek istemeyiz. İnsanların sigara içerek, çevresindekilerin rahat nefes almalarını önlemesi de kişisel kirliliğe giriyor. Alkol ve uyuşturucu kullanmak gibi kötü alışkanlıklar, çirkin yaşam şartları ve kötü davranışlar da diğer örnekler.